Uzay çağına ışık tutan bir miras: İslâm Bilim Tarihi

"İslâm Bilim Tarihi, MS 850 senesinde vefat etmiş Harezmî’nin 1957’de başlayan uzay çağına ışık tuttuğu yaşayan bir mirastır. Astronomi bu mirasın olgun bir meyvesidir." Zehra Nur Kılıç yazdı.

Uzay çağına ışık tutan bir miras: İslâm Bilim Tarihi

GÖĞÜN ÇEMBERİ

İlm-i felek, gökküresi bilimi demektir. Diğer adıyla astronomidir ki görebildiğimiz mekânı göremediğimiz zamanla birleştirir. Akli ilimlerden matematiğin altında; musiki, aritmetik ve geometriyle sınıflandırılır. İbn Haldun astronomi için “Bu bilim geometri yöntemlerine başvurarak, gökyüzündeki yıldızlarla gezegenlerin bulundukları yer ve konumlar itibariyle sergiledikleri gözlenebilir hareketleri tespit eder ve inceler.” der. Astronomi hesap ilmidir. Burç yorumlarıyla tanıdığımız astroloji ise bilimin daha muallak bir noktasında yer alır, İbni Sina onu tabiat bilimlerinden tıp ve fizyonominin altına koyar.

TARİHÇE

İslâm âlimleri fikrî talimlerin pratik uygulamasına önem vermişlerdir. Hintli ve Yunanlı astronomların teorilerini gözlemleyerek somut sonuçlara ulaşmış, çeşitli buluşlara imza atmışlardır. Muhakkak İslâm’ın “İlminle amel et!” anlayışı astronominin bu şekilde yorumlanmasına katkı sağlamıştır. İslâm astronomi tarihinin ilk aşaması klasik olarak “İslâm Öncesi Dönem ve İslâm’ın Başlangıç Yılları” olarak adlandırılır. Bu dönemde yıldızlar ve hareketleri üzerine yazılmış şiirlerle karşılaşırız. İslâm astronomi tarihinin nüvesi Kur’an-ı Kerim’in nüzulüdür. Tarık Suresi’nin ilk üç ayeti: “Andolsun gökyüzüne ve gece çakıp görünene! O, gece çakıp görünen nedir bilir misin? Karanlığı delen yıldızdır.” Allah Teâlâ’nın bir unsura yemin etmesi onun önemini vurgulamak içindir. Kur’an-ı Kerim’de inanları gökyüzünü ve yıldızları araştırmaya yönelten pek çok ayetten biri de Yunus Suresi’nin 5. ayetidir: “Güneşi aydınlatıcı, ayı ise aydınlık yapan, yılların sayısını ve hesaplamayı bilesiniz diye ona menziller belirleyen O’dur. Allah bütün bunları hikmet ve fayda esasına göre yarattı. Bilme kabiliyetinde olanlar için de ayetlerini detaylı bir şekilde gözler önüne seriyor.” Kur’an-ı Kerim ile beslenen astronomi, İslâm devletinin hükmettiği topraklar genişledikçe serpilmiştir. Namaz vakitlerinin, kıblenin ve hac güzergâhlarının tayin edilmesi ihtiyacı astronomi bilimini gelişmeye zorlamıştır.

TERCÜMELER DÖNEMİ

Emevi Devleti’nin hüküm sürdüğü yıllar, İslâm astronomisinin bir nevi ergenlik dönemidir, var olan bilgiyi hazmettiği yıllardır. Artık maddeye işlenen eserler karşımıza çıkmaktadır. Emevilere ait Kusayru Amre Sarayı’nın hamam kısmının kubbesinde yer alan; 400 yıldızın, takımyıldızının ve burçların koordinatlarını barındıran gök haritası da bunlardandır. Belli bir bilgi birikimine ulaşmadan bilim üretmek mümkün değildir. Abbasi Halifesi Harun Reşid Dönemi’nde tercüme hareketlerinin yeniden hız kazanması, Halife Mansur Dönemi’nde devlet sarayında Hizânetu’l Hikme Kütüphanesi’nin kurulması birikimin oluştuğunun işaretleridir.

