Vahyi anlamak için yeniden başlıyoruz

Her Çarşamba günü vahyi anlamak ve anladığımızı hayatımıza aktarmak için süren yolculuğumuz sona erdi ama yeni bir başlangıcın sonu bu..

Vahyi anlamak için yeniden başlıyoruz

 

3.11.1995 yılında başlayan tefsir dersimiz, 2.10.2013 yılının Çarşamba gününde nihayet buldu. Aslında bu bir son değil, belki yeni bir başlangıç olacak bizim için. Kimlerle başlanıldı bu derslere, hangi merhalelerden geçildi. Evlere sığılmadı, derneklerde devam etti. Malum süreçte bile tüm zorluklara rağmen aralıksız sürdü.

Derse bekar başlayanların kimileri evlendi, başka şehirlere gitti. Kimilerinin bebeği oldu, ara verdi, tekrar aramıza katıldı. O zaman doğanlar şimdi on yedi yaşında. Rahatsızlanıp hastalananların yanı sıra ahirete göç edenler de oldu. Şehir dışından, uzak beldelerden gelenler, yılın en sıcak ve dahi en soğuk fırtınalı günlerinde bile tefsir dersini ihmal etmediler. Karlar yağıp yollar buzlandığında bile derse gittiğimizde “sizi tebrik ediyorum bu havada buralara kadar geldiğiniz için” diyen hocamızın söylediği gibi biz vahyi dinlemeye gidiyorduk; onunla ısınmaya, onunla hemhal olmaya gidiyorduk. Belki de birbirinden çok farklı ama ruhu aç insanları ortak bir mekanda buluşturdu bu dersler.

Derdimiz anlayıp tatbik etmek

Son derste hocamız bu derslere başlarken bitirme niyetiyle başlamadıklarını söyledi. Kur’an’ı okuyup anlamamanın, hayatına yansıtamamanın sıkıntısını, acısını hep hissettiğini ve buna bir hal çaresi, bir yol bulmak çabası ve gayretiyle tefsir derslerine başladıklarını anlattı. Vahiy bizi inşa ediyor, besliyor, yetiştiriyor. Onu anlamadığımızda soluğumuz kesiliyor adeta. Sıkıntımız, bocalamamız bu yüzden.

Okuduğun kitapta geçen, kafana takılan bir cümle, yerleşik bilgilerinle çatışan fikirler ya da başına gelen ve anlam veremediğin bir olayın tezahürü bir bakmışsın ki o haftaki tefsir dersinde izah edilen ayette zihnine bir çıkış kapısı aralıyor. Sanki o ders sadece sana hitap ediyor, sanki derste kimsecikler yok, tek sen varsın gibi. Önünde uzayan sisli yol ayetleri anladıkça yavaş yavaş berraklaşıyor, açılıyor. Ve birden içini bir huzur kaplıyor, taşlar yerine oturuyor. Ayetlerin hayatımıza sirayeti için Kur’an okumalı, dinlemeli ve olabildiğince Kur’an’la iç içe yaşamalıyız ki insan kalabilelim.

Kendini tanımak istiyorsan…

Bu şehre taşındıktan sonra şehirle irtibat kurmamda bana ilk yardım eden bu dersler oldu. Evden sokağa isteksizce atılan ilk adımlar bu dersler içindi. Yabancısı olduğun bir şehirde sonraları tanıdık yüzler görmek, selamlaşmak, hal hatır sormak yine bu derslerin bereketiyle. “Hay Allah, bana çok tanıdık geliyorsunuz”, “daha önce tanışmış mıydık?” gibi ifadeler tefsir dersine aşina olunan yüzlerin hatırına kuruldu.

Hadid suresi tefsir edilirken yetiştiğim dersleri, başladıktan sonra bir daha bırakamadım. Ayetlerle kat ettiğimiz yolda aslında kendimizi hiç tanımadığımızın ve bir bakıma ayetleri anlamanın insanın kendini anlaması olduğunun idrakine vardım. Biz kendimizi ne kadar Kur’an’a verirsek o da kendini bize o kadar açıyor. Bir ayeti, bir sureyi on kere, yirmi kere, yüz kere de okusak yüz birinci kez okuduğumuzda bambaşka bir tarafı ile karşımıza çıkıyor. Her bir seferinde insan arttığını, çoğaldığını hissediyor. İşte hakiki manada zenginlik bu olsa gerek.

İş çok, peki sen ne yapıyorsun?

İnsan samimiyeti ile yola revan olduğunda bir kelime bile içinin ateşini serinletebiliyor. İstiaze çok duyduğumuz, sürekli dilimizde ama manasını kavrayamadığımız kelimelerden. Son surelerde bilhassa dikkatimizi çekiyor. İstiaze: İnsanın Rabbi katındaki değerinin farkında olup o değerin korunmasını isteme çabası. İçimizdeki ve dışımızdaki tüm görünen ve görünmeyen varlıkların şerrinden Rabbimize sığınmak, insanların Rabbine.

Euzü diyerek bütün varlığınla kendini etkileyecek, harekete geçirecek davranışlarda bulunmalısın ey insan! Kendi zihnimizi kendimiz programlamalıyız. Çünkü Allah bize o iradeyi veriyor. Sorumlu olduğumuz vakti geldiğinde bu iradeyi kullanıp, kullanmamak. Sadece bilgi hiçbir işe yaramıyor. Zira bilginin eyleme, davranışlarımıza sirayet etmesi, bizi dönüştürmesi gerekiyor. Okuduklarımız bizi adam etmiyorsa bu nice okumaktır. Müminin gündemi sadece kendinden ibaret olamaz. Her zaman yapılması gereken çok iş vardır ve “biz bunun neresindeyiz? Ben ne yapabilirim?” sorusunu kendimize sormalıyız.

Allah’ı seviyoruz, sığınıyoruz ve af diliyoruz. Sonra Fatiha’da şükrediyoruz ve hamd ediyoruz. Bu gönüllü kulluğun neticesinde de Kur’an kendisini bize açıyor. Tefsir dersi bitmiyor, devam ediyor. Ve bu seferki fasıl daha uzun ve daha derin olacak. Zira öğrendikçe sorumluluk artıyor, arttıkça sorular çoğalıyor ve hassasiyet gerektiriyor. Kim öle kim kala, biz başlayalım da ötesi Allah Kerim.

 

F.Kebire Gündüz Karaaslan yazmaya çalıştı

Güncelleme Tarihi: 08 Kasım 2013, 14:11
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13