Yambol'da polis denetiminde teravih namazı!

Akşamları Yambol’da farklı bir eve iftara davetliyiz. Dersten sonra davetli olduğumuz eve gidiyor, iftarımızı yapıyor ve insanları birebir tanıma fırsatı buluyoruz. Bir tanesi gözleri dolarak, “Çok dua ettik birileri gelsin diye. Allah gönderdi sizi bize. Sizleri ben mücahit olarak görüyorum. Çok cesur insanlarmışsınız.” dedi.

Yambol'da polis denetiminde teravih namazı!

 

Wonder'den 18 kişilik bir grup olarak Bulgaristan'a geldik Ramazan için. Şu anda Bulgaristan'ın çeşitli şehirlerinde Müslüman kardeşlerimizin bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi üzerine çalışmalar yürütüyoruz. Bu amaçla Yambol şehrindeyiz. Birimiz Viyana’dan, birimiz İstanbul’dan yola çıktık Yambol’a doğru. İkimizin de başından farklı maceralar geçti, ikimiz de birçok badire atlattık. En nihayetinde Yambol’daydık, endişeli ve heyecanlıydık.

Yambol küçük bir şehir. Şehrin tam merkezinde, Osmanlı zamanından kalma, Avrupa’nın belki de en eski camisi olan Eski Cami bulunuyor. 1360’larda inşa edilmiş ve bir tane de bedesteni var. Ama şu an bedestene devlet el koymuş ne yazık ki. Cami birkaç kere yanmış ve komünizm zamanında da altında altın aramışlar sürekli. Ama Bulgaristan’da, Osmanlı’dan günümüze harap olmadan, bara ya da başka bir şeye dönüştürülmeden gelebilen nadir camilerden bir tanesi.

Türk mahallesi şehir merkezinden yaklaşık 3 km. uzaklıkta, gecekonduların olduğu, insanların sabahlara kadar kapının önünde oturduğu, çocuk seslerinin eksik olmadığı, Romanlarla Türklerin iç içe yaşadığı, insanların din ya da ırk ayırt etmeksizin birbirine selam verdiği ve komşuluk ilişkilerinin hâlâ capcanlı tutulduğu küçük bir köy gibi.

Hâlâ komünizmin etkisinde olan Müslümanlar

Daha öncesinde Bulgaristan hakkında bilgilendirilmiş olmamıza rağmen insanlar ve çevre bize çok ürkütücü geldi ilk başta. Hele kalacağımız ev gösterildiğinde burada yapamayacağımızı düşündük. Evimiz çingene mahallesine yakındı, yalnız başımıza kalacaktık, elektriğimiz, suyumuz, banyomuz yoktu, tuvaletimiz bahçenin arka tarafındaydı.

İnsanlar aşırı ilgiliydi. Ev sahibinde de bir anahtar vardı ve sabahları bizi kontrol ediyordu. Her gün birileri bir şeyler için eve gelip gidiyordu. Daha önce alışık olmadığımız bu ilgi ve alaka bizi daha fazla ürkütüyordu.

İlk gün mescit ve cami tıklım tıklımdı. Meraklı gözlerle bize bakıyor, bir şeyler sormak istiyorlar ama çekiniyorlardı. Tek bir şey için dua ediyorduk sürekli: Bu insanlara en iyi şekilde faydalı olalım diye… Daha sonra gençlerin ilgisi azaldı zamanla. Bu zamana kadar hep böyle olmuş; ilk gün dolup taşarmış, son gün 10 kişi ancak kalırmış.

Hepsi inançlı insanlar, “Müslümanım” diyorlar. Ama hâlâ komünizmin etkisinde olan Müslümanlar… Burada Hıristiyanlar biraz Müslüman, Müslümanlar da biraz Hıristiyan aslında. Bir arada kalmışlık, bir kimlik arayışı var. Hiçbir şey bilmiyor, hiçbir şey yaşamıyorlar. Yaptıkları şeylerin bilincinde değiller Hıristiyan Türkler de, Müslümanlar da… Türlü çeşit bahanelerle oruç tutmuyorlar Müslümanlar, oruç tutanlara da çok fazla saygılı oldukları söylenemez. Sokaklarda sigara içen, çekirdek yiyen, su içen… Namazlarının bilincinde değiller, yedikleri etin “helal kesim” olup olmadığının farkında değiller, çoğu evli çiftin resmi nikâhı da, dinî nikâhı da yok… Hırıstiyan Türkler de Ramazan veya bayram geldiğinde çocuklarını kiliseye göndermekten çekiniyorlar.

