banner17

Vali bey mi geldi acaba?

Yenidünya dergisinin Kur'an özel sayısında değerli bir Kur'an hadimi tanıtılmış. Onu sizlere tanıtmazsak olmaz dedik..

Vali bey mi geldi acaba?

Yenidünya dergisi Ağustos-Eylül döneminde kapak konusu olarak Kur’an konusunu işledi. Dergi, içinde Kur’an merkezli yazı, söyleşi, küçük notlar ve mülakatların yer aldığı güzel bir sayı olmuş. Konu değişik cepheleriyle işlenmeye gayret edilmiş.Yenidünya

Sayı içinde bir şey var ki bizim dikkatimizi fazlasıyla çekti: Emre Altuntaş’ın Hafız-ı Kurra Harun Soydaş Hocaefendi ile yaptığı söyleşi. Kur’an’ın hayata tatbikinin gösterilmesi bakımından önemli bir söyleşi, Harun Soydaş Hoca söyleşisi. Emre Altuntaş söyleşinin başında Harun Hocayla tanışma öyküsünü anlatıyor: “Pek çok vakfın temsilcisinin bulunduğu toplantıda birden yoğun bir hareketlilik ve akını görünce önemli birisi geldiği intibaı olmuştu bende.

Ne yalan söyleyeyim, Vali Bey mi geldi acaba diye düşünmüştüm. Sonrasında 90 yaşlarında bembeyaz sakallı bir zatın kalabalık arasından sıyrılıp yerine oturduğunu görünce merakım daha da artmıştı. Harun Soydaş Hocaefendi, Bursa’da yaşayan ve ömrünü Kur’an’a hibe etmiş bir yürek insanı. O toplantıda eline mikrofonu verdiklerinden söylediği şey ‘Bana öğrenci gönderin de okutayım’ olmuştu.”

Emre Altuntaş, Vali Bey’in gelmesini bekleyedursun, biz Harun Hocayla hem-dem olmaya başlayalım:

Harun Soyadaş

Harun Soydaş Hoca 1924 Ordu doğumlu. Babası gösterişi sevmeyen bir Anadolu insanı. Hediye kabul etmeyen nadir mizaçlardan. Annesi erken yaşta sırlanmış Harun Hoca’nın. Sonra hicretlere maruz kalmış. Önce aile, “daha iyi yaşayabilmek ümidiyle” Düzce’ye göç eder. Kur’an okumayı köyün hocasından öğrenir Harun Soydaş. Mahmut Ezan Hoca’dan Tecvid, Talim ve İlmihal dersleri alır. Hafız olduğunda 13 yaşındadır. Yokluk devrinde köylerine gelen Hafız Ağabeye gösterilen ihtimam ve Hafız Ağabeye sunulan izzet ü ikram çocuk Harun’un zihninde hafız olma isteği uyandırır. Böyle bir yokluğa kim kurban olmaz ki? İyi ki yokluk devrinde yaşamış Harun Hoca.

Kur’an hıfzetmek dilencilik mi?

Hocası Mahmut Ezan’ın tavassutuyla İstanbul’a gitmeye karar verilir. Zuhurata bakın ki köylerinden biri babasına “Şakir! Senin zeki bir tek oğlun vardı, onu da dilenci yapacaksın.” diye çıkışır. Kur’an için yapılan bir hizmeti dilencilik olarak görmek… Allah bizleri muhafaza eylesin. Kötü işlerde örnek eylemesin. Kadere bakın ki Harun hoca köyüne döndüğünde köylüsü için Mevlid ve Kur’an okuma imkânına kavuşur. İşlerin sahibi yine konuşur tabi, vakit geldiği için. Ah sabır, ne güzel bir meyvesin sen…

Hasan AkkuşHer hafızın gönlünde İstanbul’a sevda vardır

Hafız Harun, 13 yaşında Nuruosmaniye İmamı Hafız Hasan Akkuş Hoca’ya teslim edilir. Hocaefendi’den talim yapar, tedvir ve hadr kıratı üzerine Kur’an’ı iki defa bitirir. Fatih Camii baş imamı Ömer Aköz Hocaefendi’ye teslim edilir ve Aşere-Takip okur Hocaefendi’den.

Zincirlikuyu’da Gönenli Mehmet Efendi’nin kullandığı Üçbaş Medresesi’nde kalır. Medresenin ilginç bir hikâyesi vardır ve bu hikâye de medrese vakfiyesinde saklıdır.  Osmanlı döneminde bu medreseyi yaptıran Mehmet Efendi cimriliğiyle tanınan bir tüccarmış.  Bu medreseyi inşa ettirmeye başlayınca herkes şaşırmış ve sormuşlar “Mehmet Efendi nasıl oldu da bu medreseyi yaptırmaya karar verdin. Sen tek kuruş vermezsin kimseye” deyince Mehmet Efendi “ Bu dünyaya bir şey bırakmamak için yaptırıyorum.” cevabını vermiş. Medresenin vakfiyesine göre bu medresede “Kur’an öğrenen ve öğretenden, ilim erbabından başka kimse kalamaz ve bunlardan başkasına tahsisi yapılamaz”.Gönenli Mehmet Efendi

Nerde o hocalar nerde o talebeler?

