Yazdığı naat şairin şiirini ve ruhunu taçlandırır

Sözlerin en güzeli O’na söylendiğinde daha bir anlam kazanıyor. Naatlar ve naat geleneği üzerine Mustafa Uçurum yazdı.

Yazdığı naat şairin şiirini ve ruhunu taçlandırır

Naatlar dilimizin, ruhumuzun ve kalbimizin şifasıdır. Bir şair O’nu anlattığı zaman görür ki sözcükler daha bir kanatlanır, anlama bürünür, zenginleşir. Sözlerin dile düştüğü günden bu yana Peygamber sevdasıyla söylenmiş her söz, çağlar aşıp günümüze kadar doludizgin ulaşmıştır. Bu, sözün gücünden daha çok Resûl’den sözlere akseden himmetin bir yansımasıdır.

Şairin naatla imtihanı

Naatların tarihine inecek olursak birbirinden eşsiz eserler, yüzyıllara meydan okuyarak günümüze ulaşmıştır. Birçoğunun klâsik değerde olduğu naatların yanında yaşadığımız zamanda da sözler en nadide şekilde onu anlatmayı sürdürüyor. Aynı zamanlarda yaşadığımız için aşinalığımızın daha ziyade olduğu naatların başında Nurullah Genç’in “Yağmur şiiri gelir.

Nurullah Genç bu şiiri hangi ortamlarda, nasıl bir ruh haliyle yazdığını zaten sık sık anlatır uygun ortamlarda. Tokat’ta yapılan bir programda amcasıyla yaşadığı bir anıyı da paylaşmıştı dinleyicilerle. Seyyid torunu olan amcası “Yağmur” şiirini yazdığını duyunca, “İşte şimdi şair oldun Nurullah.” demiş kendisine. “Sözün taçlanması, kalbin mutmain olması ancak O’nu anlatmakla mümkün olduğundan böyle demişti amcam.” diyerek şairlerin sözlerine naatlarla ruh katacaklarını söylemişti.

Şöyle bir bakacak okursak naat yazan şairlere, zaman mefhumunu da aradan kaldırıp, şiirlerinin neredeyse en önünde yer alır yazdıkları naatlar. Adı kaside, naat ya da mevlid olur, çok da önemli bir ayrıntı değildir bu. Hepsinin ortak noktası, Efendimizi en güzel ifadelerle anlatıyor olmasıdır.

Naatlar, kasideler, mevlidler

Yüzyıllar boyunca İslam coğrafyasında Peygamber Efendimiz için yazılan şiirler daha bir dikkate değer bulunmuş, şairlerin bu eserleri baş tacı edilmiştir. Fuzuli, tüm zamanlara seslenen bir şairdir ama onun “Su Kasidesi, günümüzde de büyük bir hürmetle okunan, şairine hayır dualar gönderilmesine vesile olan bir eseridir: “Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme/ İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr'a su

Süleyman Çelebi, birçok alanda çalışmalar yapmış ve kendini yetiştirmiş bir âlimdir. Fakat çalışmalarını bir eser çerçevesinde toplamadığı için belki de adı unutulanlar arasında olacakken Peygamber Efendimiz’e karşı yapılan saygısızlıklara daha fazla tahammül edemez ve “Vesiletün Necat yani bilinen adıyla Mevlid’i vücuda getirir. Mevlid günümüzde de aynı coşkuyla okunan, seslendirilen bir başyapıttır. Süleyman Çelebi adını ölümsüzleştiren bir eserdir.

Necip Fazıl’ın Çile kitabından ayrı tuttuğu “Essselam da Üstad’ın özenli diliyle hazırlanmış bir takdim kitabıdır. Necip Fazıl bu kitabında bütün şiirlerini Resul’e takdim eder. Hem de 63 şiir halinde. Her biri naat titizliğiyle yazılmış şiirlerdir bunlar.

Bayrak” şairi olarak bilinir Arif Nihat Asya ama “Seccaden kumlardı” diye başlayan naat onun adıyla birlikte anılan şiirlerin başında gelir. Bir kum fırtınası gibi kuşatır ruhumuzu.

Sezai Karakoç’un Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine şiiri içimizde Asr-ı Saadet'e doğru uçup duran kuşların en nadide tercümanı olmaya devam etmektedir.

İkinci Yeni şairleri içinde Dünyanın En Güzel Arabistanı'nı işaret eden tek şair olan Turgut Uyar’ın Divan’ı da bir şairin diline gün gelip de naatlar düşeceğinin en güzel örneğidir.

O’nu ne kadar anlatsak, ne kadar ansak azdır. Dil ancak O’nunla anlam bulur ve kendi iklimine kavuşur. Kalbinin sesine kulak vererek naatlar yazan şairlerin her cümlesi umalım ki bir dua niyetine geçer. Bir şair için naattan iyi dua mı olur?

 

Mustafa Uçurum yazdı

Güncelleme Tarihi: 29 Nisan 2015, 16:12
banner12
YORUM EKLE

banner19