Komünizm zamanında büyük bir soykırım yaşanmış. İnsanların dilini konuşması, dinini yaşaması, kültürünü devam ettirmesi, Türkçe isimler kullanması yasaklanmış. İslam ve din adamları onlara kötü gösterilmiş. Sahte din adamları gönderilmiş, yalan yanlış şeyler öğretilmiş Müslümanlara. Yoğun bir baskı varmış insanların üzerinde. Burada konuştuğumuz birçok insan, Türkçe konuştukları için ödedikleri cezalardan ya da polislerin onları alıkoymasından bahsettiler gözleri dolarak. Günümüzde bile Yambol hâlâ Bulgaristan’ın en ırkçı şehri. Bu yüzden de şehrin kenar mahallelerinde konuşlanmış Türkler. Şu an hâlâ Bulgarların yoğunlukta yaşadığı yerlerde hakaretlere, tacizlere uğruyorlar.

Ramazan boyunca akşamları camiye polisler geliyor

Yambol’un eski imamı Hüseyin Hoca, üzülerek kendi hikâyesini anlattı bizlere. 21 yaşına gelene kadar hep tiksinmiş camilerden, hocalardan, dinden... Camiye ilk kez 21 yaşında ve korkarak girmiş. 33 yaşında imamlık eğitimine başlamış çoluk çocuğunu, karısını bırakarak. Onu burada radikal ilan etmişler, dışlamışlar. Çok uğraşmış insanların gözünü açabilmek, onlara doğru yolu gösterebilmek için. Cemaati bu duruma getiren, mahallede bir mescit yapılmasına vesile olan yine kendisi.

Demokrasi gelmiş gelmesine ama birkaç yıl öncesine kadar müftülük hâlâ devletin gözetimi altındaymış. Müftüler, imamlar devletin adamlarıymış ve sürekli devlete bilgi veriyorlarmış. Bu işi gönüllü olarak yapan ve gerçekten İslam’ı anlatan Hüseyin Hoca gibilerini de ölümle tehdit ediyorlarmış. Şu anda bile hâlâ Ramazan boyunca akşamları camiye polisler geliyor ve denetim altında tutuyorlar. Hatta bizi göstererek “Bu iki kız buraya niye geldi?” diye sormuş ve terör faaliyetlerinde bulunmayacağımızdan emin olmak istemişler. Zira çoğu Bulgar İslam’ı terör olarak görüyor.

Ramazan boyunca her gün saat 10.00-19.00 arası dersler yapılıyor mescitte. Her yaş grubuna hitap ediyoruz. En çok ilgiyi evli bayanlar ve çocuklar gösteriyor. Gençlerin sevgisini ve ilgisini kazanabilmek çok zor ne yazık ki. Ama buna rağmen teravihlere yaşlı-genç herkes geliyor. Teravihler şehir merkezindeki camide kılınıyor ve insanlar minibüslerle camiye taşınıyor her akşam.

Akşamları farklı bir eve iftara davetliyiz. Dersten sonra davetli olduğumuz eve gidiyor, iftarımızı yapıyor ve insanları birebir tanıma fırsatı buluyoruz. Onlarla sohbet ediyor ve hikâyelerini dinliyoruz. Birinin onları dinlemesine o kadar hasret kalmışlar ki, bizi görünce biz sormadan içlerini dökmeye başlıyorlar. Bir tanesi gözleri dolarak, “Çok dua ettik birileri gelsin diye. Allah gönderdi sizi bize. Sizleri ben mücahit olarak görüyorum. Çok cesur insanlarmışsınız.” dedi. Hiçbir şey diyemedik, sadece sustuk.

Burada yaşayan insanlar çok fakir. Çoğu iş bulamıyor, yiyecek ekmeği bulmakta bile zorlanıyorlar. Ama buna rağmen evlerine iftara gitmemiz onları çok heyecanlandırıyor ve severek ağırlıyorlar bizi. Ne sevdiğimizi sorup bizi sürekli memnun etmeye çalışıyorlar, bol bol ikramda bulunuyorlar. Bazen evimize sahurluk da gönderiyorlar. Kısacası Yambol’da çok iyi bakılıyoruz. :)

Namaz kılanı kılmayanı herkes camideydi teravih vakti


Haftasonlarımızı Sliven’de geçiriyoruz. Sliven - Yambol arası arabayla 15-20 dakika. Sliven sokakları dar, capcanlı, çok kalabalık ve gürültülü... Yambol bize daha küçük ve şirin geldi Sliven'i gördükten sonra.

