banner17

UNESCO’nun tescil ettiği kültür mirasımız: Dede Korkut Hikâyeleri

Geçtiğimiz günlerde UNESCO tarafından "Somut Olmayan Kültür Varlığı" olarak tescil edilen Dede Korkut hikâyeleri üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar 1990’lı yıllardan itibaren yoğunlaşmış, Dresden ve Vatikan nüshaları birlikte ve karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Şadi Kocabaş yazdı.

UNESCO’nun tescil ettiği kültür mirasımız: Dede Korkut Hikâyeleri

Dede Korkut (DK)’un hayatına dair kaynaklarda yeterli bilgilere rastlanmamakta, çeşitli rivayetler ileri sürülmektedir. Bu rivayetlerdeki bilgilerin daha çok menkıbe türü bilgiler veya birbirinin tekrarı olduğu görülmektedir. Reşidüddin, 1305 yılında yazdığı Cami'ut-Tevarih'inde onu Oğuzların Bayat boyundan gösterir ve Korkut Dede adıyla anar. Asıl DK hakkında Dresden yazmasının girişindeki ifadeler çok değerlidir: "Resul aleyhi's-selâm zamanına yakın Bayat boyundan Korkut Ata derler bir er kopdı. Oğuz'un ol kişi tamam bilicisiydi, ne der ise olurdı. Gayibden dürlü haber söyler idi. Hak Teâla anun gönline ilham ederdi. Korkut ata eyitdi: ‘Âhir zamanda hanlık girü Kayıya değe. Kimesne ellerinden almaya, ahir zaman olup kıyamet kopunca.’ Bu dedügi Osman neslidür, işde sürilüp gide yörir ve dahi nice buna benzer söz söyledi. Korkut Ata Oğuz kavminin müşkilini hall iderdi. Her ne iş olsa Korkut Ataya tanışmayınca işlemezler idi. Her ne ki buyursa kabul eder idi, sözin tutup tamam iderler idi." (2014: 49-51)

Hikâyelerde sürekli değişen beyler ve onların aileleri, çocukları, arkadaşları yanında o hep aynı kişidir, ama farklı özellikleri ile ortaya çıkarak kendisini gösterir. DK göçebe Türklerin yüceltip kutsallaştırdığı, bozkır hayatının geleneklerini ve törelerini çok iyi bilen, kabile teşkilatını koruyan bir Oğuz büyüğüdür. Halkın atası, kabilenin reisi, bilgin, güçlü halk ozanı ve bilge olarak DK'un tesiri kitabın başından sonuna kadar tekrarlanır. Hanlar güç durumlarda ona danışırlar; öğütler veren, yol gösteren, içinden çıkılmaz gibi görünen güçlükleri çözen hep odur.  DK iyiliğin, doğruluğun temsilcisi olarak her hikâyenin sonunda gelir ve ibret dersini verir, kötülüğün anlamsızlığını ifade eder. Özellikle hikâyelerin başlangıç kısmında "Korkut Ata Oğuz kavminin müşkülünü halleder idi. Her ne iş olsa Korkut Ata'ya danışmayınca işlemezler idi. Her ne ki buyursa kabul ederler idi" ifadesi onun Oğuzlar arasındaki saygınlığını ve işlevini gösteren en kıymetli söylemlerdir. O, ad verme yetkisi olan, manevî güce sahip, atasözü ve destan söyleyen, bilge, sorun çözen, kopuz çalan, kopuzu kılıçtan keskin olan, kılıç kuşandıran, dua eden bir kişiliktir. (2014:53-70)

Zeki Velidi Togan, DK İslâm’dan önce yaşamış olmakla birlikte, menkıbede Hz. Peygamber (sas) zamanına da yetişmiş gösterildiğinden, onun Göktürkler devrindeki Oğuz yabguları katında bulunan bir Türk bilgesi sayılabileceği görüşündedir. (1994)

