Yazarların mürekkebi acı ile bezeli bu kitapta

Ayşe Sevim’in, Şule Yayınları’ndan çıkan 'Yazarlar ve Aşkları' kitabı, bizi yazarların iç âlemine doğru bir yolculuğa çıkartıyor. Kitap, 2006 senesinde çıkmış. Yani çıkalı epey olmuş, fakat nasiplenmek bugünlerde mümkün oldu. Fatma Kebire Karaaslan yazdı.

Yazarların mürekkebi acı ile bezeli bu kitapta

 

 

Yazarlar sanki iki farklı hayat yaşıyor gibiler. Biri yaşadıkları, diğeri yazdıkları… Yaşadıklarından arttırdıklarının belki de isteyip de yapamadıklarının, yarım kalan hayallerinin, umutlarının ışığı sızıyor cümlelerinin arasından. Yaşadıkça yazıyor, yazdıkça yaşamak için bir güç geliyor sarsılmış bedenlerine. Aşkı hayatın içinde cevapsız kalanların yazdığı cümlelerin ateşi, okurken bizleri de tutuşturacak kadar kuvvetli.

Bu kitap için kaç kitap okundu kim bilir

Yazarımızın eşliğinde hayatına adım attığımız yazarların çocukluklarından başlayarak ilerliyoruz sayfalarda. “Meğer nasıl da fırtınalar koparmış yaşadıkları aşklar ve bir hayata bu kadar aşkı nasıl sığdırmışlar?” diye de hayretler içerisinde kalarak, sorularla boğuşurken buluyor insan kendini mütemadiyen. Doğrusu kitabı okurken, yazarın bu kitabı hazırlayış aşaması da geliyor akla. Zira yazarlar hakkında bu kadar malumatı toparlayabilmek için, her biri hakkında ayrı ayrı birçok kitabı inceleyip, uzun araştırmalar yapmış olduğu muhakkak. İnce detaylar ve derinlemesine yorumlar titiz bir çalışmanın ipuçlarını da ele veriyor.

Hangi yazarlar var acep?

Kitapta on beş yazar var. Puşkin, Ahmed Haşim, Dostoyevski, Yahya Kemal, Balzac, Peyami Safa, Rousseau, Muhibbi, Çehov, Safiye Erol, Goethe, Feridüttin Attar, Sylvia Plath, Neyzen Tevfik ve Guy de Maupassant. Yazarların hususi hayatına göz ucuyla biraz bakarsak, bakalım nelerle karşılaşacağız.

Puşkin’in zeki kadınlardan hoşlanmayıp, şiirlerinde hiçbir güzellik bulmayan bir kadına aşık olması şaşırtıcı geliyor mesela. Sırf güzellik uğruna yaptığı bu tercihinin sonuçlarının tesiri elbette ki mısralarına yansıyacaktı.

Çocuk yaşında annesini kaybeden Ahmed Haşim ise, zihninde kusursuzlaştırdığı annesini, hayatına giren diğer kadınlarla sürekli yarıştırdı. Ve kazanan hep annesi oldu pek tabi.

Babasından nefret ederek büyüyen bir çocuk, yatılı okullardan kürek mahkûmluğuna terfi ettikten sonra bir de üstüne zoraki askerlik. Onun da üstüne aşık olduğu kadınlar, hele ki Anna eklenince ismi hafızalardan silinmeyecek bir yazar çıkıyor ortaya: Dostoyevski. Yazar Anna için, “Belki de bu kadın, Dostoyevski’nin eserlerine bir kadın olarak hiç ilham vermedi ama onun ayakta kalmasını sağladı” diyor.

Hocam olarak girdiğiniz bu eve, babam olarak giremezsiniz!

Yahya Kemal, evlilik hazırlıkları yapıldığı halde, o cesareti gösteremediği için hayatının sonuna kadar Celile Hanım’a olan aşkının acısını yüreğinde taşır. Ve başka hiçbir kadınla da evlenemeyip asla bir yuva sahibi olamadan, otel odalarında, pansiyonlarda yalnızlığıyla birlikte kalır. Celile Hanım’ın oğlu olan diğer bir şair Nazım Hikmet’in de hocası Yahya Kemal’in cebine gizlice yazıp, bıraktığı not belki de dua niyetine kabul olmuştur yorumunda bulunuyor Ayşe Sevim. Ya da “bir şairin, başka bir şaire ettiği lanetin kabul oluşudur” diyor kim bilir. Peki, ne diyordu bu notta: “Hocam olarak girdiğiniz bu eve, babam olarak giremezsiniz!”

