Yeni Asya'dan kimler çıktı kimler?!

Yeni Asya'dan kimler çıktı, nasıl bir mektep olabildi Yeni Asya gazetesi, Bilal Eren'e sorduk.

Yeni Asya'dan kimler çıktı kimler?!

Bilal Eren Bey'e Yeni Asya'nın yakın çevresindeki dostlarını, arkadaşlarını sorduk. Sağolsun, kırmadı cevapladı:

Efendim Yeni Aysa ailesinden Safa Mürsel ile eskilere dayanan arkaşlığınız var, hakkında neler söylersiniz?

Tanışıklığımız, 1970’li yıllara dayanır. İlk tanıştığımız sıralarda İstanbul Hukuk Fakültesinde okumakta ve Topkapı’daki Atatürk Öğrenci Yurdu’nda kalmakta idi.

Tanıdığım ilk günden bu yana istikrarlı, kendi içinde tutarlı bir hayat, düşünce ve hizmet tarzı takip etmiştir ve etmektedir. İfratları olmayan mutedil bir yaratılışa sahiptir. Ciddiyetle samimiyeti çok dengeli bir şekilde mezcedebilmiş nadir şahsiyetlerden biridir.

Bir grup arkadaşla birlikte bir süre aynı mekanda kalmışlığımız olmuştur. ‘Bediüzzaman ve Devlet Felsefesi’ kitabını bu sıralarda hazırladığını hatırlıyorum. Bence bugün için bile önemini koruyan çok güzel bir çalışmadır. İlk hazırlandığı zamanlar itibariyle ise fevkalade denebilecek bir çalışmaydı. Bana göre o çalışmanın fihristi bile başlıbaşına bir değerdir.

Üslûpkâr, kuvvetli bir mantık dokusuna sahip, gözlemleri objektif, tahlil gücü kuvvetli, ikna kabiliyeti yüksek, kendisiyle iftihar ettiğimiz bir arkadaşımızdır.

Türkiye –belki de dünya- çapında sözü referans kabul edilebilecek mükemmel bir akademisyen olabilirdi. Fakat onunla aynı kuşaktan sayılabiliriz. Bu konuda kaderlerimiz birbirine yakın gelişmiştir denebilir. Şartlar onun da akademisyen olmasına izin vermemiştir. Bu durumda olan başka arkadaşlarımız da vardır.

Fakat belki de böylesi, kendisi hakkında da, hizmeti için de daha hayırlı olmuştur, diyebiliriz, zaten belki de öyle dememiz gerekir. Avukat olarak, yazar ve düşünür olarak, vakıf yöneticisi olarak ve başka faaliyetleriyle çok hayırlı, faydalı hizmetler vermektedir. Hayırlı hizmetlerinin devamını diliyorum.

İhsan Atasoy Bey?İhsan Atasoy

En kadim arkadaşlarımdandır. Arkadaşlığımızın başlangıcı elli seneye yaklaşmaktadır. Dile kolay, bir ömür demektir.

1963 yılında girdiğimiz İstanbul İmam- Hatip Okulu’nda 1964’den 1970’de mezun oluncaya kadar aynı sınıftaydık.

Aynı yıl İstanbul Yüksek İslam Enstitüsüne girdik. Dört yıl da orada aynı sınıfta okuduk ve aynı evde kaldık. Yedek Subay olarak yaptığımız askerliğimizin eğitim devresinde dört ay Tuzla Piyade Okulunda aynı bölükte olduk.Ona, kura’da benim ilçem çıktı ve Yedek Subaylığını Kandıra’da yaptı.

Askerden sonra yine aynı bünyede çalışmaya başladık. Altı sene kadar aynı çatı altında çalıştık. Sonraki zamanlarda inişli çıkışlı da olsa irtibatımız devam etti. Seyrek de olsa haberleşebiliyoruz.

Elli yıla yaklaşan bir arkadaşlıkta elbette anlatacak çok şey bulunur. Çocukluk hatıraları daha masumdur. Onun için çocuk denilebilecek 15’li yaşlara ait bir hatıra aklıma geldi onu anlatayım.

İstanbul İmam Hatip Okulu’nun ikinci sınıfını iyi derece geçtiğimizi bildiren karnelerimizi aldık. Haziran ayı idi. Kendimizi ödüllendirmek için ikimiz Sirkeci’den kalkıp boğazın iki yakasındaki bütün iskelelere uğrayarak iki saatte Boğazın sonuna kadar gidip tekrar aynı şekilde geri dönen ve bu sebeple ‘Dilenci Vapuru’ denen vapura bindik.