Slivenliler camilerinin Türk mahallesinde olmasından dolayı çok şanslılar. Evlerinden çıkıp en fazla 3 dakika yürüme mesafesindeki camilerine günün her vakti ulaşabiliyorlar ve 5 vakit ezan sesi duyuyorlar. Henüz 3 yıl olmuş Sliven Camii yaptırılalı... Bir de bu camiden daha büyük ve gelişmiş bir mescitleri varmış mahallenin içinde, ama onu görmeye vakıf olamadık henüz.

Sliven'e her sene Ramazan'da Diyanet görevlisi bir vaiz gelirmiş. Ama kadın din görevlisi sıkıntısı çekiyor Yambollular da, Slivenliler de... Kadın cemaat din görevlisine hasret...

"5 vakit namazlı" diye bir tabir öğrendik orada. Duyduk ki bazı insanlar "5 vakit namazlı" değilmiş, sadece teravih kılarlarmış. İlginç geldi doğrusu, biz de uyardık onları tabi bu hususta. Zira "5 vakit namaz" farz, teravih ise değil... Namaz kılanı kılmayanı herkes camideydi teravih vakti. Cemaat sahura kadar uyumaz, sabah namazını da camide eda edermiş.

Dikkatimizi celbeden bir diğer husus da şu oldu: Kızlar epeyce küçük yaşta evlendiriliyorlar Sliven’de, 12-13 yaşlarında. 16’sına geldiklerinde en az bir çocukları olmuş oluyor. Ve tabi hiçbiri -onların tabiriyle- liseye bile salınmıyor. Bir de herkesin saçı boyalı, küçücük 4-5 yaşlarında çocukların bile...

Buradaki Türkler daha rahat, çünkü onlar ırkçı muamelelere Yambollular kadar uğramıyorlar. Hatta kapansalar o kadar da yadırganmazlarmış. 3-5 tane kapalı hanım var bile zaten.

Bir de duyduk ki burada Turhan Hoca diye bir zat varmış vakti zamanında. Vakti zamanında dediysek bir kaç yıl önce. Buradaki cemaatin bir araya toplanmasına, caminin yaptırılmasına hep o vesile olmuş, Sliven üzerinde emeği büyükmüş. Şu anda da Eski Zağra'da görev yapmaktaymış. Yambol'a da çok emeği geçmiş.

Sliven’deyken 90 yaşlarında bir teyzeyle karşılaştık bir de. Bayanlarla sohbetimize bir Yâsin okuyarak başlayalım dedik. Teyze bitene kadar bekledi, bittikten sonra da “Dua etmiyorsunuz, ilahi okumuyorsunuz, siz hoca filan değilsiniz.” diyerek bağırmaya başladı bize. Sonradan ablalardan öğrendik ki bu teyze hocayım diyormuş vakti zamanında, ama aslında bir tane bile sure bilmiyormuş ve büyücü hocalardanmış aslında o. Zannediyoruz ki komünizm zamanında türeyen sahte hocalardan bir tanesiydi o da…

Bulgaristan’dan edindiğimiz en büyük şey şu oldu: Bizler annemizden babamızdan kolaylıkla öğrendiğimiz İslam’ı, yine hiçbir zorlukla karşılaşmadan yaşayabilecekken gaflet uykusuna dalıyoruz çoğu zaman. İster istemez kendini buradakilerin yerine koyuyor insan, şükrediyor haline ve pişmanlık duyuyor yapmadıklarından dolayı… Şâirin demesiyle: Her secdenin ele geçmez bir fırsat olduğunu anlıyor ve “secdede olmadan secdede olmak"larımızı ah-vah ile anıyoruz...

 

Seda Karadoğan ve Hafize Betül Durmuş Bulgaristan/Yambol’dan haber verdi

Güncelleme Tarihi: 23 Temmuz 2013, 15:14
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Tarık
Tarık - 6 yıl Önce

Ümmetin ne kadar çok yitiği var. Allah'ım bize onlara ulaşma fırsatı ver.

banner19

banner13