Bu mekânda tanıdığı insanlardan biri Mahmud Cevdet Sezer Hoca olur Hafız Harun’un. Şimdi o günleri düşünen Hocaefendi şöyle dertlenmektedir:  “Belki imkânlar kısıtlıydı belki öğrenci sayısı çok azdı ve belki yoksulluklar içinde eğitim alıyorduk ama ihlas ve samimiyet vardı. Hocalarımız (Allah onlardan razı olsun) çok iyi yetişmişlerdi. Maalesef artık imkânlarımız artmasına ve öğrenci çoğalmasına rağmen ne Kurra eğitimi verecek Hocafendiler ne de bu dersi almaya gönüllü olacak öğrenciler kaldı. Belki üzüldüğüm en önemli nokta budur.”

İstanbul Yeşildirek Sururi Daye Hatun Camiinde görev yapar.  5-6 aylık bu süreyi müteakiben Ömer Aköz ve Hasan Akkuş Hocaların isteğiyle Denizli Vilayetine Kur’an Hocalığına tayin edilir. 1946-1948 yılları arasında Denizli ilinde pek çok hafız yetiştirir.

Akseki Hoca ile tanışma

Ahmet Hamdi Akseki1948 yılına ulaştığımızda askerliğini yapmak üzere Bursa’ya gönderilir ve Jandarma olarak iki buçuk yıl askerlik yapar. Askerliğim esnasında da Kur’an hadimliğinin faydalarını çok gördüm. Komutanın yazıcısı olur ve daktilo öğrenir. Eski yazıyı da bildiği için komutanların takdirini kazanır. Eski yazıyı (Osmanlıca) yeni yazıya çevirebilme yeteneği olduğu için komutanlarının en büyük yardımcısıdır. Bursa Ulucami’de “aşır”lar okuma imkânına kavuşur.

O yıllarda Bursa’ya ziyarete gelen Diyanet İşleri Reisi Ahmet Hamdi Akseki’ye kendisinden bahsederler ve Diyanet Reisi, kumandandan izin alarak onu yanına çağırtır. Hocaefendi Hafız Harun’dan bir “aşır” okumasını ister ve dinledikten sonra beğenir ”Oğlum, askerliğini bitirince bana gel” der. Askerliği bitirir bitirmez Ankara’ya giden Hafız Harun,  Ahmet Hamdi Akseki’nin makamına kabul edilir ve hemen bir dilekçe ile başvurusunu alır.  1951 senesinde Emir Sultan Camii imamlığını yapılan sınavlarla kazanarak bu göreve getirilir. Aynı yıl Bursa Kur’an Kursu öğreticiliği görevini de üstlenir.

Bursa’da Kur’an Öğreticiliği ile görevlendirildiğinde Besmeleyi dahi doğru çekebilen dört kişiyi bulamaz. Kur’an eğitimi ile ilgili uzun yıllar yapılan kısıtlamalar ve uygulanan baskılar neticesinde halk iyiden iyiye Kur’an’dan uzaklaşmıştır. Ezanın tekrar özgün haliyle okunmaya başladığı ve Kur’an eğitimiyle ilgili düzenlemeler yapılarak eğitimin önü açıldığı yıllar gelir. Bursa’da ilk olarak Emir Sultan Kur’an Kursu açılır. Abdi Biçen, İsmail Yıldırım, İsmail Tabakgil ve Remzi Alakoç bu çalışmaları sahiplenirler. Kursu desteklemek üzere dernek kurulur. Gezekler (Bursa’da uygulanan bir gelenek)  düzenlenir. Emir Sultan Camii ve Kur’an Kursunda 28 yıl görev yapar ve görevi boyunca hiçbir öğrenciyi ayırmaksızın yetiştirmeye gayret eder.

Şimdilerde her zamanki gibi: daima Kur’an

Her gün bir cüz okur ve hanımı da dinler. Sonra öğrencilerini dinlemek için evden çıkar. Öğrencilerini yetiştirmeye çalışıyor. Halini, Hocaefendi: “Bu bir aşktır evladım.” diye anlatıyor.  “Emir Sultan Camiine atandığımda 22 yaşımdaydım, şimdi ise 90’ıma merdiven dayadım. Elbette o eski canlılığım yok. Ama elimden ne geliyorsa Kur’an’a hizmet yoluna harcamaya devam edeceğim inşallah.”

Allah ömrünün güzelliğini taliplerine tattırsın Hocam.

 

 

Zeki Dursun işaret etti

Güncelleme Tarihi: 08 Kasım 2010, 17:21
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmet gönenç
mehmet gönenç - 8 yıl Önce

bursa'da yaşayıp da böyle bir hocadan haberdar olmamaktan ötürü kendimden utandım. geç de olsa bu zatı bana tanıtan bu yazıdan ötürü teşekkür ederim. emir sultana gidip elini öpücem inşallah

Adnan Çelik
Adnan Çelik - 8 yıl Önce

Yeni Dünya Dergisinin bu sayısının; cezaevindeki bir mahkum tarafından beğenildiğini ve çok miktarda talep edildiğini, bu kapsamda derginin tüm cezaevlerine sponsorlar aracılığı ile dağıtılacağını ve şu anda bu çalışmanın hızla devam ettiğini biliyor muyuz?

Bilder
Bilder - 8 yıl Önce

Ulucami Cami Emekli İmam-Hatibi Harun Soydaş Hoca vefat etmiştir. Cenazesi İkindi Namazına müteakip Emirsultan Camii'nden kaldırılacak olup, Düzce'de toprağa verilecektir.
Merhuma Allah'dan rahmet yakınlarına ve camiamıza baş sağlığı dileriz.

banner8

banner19

banner20