YÜKSELİŞ DÖNEMİ

Bu dönem, asırları aşan mirasın yükseldiği dönemdir. Gözlem verileri artmış, astronomi aletleri geliştirilmiş, matematiksel gelişmelerle gök cisimlerinin hareketleri daha iyi modellenebilmiştir. Astronomi bilimi açısından devrim niteliğindeki usturlap bu dönemde geliştirilmiştir. Usturlap iç içe geçmiş levhalardan oluşan gök cisimlerinin üç boyutlu konumunu ve hareketlerini gösteren bir haritadır. Bilimsel kullanımının yanı sıra saat, pusula ve imsakiye olarak kullanılabilmektedir. 10. yüzyılda yaşamış astronom-mucit Meryem el-İcliyye, usturlabı insanların ceplerine sığacak hâle getirmiştir.

Harun Reşid’in oğlu Halife Memun’dan itibaren astronomi çalışmaları bilimsel perspektife oturmuştur. Bir çeviri ve araştırma merkezi olan bünyesinde rasat çalışmalarının da yapıldığı düşünülen Beytu’l Hikme’yi kurmuştur. Memun, Batlamyus’un verilerinin sağlamasının yapılması misyonuyla Bağdat’ta gözlemevi de kurmuştur.[1]

Harezmî[2] Halife Memun döneminin meşhur astronomlarındandır. Günümüzde yapay zekâya nefes olan cebir[3] ilminin kurucusudur. Ekvatoru, enlem ve boylam dairelerinin uzunluklarını, iki boylam arasındaki mesafeleri dakik bir şekilde hesaplayan ekipte yer almıştır.

Asya’dan Endülüs’e bütün İslâm topraklarında ilim pınarı çağlamakta, farklı milletlerden Müslüman âlimler adlarından söz ettirmektedir. Bunların başında Biruni gelir, yaşadığı asra ismini vermiştir. Astronomiyle ilgili temel eseri, “el-Kanunu’l Mesudi” adlı kitabıdır.

Biruni, Dünya’nın çapını ve çevresini çok küçük bir hata payıyla ölçmüştür. Trigonometride cosinüs teoremini ortaya atan kişidir. Dünya’nın yuvarlak olduğunu kanıtlamıştır.[4] Dünya döndüğü hâlde içindeki canlı cansız her şeyin uzaya sürüklenmemesinin dünyanın dönme hızı ve çekim kuvvetiyle bağlantılı olduğunu ortaya koyarak yerçekimi teorisini üretmiştir.[5] Biruni’nin çağdaşı olan, İbnu’l Heysem optik ilminin kurucusu sıfatıyla akla gelse de astronomi hususunda yazdığı “Maḳâle fî Heyeti’l Âlem” Batı astronomi bilginleri üzerinde büyük bir etki yapmıştır. Batı biliminde devrim yapan diğer bir âlim, Endülüslü astronom Zerkali (ö. 493/1100), Latince’ye de çevrilen “Tuleytula Zîci”nin[6] yazarıdır. Zîc’in Arapça aslı kayıptır ancak 12. yüzyıl boyunca bütün Avrupa’da kullanılan Marsilya Cetvelleri ona dayanarak düzenlenmiştir. 12. yüzyıldan itibaren Zerkali’nin de aralarında olduğu Müslüman astronomlar Batlamyus’un hipotezlerini terk etmeye başlamıştır.

Zerkali’nin güneşin merkezî küçük bir daire üzerinde hareket ettiği teorisi, günümüzde kullandığımız güneş merkezli evren modelinin temellerini atmıştır.

GERİLEME DÖNEMİ

Son Endülüs emirliğinin de yıkılmasıyla Avrupa’nın kalbinde kaynayan astronomi pınarımız da yitirilmiştir. Ancak Moğol Hülagü Han’ın himayesinde ilk rasathane olan Meraga Rasathanesi Azerbaycan’da kurulmuştur. Bu rasathanede çok sayıda rasat aleti ve rivayete göre 400.000’den fazla kitap bulunuyordu. Prof. Dr. Fuat Sezgin ilk rasathanelerin Müslümanlar tarafından kurulduğunu, bugün Batı’da o dönemdeki rasathanelerin elde ettiği neticeleri geliştirecek düzeyde bir çalışma yapılamadığını belirtmiştir.