Hikâyelerin geçtiği coğrafya

DK hikâyelerinin coğrafyası, Abhazya, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, İç Oğuz (Aaşgert, Erivan, Sahatçukuru, Şüregel, Apaçayı kıyısı, Ağagan, Gümrü Kars, Nahcevan), Dış Oğuz (Kuzey ve Güney Azerbaycan, Van Hakkari, Musul), Türkistan (Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Tacikistan), Kafkasya olmak üzere geniş bir coğrafyadır. (2014: 40) Kitapta geçen Karacukdağ, Karşuyatan, Karadağ, Aladağ gibi tarih ve coğrafya adlarının çoğu, bu hikâyelerin Oğuzların Türkistan’dan ayrılmalarından öncesine ait olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte Oğuz Türkleri bunları batıya getirirken buraya göre mahallileştirmişler ve batıda geçen olaylarla karıştırmışlardır. Menkîbe DK’un Kayı İnal Han zamanında yaşadığını, onun Hz. Peygamber’le çağdaş olduğunu gösteriyorsa da bu hikâyeleri, başkahraman olan Salur Kazan’ın Oğuz destanının başkahramanı olmasıyla ilgili menkıbe Oğuzlar daha Orta Asya’daki yurtlarında iken teşekkül etmiştir. Alpamış diye tanınan bu hikâyenin tarihi 6-8. yüzyıllara çıkmaktadır. DK destanlarının yazıya geçirilmesinden önce sözlü gelenekte yaşamış olduğu şüphesizdir. DK’un mezarı, İran ve Dağıstan Tatarları arasındaki sınırı belirleyen, Derbend şehrindeki küçük bir ırmağın kenarındadır. (1994)

Bu hikâyeler destandan hikayeye geçiş devirlerinin özelliklerini taşımaktadır. Bütünüyle mensur olan hikayelerin içinde manzum parçalar, yarı nesir kısımlar yer almış, hikâyeler, halk edebiyatı nesrinin en özgün örneği sayılmıştır. DK'un bilge kişiliği, Oğuzların iç savaşları, doğa üstü savaşlar, aşk hikayeleri, halk kültürü ve felsefesi, ahlak anlayışı, töreye ait inanışlar, yiğitlikler, tabiat güzellikleri, aile bağlılıkları, kadın ve çocuk/oğul sevgisi, çocukların eğitimi, adalet anlayışı, dini inanışlar, töreye ilişkin kurallar, hoşgörü, çeşitli erdemler bu hikayelerin içeriğe ait malzemesini oluşturur. Olaylar, Azerbaycan, Kafkasya, kuzey-doğu Anadolu coğrafyalarında geçer. Kitabın içinde Boğaç Han, Salur Kazan'ın evinin yağmalanışı, Bamsı Beyrek, Uruz Bey'in tutsak oluşu, Yigenek ve Begil Oğlu Emren olmak üzere altı yerde Oğuzname olduğu belirtilir. Oğuzname, konusu Oğuz Han'dan başlayarak Selçukluları da içine alan genel olarak Oğuzların kahramanlıklarını anlatan hikâyeler veya destanlar için kullanılmıştır. (2014: 40)

Hikâyeler hangi konuları işliyor?

Hikâyelerde Müslümanlığın temellerine dayanan inanışları, menkıbeleri, İslâm tarihiyle ilgili kişileri ve unsurları, bunların hayatına dair bilgileri bulmak da mümkündür. Hikâyelerde Şamanizm izlerinin de sürüp geldiği su, ağaç ve dağ kültlerinde görülür. (1994)

DK Kitabı’nda Türklerin kaynağı Hunlara kadar çıkan devlet teşkilâtının izleri bulunmaktadır. DK destanlarında en büyük yeri savaşlar tutar. Bu hikâyelerde kadına büyük değer verilir. Oğuz beyleri tek eşlidir. Çocuğa ad verilmesi büyük önem taşır. Gösterdikleri yararlıktan ötürü kahramanlara asıl adları Korkut Ata tarafından verilir. Ölümlerde yas tutulur. Oğuz beyleri bir araya gelip eğlenirler. Bazı hikâyeler Bayındır Han’ın düzenlediği “toy”larla başlar. Başkahramanlar atlarıyla birlikte anılırlar.  (1994)

DK hikâyeleri iki nüshadır. Her iki nüshasında bulunan hikâyeler, 15. asrın ikinci yarısında tespit edilip, 16. asırda yazıya geçirilmiştir. Fakat kimin tarafından yazıldığı hakkında bir bilgi yoktur. Kitabın yazıldığı yer olarak genellikle Akkoyunluların hüküm sürdüğü saha, yani bugünkü Kars ve Erzurum-Pasinler dolaylarındaki yerler olarak kabul edilmektedir. Hikayelerin tek bir yazarı olduğu görüşü hakim bir görüştür. Pertev Naili Boratav, kitabın birbirinden bağımsız on iki hikayeden oluştuğunu, bu hikâyelerin anlatıcısı olarak gösterilen menkıbevi DK'un kitap biçimine getirdiği destani menkıbelerin sözlü gelenek yoluyla söylenip gittiğine işaret ettikten sonra, bunlara son şeklini adı bilinmeyen bir yazarın verdiğini kaydeder.

