Uygarlık tanrılarına ölümle meydan okunur!

Karacaahmet’te ölümsüzlüğe yatanları ziyaret edin derim. Uygarlık tanrılarına meydan okuyacak, karşı koyacak, onları korkutacak bir gerçeklikle ayrılın oradan.

Uygarlık tanrılarına ölümle meydan okunur!

 

Ölüm bahçelerinin içinden geçmek. Nerdeyse her sabah. Bir fatihayla başlamak güne. Sonra göğe doğru uzayıp giden ağaçlar: serviler, meşeler, çınarlar… Eskilerin, çok eskilerin bize selam vermesi. Göçüp giden yakınlarımızı, sevdiklerimizi hatırladıkça artan fatihalar, dualar, mağfiret istekleri... 'Göbeğinde yabancı şehrin, sahici belde'den geçiyorum çünkü. Hâlâ büyük olmasına rağmen önceleri daha büyük olan 'derya gibi sonsuz Karacaahmet!'ten.Karacaahmet Mezarlığı

Parmakların saydıklarını tüketmek!

Orada bir yürüyüş yapmak gerekiyor. Aslında bir değil, çok yürüyüşler… Elde Kur’an, oturup bir büyüğün kabrinde okumak, okumak, okumak… Kuşlar cennet kuşu oluncaya kadar. Ağaçlar cenneti muştulayıncaya dek. Ahir ömründeymişsin gibi. Seni karşılamaya gelen melekleri memnun etmek için son fırsatmışçasına. ‘Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek./ Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.

Bu çağ ölümün sükûnetini unutturabilecek mi?


Bu hızlı hayat, bu binalar, bu yollar, bu çok işler, bu tul-i emeller yutuyor mezarlarımızı. Ölümü bizden uzaklaştırmak istiyor. Ölümün sükûnetinden mahrum bırakmak istiyor bizleri. Bu acımasız çağ, bu egemen sistem bizi kendine katıp karıştırmak için binlerce dalavere çeviriyor. Oysa kabristan ve ölüm öyle mi? Hayır. Hayır. Binlerce, milyonlarca göçüp gidenlerimiz kadar hayır. Allah'a açılan en pürüzsüz kapı olan ölüm kadar hayır. Onun sırlı, hafi bir dili var. Maalesef gün geçtikçe daha az duyuyoruz kabristandan fısıldananları. Üstelik kıyamet gittikçe yaklaştığı halde. 

Ne zaman gitmeliyiz ölümsüzlüğü tatmışlara?

Varlığa yol veren geçit’ten karlı bir günde geçin isterseniz. Dilerseniz ikindi güneşinin taşlara, ağaçlara vurup kabristanı iyice lahutîleştirdiği bir bahar günü uğrayın bu farklı ve kutlu mekâna. Dilerseniz az kişinin uyandığı bir vakitte, uykusuzluğa ermiş bu zatları ziyaret edin.

Karacaahmet MezarlığıUygarlık tanrılarına meydan okumak!

Dolanın oralarda. İçerilere doğru mesafe kat edin. En derine ulaşıncaya kadar devam etsin cevelan, seyeran. Burası kalbin ölümsüzlük anı olsun. ‘Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep’ olsun. Ölümün dokunmayacağı bir tazelik, bir solmazlık, bir sahicilik kaplasın ruhu. Uygarlık tanrılarına meydan okuyacak, karşı koyacak, onları korkutacak bir gerçeklikle ayrılın oradan. Güneş ışımasıyla, gül şavkıyla, kuş ötüşleriyle karışın şehre.

Şehre dirim taşı oradan!

Hep gidin oraya ki ‘ölümsüzlük şerbetinden içmiş bu!’ desinler. Dostlarınıza dirim, düşmanlarınıza dirim taşıyın oradan. Düşmanlıkta inat edenler, sizi kaplamış olan ölümsüzlükten korkup ayağını denk alsın. Azrail’in dostu bilsin sizi. Ki bir âhınız Celal tecelllisinin kanat seslerini duyursun kötülere.

Sahte yaşayanlardan bıktınız mı?

Hey can dostlarım! Dirilerin gevezelikleri, sahtelikleri, doymazlıkları, aymazlıkları, sevdasızlıkları, samimiyetsizlikleri sizi çok yormuşsa, bıktırıp bezdirmişse Sultan Karacaahmet’te ölümsüzlüğe yatanları ziyaret edin derim. Hiç bir yalan, sahtelik, numara, samimiyetsizlik, fazlalık görmeyecek, duymayacaksınız orda. Onların ruhlarına gözyaşları içinde Sonsuz’un Kelamı’yla seslenin.

 

Mustafa Nezihi haftanın dört gününü anlattı

Güncelleme Tarihi: 20 Temmuz 2013, 14:13
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
mustafa nezihi
mustafa nezihi - 7 yıl Önce

eyvallah kardeşim de buyrulmuştur ki ölümsüzlüğü tatmışlar her faniyle başka konuşurlarmış:)

Ömer Asım
Ömer Asım - 7 yıl Önce

nezihi abi bunlar fakirin komşuları,günlerdir bakıp bakıp bi yazı çıkarmayı düşünüyordum burdan, mani olan sebep bulundu :)

banner19

banner13