Yayın hataları dikkatli gözlerden kaçmıyor

Yusuf Turan Günaydın, yeni basılan bazı kitaplara dair notlarını paylaştı..

Yayın hataları dikkatli gözlerden kaçmıyor

g

Prof. Dr. Nurhan Atasoy’un İbrahim Paşa Sarayı adlı kitabı T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları arasında basıldı. (1. b., Ankara 2012). Eserin girişinde şöyle bir cümle dikkat çekiyor: “Türk Tarih Kurumu, Çetintaş’ın 1938-1951 yılları arasında yazmış olduğu 35 kadar makalesini toplayıp ‘İstanbul ve Mimarî yazıları’ başlığı altında yayınlamıştır.” (s.10) ve hemen peşinden de bir dipnot:

“(1) Çetintaş, 1951.”

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu; Türk Tarih Kurumu Yayınları’nı takip eden herkes bilir ki mimar Sedat Çetintaş’ın yıllardır toplanmayı bekleyen yazıları daha iki yıl önce, yani Nurhan Hoca’nın adı geçen kitabından bir yıl kadar önce İsmail Dervişoğlu tarafından derlenmiş ve basılmıştır. (Ankara 2011, XIV + 550 s.)

Yayınevi bu tür eserleri hakemlere inceletse iyi olacak

Abede-i İblis: Yezidi Taifesinin İtikadatı, A’dâtı, Evsafı adıyla Amed Gökçen tarafından ‘yayına hazırlanan’ ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları arasında basılan (1. b., İstanbul 2013, VI + 146 s.) çeviriyazı + tıpkıbasım çalışmasında ise daha adından başlayarak birçok okuma hatasına rastlanması neyle açıklanabilir? Hâl şu ki daha kitabın kapağında görsel malzeme olarak kullanılan Osmanlıca baskının dış kapağı, yeni başlığın altında şam şam şaklıyor ve başlıktaki “A’dâtı” kelimesinin yanlış yazıldığını cümleye ilân ediyor. Bu kelime “sayı” anlamındaki “aded”in çoğuludur deseniz; o “a‘dâd”dır. “Âdet”in çoğulu deseniz o da “’âdât”tır. Burada olması gereken ise elbette ki ‘âdât”tır.

gBu başlıktaki hata… Ya metin içi ne durumdadır? Buna hiç girmeyelim isterseniz… Çünkü o takdirde buraya bir “hatâ – savâb cetveli” koymamız gerekecektir. Sadece peşpeşe iki sayfadan örnekler:

s. 46’da: “fırak-ı havâricten abaziye” = fırak-ı Havâric’den İbâziye (İbâdiye)”; “mezheplerine” = “mezheplerini”; “taife-i Yezidî’nin” = “Tâife-i Yezîdiyye’nin”; “merre-i seniyede”= “merre-i sâniyede”; “melaki olduğunu” = “mülâki olduğunu”; “duhul cennet”= “duhûl-i cennet”; “tenkîl etmiş”= “telkîn etmiş”; “hezâyândan”= “hezeyândan” olacak.

s. 47’de: “esas-ı zuhur-ı mezhep Yezidi”= “esâs-ı zuhûr-ı mezheb-i Yezîdî”; “mevki-i faal”= “mevki-i fi‘l (fiil)”; “âdem-i mutavaatla”=  “’adem-i mutâvaatla”; “gayr-i müslîme”= gayr-i Müslime”; “tedkikat-ı mukteziya”= “tedkîkât-ı mukteziyye”; “arzuhal mufassal”= “arz-ı hâl-i mufassal” vd.

Kaç yüzyıllık İbâdiye’nin özel isim olduğunun farkına varılamamasına ve “abaziye”ye dönüşmesine esef etmemek mümkün değil. Yayınevi bu tür eserleri hakemlere inceletse iyi olacak. Dolayısıyla ciddî neşriyatıyla göz dolduran İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’nın böyle özensiz bir çeviriyazıyı basmış olması inanılmaz bir durumdur. Bu sahada ilk neşirlerinden biri olduğunu sandığımız bu yayınla Bilgi Üniversitesi daha başlangıçta tökezlemiş olmaktadır.h