Anlatılarda sözü geçen yer, kişi ve isimler ile olay örgüleri bakımından benzeş olan nüshalardan biri, Dresden Kral Kütüphanesi'nde bulunan "Kitab-i Dedem Korkut ala lisan-i taife-i Oğuzân" isimli nüsha olup, içerisinde giriş ve oniki hikaye bulunmaktadır. Bu nüsha, 1815’te F. von Diez tarafından bulunmuştur. Dresden Kraliyet Kütüphanesi’nde Flischer külliyatı arasında bulunan eser, hikâyelerinin başlıkları, hikâyeler ve manzum parçalar birbirinden ayrılmadan bir bütün olarak yazılmıştır. Dresden yazmasının Diez tarafından istinsah edilen nüshası Berlin Kraliyet Kütüphanesi’ndedir. İtalyan Türkologu Ettore Rossi, Vatikan Kütüphanesi’nde bulduğu eserin ikinci nüshasını bir makale ile tanıtmış, daha sonra, "Hikayet-i Oğuzname-i Kazan Beg ve Gayri" adıyla bir inceleme ile birlikte yayınlamıştır (1952). Gerek Dresden gerekse Vatikan nüshaları Azerî lehçesinin özelliklerini göstermekle birlikte, bütün dil özelliklerinin bu lehçeye ait olmadığı görülür. DK kitabında başta Kıpçak lehçesi olmak üzere öteki Türk boylarının dillerinden ve Moğolcadan geçmiş bazı kelimeler mevcuttur. (1994)

İki nüshanın içerikleri

DK Kitabı’nın “Kitab-i Dedem Korkut ala lisan-i taife-i Oğuzân” adlı Dresden nüshasında bir mukaddime bölümü ve 12 adet hikâye yer almaktadır:

1-Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanı

2-Salur Kazan’ın Evinin Yağmalandığı Destanı

3-Kam Püre’nin Oğlu Bamsı Beyrek Destanı

4-Kazan Bey Oğlu Uruz Bey’in Esir Olduğu Destanı

5-Duha Koca Oğlu Deşi Dumrul Destanı

6-Kanglı Koca Oğlu Yigenek Destanı

7-Kazılık Koca Oğlu Kan Turalı Destanı

8-Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğü Destanı

9-Begil Oğlu Emre’nin Destanı

10-Uşun Koca Oğlu Segrek Destanı

11-Salur Kazan Esir Olup Uruz’un Çıkardığı Destanı

12-İç Oğuz Dış Oğuz’un Âsi olup Beyreğin Öldüğü Destanı

“Hikayet-i Oğuzname-i Kazan Beg ve Gayri” adını taşıyan Vatikan nüshası ise, bir mukaddime ve 6 hikâyeden oluşmaktadır. Bu hikâyeler şu başlıktadır:

1-Hikâyet-i Han Oğlu Boğaç Han

2-Hikâyet-i Bamsı Beyrek

3-Hikâyet-i Salur Kazan’ın Evi Yağmalanduğudur

4-Hikâyet-i Kazan Begün Oğlu Uruz Han Tutsak Olduğudur

5-Hikâyet-i Kazılık Koca Oğlu Yegenek Bey

6-Hikâyet-i Taş Oğuz İç Oğuz’a Âsi Olup Beyrek Vefatı

DK Kitabı üzerinde Türkiye’de ve Türkiye dışında başta V. V. Barthold olmak üzere, A. Samoyloviç, Hamit Araslı, Ahmet Çobanoğlu, E. Rossi, F. Von Diez, J. Hein, Kilisli Rıfat, Pertev Naili Boratav, Orhan Şaik Gökyay, Muarrem Ergin, Abüdülkadir İnan, Mehmet Kaplan, Adnan Binyazar, Semih Tezcan, Mustafa Kaçalin, Saim Sakaoğlu, Hayati Develi, Abdülkadir Emeksiz gibi isimler tarafından çeşitli çalışmalar yapılmıştır.

