Unut(tur)ulan Zafer Kut'ül Amare ve Halil Paşa

Kut’ül Amare, Osmanlı topraklarına göz diken İngiltere öncülüğündeki sömürgeci güçlere Ortadoğu’da hadlerinin bildirildiği, sürekli kaybetmekte olan bir devletin ya da sömürgecilerin tabiriyle 'hasta adam'ın bir kez daha ayağa kalkarak emperyalist şımarıklığa vurduğu esaslı bir tokattı. Muaz Ergü yazdı.

Unut(tur)ulan Zafer Kut'ül Amare ve Halil Paşa

Osmanlı’nın son dönemleri sadece yenilgilerimizden ibaret değil aslında. Muhteşem, muazzam zaferlerimiz de var. Tarihin geniş hafızasına hapsedilmiş, karanlık raflarda kaybolmuş zaferlerimiz… Bildiğimiz zaferlerin dışında bilmediklerimiz de… Muhteşem Çanakkale Zaferini biliyoruz. Kut’ül Amare’den çoğumuzun haberi yok. Muazzam Kut’ül  Amare zaferini bilmiyoruz. Halil Kut Paşa’yı da.

Kut’ül Amare, Osmanlı topraklarına göz diken İngiltere öncülüğündeki sömürgeci güçlere Ortadoğu’da hadlerinin bildirildiği, sürekli kaybetmekte olan bir devletin ya da sömürgecilerin tabiriyle “hasta adam”ın bir kez daha ayağa kalkarak emperyalist şımarıklığa vurduğu esaslı bir tokattı. Mazlumların ve mağdurların kabul görmüş duasıydı. Makam-ı Mahmut’tan geri çevrilmeyen bir dua… Her türlü yokluğa ve yoksunluğa karşı imanla, adanmışlıkla karşı duran Müslüman vicdanın kendini bir kez daha göstermesi…

Müslümanlar için ise bu zafer büyük moral olur

29 Nisan 1916’da Halil Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, İngilizler ve müttefiklerinin askerlerini Irak’ın doğusunda, Dicle kenarı kıyısındaki Kut’ül Amare (Vasit) şehrinde teslim aldılar. İngilizlerin en fazla subay ve askerini esir verdiği bir savaş… İngiliz tarihi açısından büyük utanç… Kut’ül Amare Zaferi aslında uzun bir sürecin sonunda kazanılmış bir zaferdir. İngilizler Osmanlı zamanında Irak-ı Arap olarak isimlendirilen Dicle, Fırat havzasını içine alan ve Basra’ya kadar uzanan bereketli Hilal bölgesini gözlerine kestirdiler. Buradaki petrol kaynakları da ayrı bir iştiha kaynağı olarak duruyordu. Bu etkenlerle İngilizler 1914 yılında Basra Körfezinden Şattülarap ağzındaki Fav bölgesine asker çıkararak saldırıya başladılar. Süleyman Askeri Bey komutasındaki gönüllü birlik kahramanca direndi. Şuaybiye’deki yenilgiyi ve arkadaşlarının şahadetini sindiremeyen Askeri Bey intihar eder. Nasıriye ve Amare İngilizlerin eline geçer.

Albay Sakallı Nurettin Bey komutasındaki Türk askeri İngilizleri “Selman-ı Pak” tahkimiyle yener. Kut’ül Amare’ye çekilmek zorunda kalan İngilizler çembere alınır. Enver Paşa’nın amcası Halil Bey’in taktikleri sayesinde İngiliz askerlerinin teslim olmaktan başka yapacakları bir şey kalmaz. 13 general, 481 subay ve 13 bin 300 er teslim alınır. Onları kurtarmaya gelen ordularından da 30 bin zayiat verirler. Bilâ kaydü şart bölgeyi teslim alacaklarına inanan İngilizler büyük bir hezimetle karşı karşıya kalırlar. Çok ciddi anlamda prestij kabı da yaşanır. Müslümanlar için ise bu zafer büyük moral olur. Zor şartlar ve imkânsızlıklar içinde bile başarılabilineceği herkese gösterilir.

Kut’ül Amare Zaferi salt bir zafer olmanın dışında derin anlamlar barındırır. Bugün bu zaferi bir simge, sembol olarak değerlendirebiliriz. Aynı zamanda Kut’ül Amare siyasal iktidarların kimliğini tanıma noktasında bir turnusol kağıdı görevi görür. Yani bu yönleriyle olmuş bitmiş bir tarihsel vakıa değildir Kut’ül Amare. Bugün aslında aktüel alandaki konu ile ilgili tartışmalar bu gerçeği bütün çıplaklığıyla gözler önüne serer. Mirliva (Tuğgeneralle Tümgenerale eşit rütbe) Halil Bey’in adeta unutturulması, yok sayılması, 1950’li yıllara kadar Kut Bayramı olarak kutlanan zaferin yıldönümlerinin bu tarihten sonra kutlanmaması insanın kafasını kurcalıyor. Bugünlerde belli gazetelerin “23 Nisan Kutlamaları iptal edilecek, Kut’ül Amare Zaferi kutlanacak” yaygaraları ve tezviratı akla bir takım sorular getiriyor.

