Ya Ramazan, oruç hasretiyle ömrü geçenler?

Birine bakıp 'oruç yiyor' diye kınarken kendi orucumuzu yiyip bitirmeyelim. Hüsnüzan başka nerde lâzım ki? Savaş Ş. Barkçin Dünya Bizim için yazdı.

Ya Ramazan, oruç hasretiyle ömrü geçenler?

Ankara’nın fakir bir semtinde, mahallenin ortasındaki arsada çocuklar top oynuyor. Okullar çoktan tatil olmuş. Çocukların bir kısmı çakmış, bir kısmı geçmiş. Bazısı mahalle camiinde Kur'an kursuna gidiyor, bazısı ise sabahları evlerinde pinekleyerek geçiriyor. Bazısı da sokak aralarında aylak aylak dolaşıyor.

Mahalledeki bu afacanlar yaz tatilinde günde iki, hatta üç kere toplanırlar, maç yaparlar. Onları altta toza bulanan toprak saha, üstte yanan gök durduramaz.

12 yaşındaydım. O sene de Ramazan böyle Haziran ayına denk gelmişti. Çocukların hemen hepsi oruçtu... Bizde ne tekne orucu, ne horoz orucu, ne gizli gizli yemeler var... Bayağı, adam gibi tutuyoruz orucumuzu... İlmihal bilmiyoruz ama içimizdeki fıtrat kitabı bizi orucumuzu bozacak hiç bir şeye yaklaştırmıyor. Top peşinde koşturup ağzımız dilimiz kurusa da, dilimiz damağımıza yapışsa da, nefes alamaz hale gelsek de, her maç sonrası bir erik ağacının gölgesine nefessiz, sırt üstü serilsek de ahdimizden dönmüyoruz...

Çocukların ve çocukluğun oruca olan bu sadakatini hep merak etmişimdir. Ana-babalarımız bizi hep durdurmaya çalışır. “Yavrum daha yaşın değil. Kaldıramazsın, sen ye. Günah olmaz” derler ama çocuklar dinlemezler. Ramazan ayında devleşirler. Oruç oruç fırına pide almaya giderler, babalarının filelerini taşırlar, iftarlarını açarlar, sahura kalkarlar. Ana-babalar çocuklarıyla gurur duyarlar. Onların maçtan sonra koşup mahalle çeşmesinde saçlarını yıkamalarına, üstlerini tümden ıslatmalarına tebessüm ile cevap verirler.

Neredeyse dostum olan Ramazan...”

Evet o Ramazan’ı ve sonrakileri ben de böyle yaşadım. Hamdolsun yıllarca Ramazan’ı böyle yaşadım. Hatta üniversite sınavına da oruçlu girdim. Hayatta böylesine kolay bir sınav geçirmedim.

Yaşım otuzbeşe erdiğinde her şey değişti. Ramazan ile her sene verdiğimiz randevuya o geldi ama ben gelemedim. Bir Ramazan günü doktor oruç tutmamı yasakladı. Çünkü şeker hastası olmuştum.

Çocukluğumdan beri neredeyse dostum olan Ramazan ile aramıza birden bir çizgi çizilmişti. Birbirimizle bakışıyorduk, onu bilmem ama bende müthiş bir hüzün doğmuştu. Ailemle, çoluk-çocuğumla paylaştığım o sahur ve iftar sevinci yarım kalmıştı. Yine koşturup eve iftara yetişmeye çalışıyordum, hiç olmazsa onların bereketinden istifade edeyim diye... Sevineyim ve sevindireyim diye...

Ama o günden beri her Ramazan geldiğinde kalbim yarılanıyor, yarılıyor. Bayram da ona göre boynu bükük kalıyor.

Hâlâ dostların iftarlarına gidiyorum elbette... Hani Bektaşi’nin dediği gibi, “farzı yapamıyoruz diye sünneti de mi yapmayalım” diye... O meclisler de çok güzel... Ama oruç tutup da açmak kadar olamıyor işte...

Herkes bilir, şeker gibi, kalp gibi hastalıklar, yolculuk, hamilelik, daha bir çok şey oruç için özürdür. Eyvallah, ama her özür bir hüzün doğuruyor.

Meselâ şeker hastası olan birisi için, yani günde altı öğün yemek, üç kez insülin iğnesi yapmak, durmadan su içmek zorunda olan birisi için Ramazan tam bir gönül kırıklığı mevsimi oluyor.

Ramazan ve oruç hasretiyle yılları geçenler

Çoğumuz çevremizde oruç yiyenleri gördüğümüzde yadırgarız, belki kınayanlarımız bile vardır. İnanan kişi kimseyi kınamamalı... Çevremizde böyle nice oruca, oruçluya, iftara, sahura hasret kalanlar var. Onları hor görmek yerine onlara dua etmeliyiz. Özrü olmadan niyetlenmeyenleri de hoş görmeliyiz. Kişinin başına öyle dertler gelir ki, yemeyi de unutabilir, yemek zorunda da kalabilir.

Kimseye “kasten oruç yiyor” nazarıyla da bakmamalıyız. Oruç, iman edip özrü olmayana farzdır. İmanı yoksa söyleyecek bir şey yok. Hidâyet niyâz ederiz. İmanlı ama tutmuyorsa mutlaka bir özrü vardır diye bakmalıyız. Özrü olmasa da belki henüz gafleti terkedip oruç zevkine varamamıştır. Bu da manevi bir özürdür. Özrü olan kişi de kınanmaz zaten, Mevlâ’nın bize sebepsiz ve karşılıksız olarak verdiği nimet ona da nasip olsun diye niyaz edilir. Birine bakıp “oruç yiyor” diye kınarken kendi orucumuzu yiyip bitirmeyelim. Hüsnüzan başka nerde lâzım ki?

Mahrumiyet hor görülecek değil, acınacak ve giderilecek bir şeydir... Lütfen Ramazan gibi muazzam bir rahmet zamanında mahzun ve mahrum olanlara dua edelim.

Elbette Ramazan’da saygısızca davrananları kastetmiyorum. Ama onlara da hidâyet niyaz etmeliyiz. Mevlâmızın’ın hidâyetinden başka bir düzeltici yoktur çünkü.

Bir nimetin yokluğu onun kıymetini gösterir. Oruç da başka kulluklar gibi bir nimet... Bizim gibi oruç tutamayanlar işte o nimete kavuşamayanlardır. Ramazan ve oruç hasretiyle yılları geçenlerin halini anlamaya çalışmalıyız. Onların o hüzünlü kalpleri, bir çoğunun açlık olarak geçirdiği oruçtan daha fazla Allah’a yakın olabilir.

O zaman Yaradan’ın o nimeti esirgediklerine hoş nazar edelim, gönül gözüyle hallerine bakalım. O zaman birçoğunun içindeki iman göğünde sonsuz sayıda Ramazan mahyasının ışıl ışıl parladığını göreceğiz.

Savaş Ş. Barkçin yazdı

Yayın Tarihi: 03 Temmuz 2014 Perşembe 15:08 Güncelleme Tarihi: 09 Mayıs 2019, 15:06
banner25
YORUM EKLE

banner26