Meraga Rasathanesi’nin idarecisi Nasîrüddîn-i Tûsî (ö. 672/1274) Ay’ın, Güneş’in ve yıldızların yüksekliğini ölçen ve boylam derecelerini tespit eden aletler geliştirmiştir. Tûsî “Astronomi Teskeresi” adlı eserinde, Batlamyusçu gezegen modelinin eksikliklerini şiddetle eleştirir ve ileride kendi ismiyle anılacak modeli oluşturur: “Tusi-couple” Bu model, tek-biçimli dairevi hareketlerin bir bileşimi olup itiraz edilemez niteliktedir.

Tûsî’nin ardından bayrağı devralan Uluğ Bey Timurlu hükümdarıdır, matematikçi ve astronomdur. Semerkant Rasathanesi’ni kurmuş, rasathanesinde dönemin ünlü astronomlarını ağırlamıştır. Kullandığı zîclerde gördüğü bazı ölçüm hatalarını ve eksiklikleri gidermek için yazdığı “Zîc-i Uluğ Bey” hem İslâm dünyasında hem Avrupa’da kaynak eser kabul edilmiştir. Ali Kuşçu (ö. 879/1474), Uluğ Bey’in öğrencisidir. İstanbul’un koordinatlarını hesaplamış boylam ölçüsündeki hatayı düzeltmiştir. Astronomi kitabı “Fethiye”yi Otlukbeli Zaferi’nden sonra Fatih’e sunmuştur. Eser üç bölümden ibarettir: Gezegenler ve şekilleri, yerin şekli ve yedi iklim, yere ilişkin ölçüler ve gezegenlerin uzaklıkları. Medreselerde ders kitabı olarak okutulmak üzere hazırlanmıştır.

İslâm astronomi tarihinin altın çağı geride kalmış olsa da Müslüman astronomlar bilimsel paradigmaları şekillendirme gücünü ellerinde tutmaktadır. Takiyüddin (ö. 993/1585) klasik İslâm astronomisinin son büyük temsilcisi kabul edilir. En önemli eseri “Sidretu’l Münteha”dır. Bu eserde güneş parametreleri üç gözlem noktası yöntemi uygulanarak hesaplanmıştır ki Tycho Brahe (ö.1601) ve Kopernikus dışında dünyada bu yöntemi kullanan ilk kişidir. Takiyüddin’in bu hesaplamaları 16. yüzyıldaki en doğru hesaplamalar olarak tarihe geçmiştir. İstanbul’daki rasathanesinde Meraga Rasathanesi’nde kullanılmış[7] cihazın yanı sıra kendi geliştirdiği 3 cihazı daha kullanmıştır. Bu cihazlar Tycho Brahe[8] tarafından kopyalanıp Danimarka’da kurduğu rasathanede kullanılmıştır.

MİNE’L AŞK

Bilimsel paradigmalar zamanla değişir ve tarihin sayfalarına hapsolur. Görüldüğü üzere İslâm Bilim Tarihi’ne bu vecihle bakmak mümkün değil. İslâm Bilim Tarihi, MS 850 senesinde vefat etmiş Harezmî’nin 1957’de başlayan uzay çağına ışık tuttuğu yaşayan bir mirastır. Astronomi bu mirasın olgun bir meyvesidir. Matematiğin imanla harmanlanmasıyla işlenmiş bir mücevherdir. İslâm astronomi tarihi, aşk-ı ilâhi ile Allah Teâlâ’ya yönelmek isteyenlerin O’nun gökyüzüne koyduğu işaretleri izlerken dünyaya miras bıraktıkları harikulade bilimsel buluş ve bilgilerin ilmidir.

Zehra Nur Kılıç

Dipnot:


[1] Beytu’l Hikme’nin çekirdeğini Bağdat’ta kurulan bu kütüphane oluşturmuştur

[2] Batlamyus yer merkezli âlem modelini geliştirmiş, dünyanın sabit ve hareketsiz olduğunu ispatlamak üzere gözlemlere dayalı deliller öne sürmüştür.

[3] Batı kaynaklarında: Alkarismi, Algoritmi

[4] Cebir, sayılar teorisini, geometriyi ve analizi içine alan geniş bir matematik dalıdır.

[5] Galileo’dan 600 küsur yıl önce

[6]Newton’dan 600 küsur yıl önce

[7] Yıldızların yerlerini ve hareketlerini gösteren cetvel

[8] Çıplak gözle gözlem yapmasına rağmen doğruluk oranı yüksek astronomik gözlemleriyle tanınır.

Yayın Tarihi: 16 Mayıs 2022 Pazartesi 10:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26