1950’lere kadar kutlanıyordu, ama…

Bu şanlı zaferi kaç kuşak tarih kitaplarında okumadı. Müfredatta böyle bir vakıaya rastlanmıyor. Resmi ideoloji ya da Kemalist paradigma kendisine faydası olmayan hiçbir tarihsel vakıayı gündeme alma, gündeme getirme taraftarı olmadı. Aslında asıl tarih istismarı bu kesimce yapıldı yıllarca. Tek adam ideolojisine destek vermeyen ya da Mustafa Kemal’in içinde olmadığı tarihsel vakıalar pas geçildi. Kut’ül Amare ve Halil Paşa’da maalesef bu paradigmadan payına düşeni aldı. Karartma, yok sayma… Halil Paşa Enver Bey’in akrabasıydı. Mustafa Kemal’in zihniyetiyle ötüşen bir tarafı yoktu. Emperyalizme rağmen emperyalizmle mücadelede başarılı olanların hatıralarda bile yaşama hakları yoktu. İngilizlere rağmen ve İngilizlerle anlaşmadan kazanılan mevzilerin yok edilmekten başka şansı yoktu. Nitekim de öyle oldu. Birinci Cihan harbi ve İstiklal harbinden sonra Batıyla anlaşan, uzlaşan herkese yaşam hakkı tanındı. Yaşamayı dişiyle, tırnağıyla hak edenler ise tasfiye edildi.

Nitekim yıllarca ezeli düşmanlarımızı, emperyalist canavarları memnun etmek için çırpındık. Gün geldi Kore’de savaştık, gün geldi NATO’da nöbet bekledik. NATO’ya girmek, ABD’nin kankası ya da emir eri olmak için 1950’li yıllara kadar kutladığımız Kut Bayramı’nı İngilizlerin ricasıyla Adnan Menderes döneminde tedavülden kaldırdık. Büyük Britanya’nın en rezil teslimiyetini hatırlamamak ve hatırlatmamak için Kut’ül Amare kahramanlarına ceza kesme haltını bile yemeye çalıştık.

“Bütün Türklere şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında”

Şimdilerde Kut’ül Amare yeniden hatırlanmaya başladı. Millet tarihiyle barışmaya… Bölgemizdeki cinnetin boyutunun artması bizi bölgenin tarihini okumaya, anlamaya, bölgeyi ayakta tutan ve harekete geçiren dinamikleri tanımaya zorluyor. Bütün ideolojik ezberlerin dışında bir tanıma gayreti… Morali bozuk bir toplumun tarihsel motivasyon isteği… İşte tam bu noktada İngiliz muhipleri ve Batı hayranı seçkinler rahat durmuyor. Keyiflerinin kaçacağını anladıklarından toplumun sinir uçlarını harekete geçirme peşindeler. Maksat üzüm yemek değil bağcıyı dövmek. Bayrak, 23 Nisan Kutlamalarını kaldırıp Kut’ül Amare Bayramı kutlama, Atatürk gibi toplumun hassasiyetleri kaşınıyor ve insanlar karşı karşıya getirilmek isteniyor. Diriliş, ayağa kalkma, kendini bulma çabası başlamadan bitirilmeye çalışılıyor. Boş tartışmalarla, mayınlı kavramlarla yeni toplumsal çatışma alanları oluşturuluyor. Toplum adeta kamplaştırılıyor. Kağıttan kaplanın yıkılmasına razı olmuyor bazıları. Atalarının zaferlerini bile hazmedemiyorlar… Nasıl bir kulluk ki bu!…

Kut’ül Amare Zaferi ve onun mimarı Halil Kut Paşa’yı hatırlamak, sadece bir hatırlamaktan ibaret değil. Çağdaş İngiliz/Yahudi medeniyetinin gurur ve kibrini de sorgulamak anlamına geliyor. Topraklarımızda haritalar yeniden şekillenirken, sınırlar yeni baştan çizilirken bu zaferi hatırlamak çok gerekli.

Yazımızı Halil Kut Paşa’nın zafer sonrası yayınladığı mesajla bitirelim: “Arslanlar! Bütün Türklere şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut'u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10 bin erini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık bugün Kut'ta 13 general, 481 subay ve 13 bin 300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30 bin zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Şu iki farka bakılınca, cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale'de, ikinci vakayı burada görüyoruz. Yalnız süngü ve göğsümüzle kazandığımız bu zafer yeni tekemmül eden vaziyet-i harbiyemiz karşısında muvaffakiyet-i atiyemizin parlak bir başlangıcıdır. Bugüne Kut Bayramı namını veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü tesit ederken şehitlerimize Yasinler, Tebârekeler, Fatihalar okusunlar. Şühedamız, hayatı ulyatta, semavatta kızıl kanlarla pervat ederken, gazilerimiz de âtideki zaferlerimizle nigehban olsunlar.” Mirliva Halil  

 

Muaz Ergü

Yayın Tarihi: 20 Nisan 2016 Çarşamba 14:04 Güncelleme Tarihi: 06 Aralık 2019, 16:43
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdülmecit
Abdülmecit - 5 yıl Önce

Allah hepzinden razı olsun inşallah bu bayram yeniden kutlanır.

hadi eren
hadi eren - 5 yıl Önce

Bu zafer bizimdir. Şianın kazandığı bir zaferdir. Kimse sahiplenmesin. Osmanlının son subaylarına müctehitler fetvaları ile gönüllü katılın der. Ne hikmetse 1952 yılına kadar ders kitaplarında okutulan bu zafer DP ile kitaplardan çıkarılır. Allaha şükür din kisvesine bürünenlerin nasıl bir Şia düşmanı olduğunu gördük. Bu yüzden kendinize ait olan şeyleri sahiplenin.

Abbas
Abbas - 5 yıl Önce

Artık su yobaz zihniyetten vazgeçin osmanlı yok 100 Yıldır hele bir tane daha zafer kazan da görelim ingilizden yedin abd'den yedin simdi işidden yemeye devam ediyorsun yapan eller övünen diller... Bir görmediniz.

Türk
Türk - 5 yıl Önce

Bunu Kemalistlerle nasıl ilişkilendirebiliyorsunuz anlayamıyorum. Adnan Menderes mi gerçek kemalistti?

banner26