O isimler İngiliz kültür dairesinde yazıldığı biçimde aktarılmış kitaba

David S. Kidder Noah D. Oppenheim’in The Intellectual Devotional Biographies adlı eseri Entelektüelin Kutsal Kitabı -Biyografiler- adıyla Türkçeye tercüme edildi (çev. Egemen Yılgür, Maya Kitap Y., 1. b., İstanbul 2013, 374 s.). Bu tercümede madde başı konumundaki şahıs adları aktarılırken yer yer başarılı, yer yer de çok başarısız olunmuştur: Mütercim, Kazıklı Voyvoda’yı, Büyük İskender’i, Vaftizci Yahya’yı, Attila’yı, Ömer Hayyam’ı, Muhammed el-Harezmî’yi, İbn-i Rüşd’ü, Gazalî’yi, Cengiz Han’ı, Sabetay Sevi’yi, Oturan Boğa’yı bizim kültür coğrafyamızda kullanılan isimleriyle aktarmayı başarmış ama her nasılsa İbnü’l-Heysem’i “İbn-i Al-Haytham”, Meymûnides’i “Maimonides”, İbnü’n-Nefîs’i “İbn-i Al-Nafis” ve Ekber Şah’ı “Büyük Akbar”’ olarak aktarmış. Dikkat edilirse bu isimler öncekiler kadar tanınmazlar. Bu sebeple olsa gerek isimleri hemen hemen İngiliz kültür dairesinde yazıldığı biçimde aktarılmış kitaba. Ya Ekber Şah’a ayrılan sayfada kullanılan “Mughal İmparatorluğu” (s. 163) tabirine ne demeli? Herkes bir çırpıda anlamıştır ki ‘Mughal’, bizdeki Moğol’un İngilizce yazılışıdır.

şİlginç bir dipnot ve mühim bir dikkatsizlik

Türk Tarih Kurumu, yıllardır elyazma nüshasından söz edilen ve fakat bir türlü çeviriyazısı yayınlanmayan merhum Mehmet Esat Serezli’nin Memleket Hatıraları’nı yayınladı (Ankara 2012, CXX+323 + 347 s.). Aynur Koçak, İbrahim Şirin ve Faruk Yavuz’un yayına hazırladığı metnin ilk cildinde yer alan üç imzalı “Mehmet Esat Serezli Hayatı ve Eserleri” başlıklı giriş yazısında ‘ilginç’ bir dipnot yer alıyor. Söz konusu yazının 15. dipnotunda her nasılsa Bir Türk Kurumu Olan Ahilik adlı eser Çağatay Uluçay’a isnat edilmiş. Ahilik konulu eserin Türk Tarih Kurumu Yayınları arasında birkaç baskıya ulaşmış bir kitap oluşuna mı yanarsınız, merhum Çağatay Uluçay’ın TTK yazarlarından oluşuna mı…g

Yine Türk Tarih Kurumu Yayınları arasında Çanakkale Muhârebâtı: Cihan Harbinde Osmanlı Harekât-ı Tarihçesi adıyla yayınlanan kitabın adındaki terkip (=tamlama) hatası hemen göze çarpacak niteliktedir. “Osmanlı Harekât-ı Tarihçesi” derseniz “Tarihçenin Harekâtı” demiş olursunuz. Oysa başlıkta “Osmanlı Harekâtı Tarihçesi” denilmek istendiği gayet açıktır. Yani bir tamlama söz konusu değildir ve “Harekât” kelimesinin sonundaki “i” harfi ismin –i hâlini göstermektedir. İşin garibi dış ve iç kapakta bu yazım hatası yapılmışken metin içinde (İçindekiler kısmından itibaren) doğrusu yazılmış. Bu da hatanın, eseri yayına hazırlayan Bülent Özdemir ve Abdülmecit Mutaf’tan kaynaklanmadığını gösteriyor (TTK Yayını, Ankara 2012, VIII + 172 s.).

aİki tercüme üzerinde bir karşılaştırma

Dikkatimizi çeken iki tercüme üzerinde bir karşılaştırmaya ne dersiniz: Baron Kress von Kressenstein’ın, 1943 yılında Emekli Yüzbaşı Mazhar Besim Özalpsan tarafından Türklerle Beraber Süveyş Kanalına (Genelkurmay X. Şube Yay., Askerî Matbaa, 201 s.); Tahir Balaban tarafından Son Haçlı Seferi: Kuma Gömülen İmparatorluk adıyla tercüme edilen eseri (Yeditepe Yay., 1. b., İstanbul 2007, XVI+391 s.) arasında bir karşılaştırmadan söz ediyorum. Eserin orijinal adı Mit den Türken zum Suezkanal’dır. Bir gün oturalım ve mukayeseli bir çalışma yapalım dostlar...

 

Yusuf Turan Günaydın bazı dikkatlerini paylaştı

Güncelleme Tarihi: 09 Mayıs 2013, 09:14
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ali Tavşancıoğlu
Ali Tavşancıoğlu - 6 yıl Önce

Bir yüksek lisans tezinde görmüştüm. "Şebin kadr-i sa'âdet günlerin 'ıyd-i sa'îd olsun" mısraı, "Şebek kadar sa'âdet...." şeklinde okunmuş, böylece yazılmış ve o tez kabul edilmiş. Maalesef böyle şebeklikler de olabiliyor bazen. Sayın Günaydın'a bu hassasiyeti ve müdakkikliği dolaysııyla teşekkür etmek isterim...

banner19

banner13