Yabancılarla çok yandım, çok oyalandım!

Mustafa Nezihi, yabancıları, batıyı okumanın, bilmenin bedelini sorguladı. Bize neler kazandıryor? Bizden neler götürüyor?

Yabancılarla çok yandım, çok oyalandım!

 

Bir toplumun içine doğuyoruz. Bu demek oluyor ki şekillendiriliyoruz, giydiriliyoruz, belirleniyoruz. Zamanın dişleri bizi ısırıyor. Rüzgar içimize işliyor, bizi üşütüyor, ısıtıyor.

Kendi iplerimizi her elimize almaya çalıştığımızda; bunu bize uzatılmış bir iple yapmaya çalışıyoruz. Öyleyse bu ipin kim/ler tarafından uzatıldığı çok önemli. Bizden biri mi, gayrı mı?

Kafirliğin nice perdesini yırtmak...Kertenkele insan

Bu çağın zorluklarından biri de hakim, egemen söylemin nerdeyse hayatımızın her alanına sinmiş, sirayet etmiş olmasıdır. Bu yüzden fıtrata ulaşmak, safça-müslümanca düşünmek için kafirliğin nice perdesini yırtmamız gerekiyor.

Bu zalim çağın çok karmaşık felsefi, edebi, müzikal vs. birikimini hesaba katmadan konuşanlar, yazanlar ofsayta düşmüş gibi görünüyor. Gençlere ulaşamıyor, hastalara, yananlara, kıvrananlara, labirentlere düşmüşlere ulaşamıyor. Ruhsuz, aşksız bir skolastizme düşüyorlar.

'Yasak meyve' tadı var öğrendiklerimizde

O zaman ne yapmalı? Yabancıların/ağyarın birikimlerine ne kadar ve nasıl başvuracağız? Çünkü ne kadar batılı birikime başvurursak o kadar tağayyür etme riskimiz var demektir. Son bir kaç yüzyıldır bu riski göze alanların çoğunun nasıl eğri-büğrü hale geldiklerini biliyoruz. Öyle rahmani görünen bir şeytaniyet ki bu; atamız Adem misali kanmamız bir yazgıymışçasına kapılıyoruz o ‘yasak meyve’nin cazibesine. Şu farkla ki, Hz. Adem dişledikten sonra büyük bir pişmanlık duydu ve nasuh bir tövbeyle tövbe etti.

Düşürüldüğümüz bu labirentte...

Biz her gün dişledikçe yeni düşlere dalıyoruz. Dolambaçlı yollara sapıyoruz. Düşe kalka ilerliyoruz o indiğimiz vadilerde. Bazı yönleriyle hakikate açılıyormuş gibi görünen batılı/yabancı düşünce tarzları, sanatları saf hakikate, hakikatin bizi yüceltecek vechelerine ulaşmamızı, onları tecrübe etmemizi engelliyor. Bizi geciktiriyor. Gözlerimiz açar gibi olduğumuzda öyle uzun yıllar geçmiş oluyor ki… Şaşırıp kalıyoruz. Bitkin ve yorgun hissediyoruz kendimizi.

Sekizinci oğul ne yapacak?

En verimli çağlarımızı yabancı ‘topraklar’da geçirmiş olmanın derin hüznü kaplıyor içimizi. Bilmem kaç nesildir devam eden bu iğvaya, bu aldanışa, bu kapılmaya, bu sürüklenişe çare nedir? Sekizinci oğul ne yapacak?  Yani biz ne yapmalıyız?

Şimdiye dek söylediklerimden bir umudun yeşermediğinin farkındayım. İnsanların çoğu çok karmaşık yollardan zokayı yuttuklarının ya farkında değiller, ya da bunu itiraf etmekten kaçınıyorlar. Ama ben itiraf ediyorum. Ben itiraf ediyorum: Canımı o cezbedici yabancı şeylerle çok yaktım, çok oyalandım, çok şüphe ettim, çok uzaklaştım. Şimdi Rabbim nasip etti, yeniden bizim olan dağlardayım. Üstadların yürüdüğü yoldayım. Medine’deyim, hadisteyim, ayetteyim. Samimi bir şekilde yeniden öğrenmeye, hazmetmeye, anlamaya, tecrübe etmeye çalışıyorum. Ey kardeşlerim! Acilen kendimizin olan şeylere dönmeliyiz. Kadim bilgeliğimize. Müslümanların gerekli olan her şeyi kapsayan o hikmet geleneğine.

Bizi emzirecek anneler, bizi terbiye edecek babalar!

Geçen gün okul bahçesinde Gazali’nin Aşıkların Hallerini kitabını okurken farkettim ki çok oyalanmamak lazım. Müslümanların söyledikleri yaşlanmıyor; ebedi bir gençliğe, diriliğe sahip bu sözler, bu kelimeler. Çünkü Eskimez Kitab'tan akmış onların kalbine. Bizi emzirecek annelerimiz, bizi terbiye edecek babablarımız onlar. Sorun bizim kafamızda, bakışımızda. Sorunların en büyüğü, en çetrefillisi de kalbimizde. Ya mukallibe’l-kulub! Sebbit kulubena ala dinik.

 

Mustafa Nezihi Pesen dertleşti

Yayın Tarihi: 15 Kasım 2011 Salı 00:58 Güncelleme Tarihi: 30 Kasım 2011, 22:57
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
hakan
hakan - 10 yıl Önce

... bizde görünen envai çeşit kompleks onlarda inşaallah olmayacak. ve bütün o gazali'ler, arabi'ler.. gazetelerden kuponla alınıp raflara istif edilen kitaplar olmaktan çıkıp hayatın içine, merkezine yerleşecek; yıllardır frengi okumaktan bulanmış bakışımız yeniden yunup yıkanacak.. halimi(zi) anlatan güzel yazınız için teşekkür, allah gayretinizi artırsın, bize de nasip etsin.

hakan
hakan - 10 yıl Önce

"sen anlaşılıyor ki, bir parça frengî okumuşsun" diyor said nursi, halimiz de aynen öyle işte.. amma kendi kaynaklarımızla tekrar irtibat kurabilmemiz, dahası yenilerini oluşturup çağa bir cevap verebilmemiz de sabahtan akşama olacak iş değil maalesef.. bir süreç, zaman, tarih meselesi bu; harab olmuş halimizin yeniden ihyası öyle kolay olmayacak. bizler epey yandık, belli ki daha da yanacağız, ama inşaallah gelecek nesiller daha özg&uum

banner26