Dede Korkut üzerine yapılan ilmi çalışmalar

DK Kitabı'nı Türkiye'de ilk olarak 1916'da Kilisli Rifat Arap harfleriyle; daha sonra 1938'de Orhan Şaik Gökyay Türkçe neşretmiştir. 

İlk bilimsel yayını 1958 yılında Muharrem Ergin yapmış, uzun yıllar bu metin kullanılmıştır. Orhan Şaik Gökyay’ın 1930’lu yıllardan itibaren başlayan çalışmaları, 1973 yılında sonuçlanmıştır. 2000’li yıllardan itibaren metin neşirleri artmış, Dresden ve Vatikan nüshaları iki ayrı nüsha olarak yayınlanmaya başlamıştır. Bunlardan en önemli olanları, Dresden ve Vatikan nüshalarını ayrı ayrı kapsayan Tezcan-Boeschoten yayını, Sadettin Özçelik’in Dresden nüshası yayını ve Mustafa S. Kaçalin’in Vatikan ve Dresden nüshası yayınıdır. 

Vatikan nüshası 1952 yılında Ettore Rossi tarafından yayımlandığında, bu eseri, Türkiye’de Hasan Eren, Hüseyin Namık Orkun ve Tahir Alangu tanıtmışlardır. Bu tanıtımların ortak noktası, Vatikan nüshasının Dresden nüshasını anlama ve anlamlandırmadaki olumlu rolünün vurgulanmasıdır. Bilim adamları yıllardır hangi nüshanın daha “iyi” ve “eski” olduğunu tartışmaktadır. Ettore Rossi, Orhan Şaik Gökyay ve Mustafa Kaçalin Vatikan nüshasının daha eski olduğunu düşünürken; Muharrem Ergin, Hamid Araslı, Cahit Öztelli, Ferhad Zeynalov-Samet Elizade, Dresden nüshasının eskiliğini savunmuşlardır. (2015: 20-21)

Dede Korkut hikâyelerinin önemi

Oğuz Türklerinin atası, her türlü zorluğun üstesinden gelen bilge ozanı Dede Korkut kimliği etrafında oluşan hikâyeler anlatı geleneğimizin önemli bir parçasını oluşturur. DK hikâyeleri tarihçiler, edebiyatçılar ve yayınevleri tarafından büyük bir ilgiye mazhar olmuş, bu konu üzerinde çok sayıda makale, tez ve kitap yayınlanmış, üzerinde yapılan çalışmalar 1990’lı yıllardan bu yana yoğunlaşmıştır.  

2018 yılında UNESCO tarafından somut olmayan kültür varlığı olarak tescil edilmesi de, DK hikâyelerinin değerini ve önemini bir kez daha ortaya koymuştur.    

Türk edebiyatı tarihinin en büyük âlimi Prof. Dr. Fuat Köprülü’nün, derslerinde söylediği bir söz vardır: “Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut’u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar.” Dede Korkut Kitabı’nın değerini ifade etmek için bundan daha güzel bir söz bulmak mümkün değildir. Gerçekten Dede Korkut Kitabı Türk edebiyatının en büyük âbidelerinin Türk dilinin en güzel eserlerinin başında gelir. (2013: 9)

Şadi Kocabaş

Kaynaklar

Orhan Şaik Gökyay, "Dede Korkut" maddesi, İslâm Ansiklopedisi, 1994, 9.Cilt, s.77-80.

Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, Boğaziçi Yayınları, 2013, İstanbul.

İlhan Genç, Atabey Kılıç, İ. Hakkı Aksoyak, Dede Korkut Kitabı-Hanım Hey, Cilt1-2, TOBB

Akademik Kitap Klübü Yayınları, 2014, Ankara.                                                                  

Gürol Pehlivan, Dede Korkut Kitabı’nda Yapı, İdeoloji ve Yaratım, Ötüken Yayınları, 2015, İstanbul.

Güncelleme Tarihi: 13 Aralık 2018, 00:15
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20