Rumeli Hisarı, Bebek, Ortaköy sahillerinden geçerken villalar gördük. Bahçesindeki fıskiyeli havuzlar etrafında binbir çeşit, rengârenk açmış çiçekler ve yeşillikler içinde dolaşan insanları imrenerek seyrettik. Bizim gibi köylü çocuklarının gözünde âdetâ Okulda okuduğumuz Cennet’le ilgili manzaraları görmüş gibi olduk.

O hâlet-i rûhiye içinde olacak ki ve öyle bir imkana kavuşmayı dünyada mümkün görmemiş olacak ki işaret parmağını onlara doğru uzatıp sallayarak bir nevi tehdit edası ile İhsan’ın dilinde şu sözler gayri ihtiyari dökülüverdi:

-Ulan, ahirette biz size gösteririz!

Evet, bu hatırayı hiç unutmadım. Çok spontane, samimi, biraz da çocukça idi, zaten biz de çocuktuk.

Cemal UşşakCemal Uşşak Bey’le hatıralarınız var mıydı?

İstanbul İmam-Hatip Okulu’nda okurken tanıştık. Benden iki – üç yaş küçük ve üç devre sonra idi. İmam Hatib’e girmeden önce hafızlık yapmış. Recep Tayyip Erdoğan’la aynı devre ve aynı sınıfta idi.

1967 yılıydı. İmam-Hatip’in yurdunda kalıyorduk. Ben beşinci sınıftaydım, o ikinci sınıftaydı. Yurtta her sınıfın yatakhanesi ayrıydı. Bizim talebelik yıllarımızda bir üst sınıf ile bir alt sınıf talebeleri arasındaki münasebet abi kardeş münasebetinin çok ilerisinde ve üstündeydi. Büyükler küçüklere büyük bir sevgi, şefkatle davranır, her türlü ihtiyaçlarını ellerinden geldiği kadar karşılamaya çalışır, küçükler de ağabeylerine bugünkü nesillerin anlayamayacağı kadar büyük bir saygı ve hürmetle muamele ederlerdi.

İkinci sınıfların yatakhanesi dolmuş, bizde de bir kişilik boş yer kalmış. O boş yer de benim yattığım ranzanın alt katıydı. Onu oraya yerleştirmişler. Yanlış hatırlamıyorsam iki kişiye bir dolap düşüyordu.

Ben o sıralarda Risale-i Nur’ları yeni tanımıştım. Küçük cep kitapçıkları vardı. Yeni tanımışlığın heyecanı ve büyük bir iştiyakla onları okuyordum. Bazen, herkes uyurken gece yarılarına kadar gece lambası ışığında gözlerimin çapaklanması bahasına okuduğumu hatırlıyorum. O kitaplara çok önem veriyor, hazine bulmuş gibi büyük bir itina ile adeta kitapların üzerine titriyordum. Zaten gerçekten de bir hazine bulmuştum, ama o zamanlar tam olarak şuuruna varamasam da demek ki ruhum onu hissetmiş. İlk okuduğum kitapçık ‘Hastalar Risalesi’ idi. Onu okuyunca hasta olmayı çok istediğimi hatırlıyorum. Sonradan başkalarından da duyduğuma göre benim o duygumu yaşayan çok kişi olmuş.

Sonradan onun anlatmasından anladığıma göre benim bu halim Cemal’i etkilemiş. O da bu kitaplara merak salmış. Derken öylece tanışmış ve daha da yakınlaşmış olduk. Sonraki zamanlarda bu yakınlığımız devam etti.

Demek ki Cemal Uşşak’la arkadaşlığımızın başlangıcı da 45 seneye yaklaşıyor. Hiç de az bir zaman değil. Münasebetlerimiz hep belli bir saygı - sevgi çerçevesinde olmuştur. Birbirimizi incitecek bir söz ve davranış hatırlamıyorum. Halen, bütün samimiyetimle candan sevdiğim, çalışmalarını büyük bir takdir, hayranlık ve dua ile takip ettiğim, kabiliyetli, becerikli, beşeri münasebetleri çok mükemmel, kibar, nazik, yaşı genç olsa da nesli tükenen bir Osmanlı Efendisi edasına sahip, kendisiyle her zaman iftihar ettiğim bir kardeşim, bir arkadaşımdır.

Cenab-ı Hak, hayırlı, bereketli, uzun, hizmetle dolu, rızasına muvafık bir hayat nasib eylesin. Amin

Mehmet Dikmen?

İhsan Atasoy gibi Mehmet Dikmen’le de 1963’de girdiğimiz İstanbul İmam Hatip Lisesi’nde, mezun olduğumuz 70’e kadar aynı sınıfta okuduk.

Kendisi, çok zeki, çalışkan; başkalarıyla, kendini ilgilendirmeyen işlerle değil, sadece kendi işi ve kendi konusuyla ilgilenen bir arkadaşımdır. İstikrarlı ve tutarlı bir düşünce ve hayat tarzı olmuştur. Aşırılıklardan uzak, mutedil bir anlayış ve yaşayışa sahiptir.