Anne sevgisinden ve merhametinden mahrum yetişen Balzac’ta sıra. Annesi var, yok değil lakin sevgisiz, zalim bir anne. Ve çocukluğunda noksan kalan anne şefkatini aşık olduğu kadınlarda tamamlamaya çalışan bir yazar. Belki de sırf bu sebepten daima kendinden büyük, onu koruyup, kollayan tecrübeli kadınları tercih etmiştir.

Sıra yetim bir yazarımızda şimdi de. Fakirlik, bir de yıllarca süren bir ağrı ile birlikte taşıdığı sargılı kolu. Galiba bütün bu sarsıcı olaylar silsilesi, buhranlı geçen çocukluk ve gençlik döneminin adeta bir yol çizer gibi vakti gelince kitaplarla buluşması kaçınılmazdı belki de. Ama ötesi de var elbette. Hastalıklı bir ruh haline sahip Nebahat Hanım ile evliliği, ömür boyu bir huzursuzluğa hüküm giydirdi Peyami Safa’yı.

Kitapta bir de padişah var ibret almak için: Kanuni Sultan Süleyman. Hürrem ve onun tek kadın olma hırsıyla yaptıklarına tanık oluyoruz sayfaları çevirirken. Ve bir kadının kafasına koyduğu sinsice plan, bir padişaha dahi gelenekleri çiğnetmeye yeter ve nikâh kıyılır. Fazlaca güzel değildir lakin keskin zekâsı ve hırsı ile padişaha istediklerini yaptırmaya muktedir olur.

Ve akıl baştan gider…

İki kadın yazar yer alıyor kitapta. İlkin, kendini “ketaki” çiçeğine benzeten Safiye Erol var. Kitaptan öğrendiğimize göre bu çiçek Hint efsanesinde aşkın tüm topraklarını dolaşan bir çiçekmiş. Hocaları tarafından yazma yeteneği övülen Safiye, Hintli bir gence aşık olur. Ve fakat iki genç aşık, idealleri uğruna aşklarından vazgeçerler. “Safiye, mutsuz bir kadın ama iyi bir yazar; Hintli, mutsuz bir erkek ama ülkesinde iyi bir siyaset adamı oluyor.”

İkinci kadın yazarımız ise: Sylvıa Plath. Sekiz yaşında babasının ölümü ve yaralanan ruhu hiçbir zaman iyileşemedi. Sürekli depresyonlarla geçen bir hayat ve sevdiği erkekte öncelikle babasından kalan boşluğu doldurmak istemesi, acılarla yoğrulmuş bir hayatı hazırlamış ona. Aynı zamanda çektiği bu acılar sebebiyledir ki, onun elinin kaleme uzanması ve okunmaya değer kitaplarının olması.

Aşk uğruna tüm varlığından vazgeçen Feriddüttin Attar, “Akıl, O’nun yüzünden derde düşmüş, can O’na gönül vermiş, gök dönmeye koyulmuş, yer kalakalmıştır. Bu âleme de bak, o âleme de. Var olan yalnız O. O’ndan başka bir şey yok, varsa bile O, var olan yine O…” buyurmuş. Daha ne desin.

Aşk muhtelif esvaplara bürünür. Öyle ki ilk bakışta tanıyamazsınız. Aşk Tevfik’i bir ney sesi ile yakalar aniden. Ve ruhunu kuşatıp ele geçirir. Ta ki akıl gider baştan ve Tevfik ufaldıkça ufalır; adeta hiçleşir. Duyduğu o sesin esiri olur ve ardına düşer. O artık Neyzen Tevfik olmuştur. Sadece neyinden üflediğini değil, ney niyetine eline aldıklarını bile içinin yangını ile çağlatır. Dinleyenlere ise, hayret etmek düşer ancak.

Aşk acı ile kardeş olunca…

Kelimeleri hizaya sokan zekânın kapısında aşk belirdiğinde nasıl da çocuklaşıyor, eli ayağına dolanıyor. Yazmakta gösterilen maharet, çeviklik aşkın karşısında yerle yeksan olabiliyor. Ve bizler de bu kitaptan yola çıkarak gönlümüzü tarumar edip, tutuşturan kitapların yazarlarının da nasıl bir cendereden geçtiğinin az buçuk bilgisini elde etmiş oluyoruz. Kimileri aşk ile tamam olmuş, kimileri perperişan. Kimisi yitiğini bulmuş aşk ile kimisi yollara revan akıldan azade. Çekilen ızdıraplar kalemlerine sirayet edince, o kalemin ördüğü kelimeler de, okuyucusunun kalbine nakş oluyor pek tabi.

 

F. Kebire Gündüz Karaaslan, aşk ile okudu

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2016, 13:38
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26