Nedense, bir ömür denebilecek uzunlukta arkadaşlığımız olan insanlarla ilgili belli bir hatıra aklıma gelmiyor. Zannederim bu yine ‘şiddet-i zuhurundan gizlenmiş’ hatırlatması yapıyor.

Hangi konuda olursa olsun fikir bakımından müştereklerimin en çok olduğu kişilerin başında gelir diyebilirim.

Ya Ahmed Şahin?

1967’de tanıdım. Ben İHL 5. sınıfta talebe idim. Kendisi Laleli Camii’nde müezzindi. İlk tanıştığımız zamandan bu güne münasebetlerimiz belli bir seviyenin üzerinde devam etmiştir, etmektedir. Benim nazarımda kendisi bir istikrar abidesidir. Çizgisinde kırıklık olmamıştır. Hadiselere objektif bakmaya çalışır, aşırılıklardan ve duygusallıktan mümkün mertebe uzak, bilgi ve fikir bazında yaklaşır.

Yanılmıyorsam 1968 yılında haftalık İttihad gazetesi yayınlanmaya başladı. Orada yazı yazıyordu. Sonra 1970’te günlük Yeni Asya gazetesi yayınlanmaya başladı orada da ilk günden itibaren yamaya başladı ve 1982 yılına kadar devam etti.

Halen de -bildiğiniz gibi- Zaman’da yazmaya devam ediyor. Bu zaman zarfında çok badireler yaşandı. Ama o her zaman dengeli, istikrarlı, sakin tavrıyla bu badireleri kazasız belasız atlatmayı başardı.

Necmeddin Şahiner?

Kendisiyle 1967’de tanıştık. Ben İmam Hatip’te okurken o, İstanbul Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okuyordu. Aynı evde bir yıl beraber kaldık. Çok cömert, vefalı, arkadaş canlısı bir zattır. Şöyle derdi: “Benim arkadaşım ben olmadığım zaman ihtiyacı olduğunda bana ait bir ceket veya pantolonun cebinden para alabilmeli, ben de ondan izinsiz cebinden para alabilmeliyim.”

Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin hayatının bilinmeyen taraflarını açığa çıkarmak için onun kadar çalışmış ikinci bir kişi bilmiyorum. Elbette bu konuda yazmış birçok kişi var. Ama onunki ilklerden ve tamamen araştırmaya dayalıdır. Bu uğurda çok zaman ve emek harcamış, çok zahmet çekmiştir. Bunu gerçekleştirmek için Türkiye’de ve Türkiye dışında çok yer gezmiştir. Kendisini, Üstadın hayatının daha iyi bilinmesi için adamıştır, diyebiliriz. Allah, hayırlı, bereketli ve uzun ömürler versin. Amin.

Suad Alkan?

Suad Alkan’ı 1975’li yıllarda tanıdım. Yeni Asya’da çalışıyordu. Gündemdeki konular hakkında araştırma dosyaları hazırlıyordu. Bunlar gazetede tefrika olarak yayınlanıyor, sonra uygun görünenler kitaplaştırılıyordu. Ortalıklarda pek görünmeyen, sessiz, sakin, kendi halinde, istikrarlı ve devamlı çalışan, az konuşan, edebiyat, şiir, sanat ve felsefeye özel bir merakı olan bir kişidir. Daha çok sembolik yazdığı için herkes tarafından anlaşılamayan şiir ve yazıları vardır. Zaten onun da herkes tarafından anlaşılmak gibi bir derdi yoktur.

Elli yaşından sonra Paris’te bir üniversitede (belki de Sorbon’da) yanılmıyorsam sanat felsefesi üzerine doktora yaptı. Kendisi Bediüzzaman Hazretleri’ni ziyaret etmiştir.

Son olarak Salih Suruç ismini sorsak?

Salih Suruç; Urfa İmam Hatip Okulu’ndan sonra İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’ne girmişti. Bizden bir devre sonra idi. Mezuniyetten sonra o da Yeni Asya bünyesinde çalışmaya başladı. Aynı mekanda birlikte çalıştık. Ona Peygamberimizin hayatını yazma görevi verilmişti. Yazıldıktan sonra geniş bir heyet huzurunda okundu ve gerekli düzeltmelerden sonra yayınlandı. Yanılmıyorsam, hicretin 1400. yılı münasebetiyle açılan bir siyer yarışmasında derece aldı.

 

Mehmet Said Fidan konuştu

Yayın Tarihi: 02 Ekim 2011 Pazar 03:30 Güncelleme Tarihi: 20 Kasım 2011, 21:09
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26