Umudu olmayanın söyleyecek sözü olmaz!

Selam, dünyayı değiştirme umudunu yitirmemiş, sorular sormaya devam eden genç ruhluların üzerine olsun.

Umudu olmayanın söyleyecek sözü olmaz!

 

Varlığın ve yokluğun, acının ve mutluluğun, batının ve doğunun, leylanın ve mecnunun, yüreğin ve umudun yegane sahibinin adıyla; bismillah…

Sorular sormak lazım gelir evvela. Var olana soru sormadan hakikatli olana erişmek olanaklı değildir. ‘Nasıl’lara boğulan bir yığın soru cevaplanmadan kalpte hakikat neşv ü nema bulamazdı, değil mi?

Mesela, 300 kişilik bir topluluk nasıl çıkardı 3 bin kişilik tam teçhizatlı bir ordunun karşısına? Bir put-kırıcı nasıl yeltenirdi kendi kabilesinin yonttuğu putları bir başına kırmaya? Her seferinde reddedilmesine karşın, nasıl devam ederdi bir davetçi insanlığı var olana çağırmaya, tekrar tekrar, bıkmadan ve usanmadan? Kim derdi ki; kuşlardan bir müfreze, felaketi olacaktı filden orduların? Eli taşlı bir çocuk, nasıl hezimete uğratırdı, iri botlu bir sürü taştan adamı?

Henüz 19unda üniversiteli bir genç, nasıl tüm dünyayı değiştirmenin peşine düşerdi? Nasıl olurdu da; eli kanlı küfür sistemini alt etmenin, emperyalizme ve modernizme son vermenin rüyasını görürdü? “Siz bilemezsiniz, ancak Allah bilir.”

Parmaklıkların arkasında olmaktan korkmuyorlar ki

Biz bilemezdik tabi ki, ancak cevap aramak zorundaydık. ‘Nasıl oldu’yu sorup, ‘nasıl olacak’ı bulmalıydık. Uzun namlulu hegemonyalarla, fıtrattan öteye dair her türlü çabanın aktörlerince yönlendirilen benliğimizi alıp karşımıza sormalıydık; ne için yaşadığımızı, ne ile doyduğumuzu, neye aç olduğumuzu, en önemlisi neyin umudunu yaşattığımızı sormalıydık.

Tam da bu sebepten ötürü, bir rahatsızlık var bazılarının içinde. Bir şeyler ters gidiyor olmalı. Kafasını yerden kaldırdığı gibi varlık penceresinden hissizlik perdesini aralayıp dışarı bakıyor onlar. Gördükleri çirkinlik, göremedikleri güzellik kadar yaralıyor onları. Var olanın, var edilenle uyuşmadığını fark ediyorlar. Üzülüyorlar, aramızda kalsın ama bazen ağlıyorlar gizli gizli. Sonrasında bir şeyi fark ediyorlar. Onlar muvaffakiyetten mesul değiller. Sayılarının azlığı, güçsüz oluşları onları umut sahibi olmaktan men etmiyor. Ne varsa onları ye’se çağıran, gitmekte olan İbrahimî hissiyatlarını kalmaya çağıran ne varsa kurbiyyet mesabesinde, gözünün yaşına bakmadan dayıyorlar bıçağı boğazına. Parmaklıkların arkasında olmaktan korkmuyorlar ki, dünyayı değiştirmekten çekinsinler.

Genç, ele avuca sığıyor nedense

Birileriyse hiç oralı olmuyor. Birileri “durun” diyor, “boş verin” diyor. “Size mi kalmış” diyorlar, “nasılsa” diyorlar. Her fırsatta biraz daha eskitilen “gençliğimiz elden gitmiyor” diyorlar. Gençlik elden gitmezmiş, bilakis ihtiyarlaşırmış bir aşamadan sonra. Genç, ne hikmetse ele avuca sığıyor bu devirde. Dünyayı değiştirmeye dair umudunu kendi elleriyle ve yavrusunu yiyen bir böcek edasıyla imha eden bir nesil, benliğini ve kimliğini yitiriyor. Umut sahibi olmakla imtihan olunanlar, umut sahibi olmamakla buruşuk kimliklerini kendi elleriyle yırtıyorlar. Oysa İbrahim, birilerine göre hiçbir varlığı olmadığı halde, değiştirmek ve değişmemek için elinin altında ne kadar put varsa kırıyor, bildiği ne kadar hakikat varsa dilinden eksiltmiyor. Bildiklerini gizleyip, birilerinin varlık dediklerine tenezzül etmiyor. Bilmediklerine rağmen gördüklerini her fırsatta görmediği cennetle müjdeleyip, korktuğu azap ile ikaz ediyor.

‘Nasılsa’lı cümleler kurmamaya ant içmiş insanlar var az da olsa, sesleri az da çıksa. “Haydi hep beraber uyanalım dünyalık uykularımızdan!” diyenler var. Umut ve rahatsızlık besliyorlar yüreklerinin fırtınalı köşelerinde, bazen kahve köşelerinde.

Sebat ve umut, bir mücahide annenin ikiz çocuklarıdır

Mücadele umutla başlar elbette. Umudu olmayanın tuğyana söyleyecek sözü olmayacağı gibi, hakikat yolunda öze ulaşmadan pes etmesi kaçınılmaz sonu olacaktır aynı zamanda. Tevillerin ve nefsî çıkarsamaların mağduru olmak umudu yitirmekle başlar, dönüşmekle son bulur. Konforlu olmayana, yani meşakkate yolculuk kolay değildir, evvela sebat gerektirir. Sebat ve umut, bir mücahide annenin ikiz çocuklarıdır. Adanmayı kolay belleyenler bu yolda ilk tavizi verenlerdir aslında; çünkü bedel ödemesi gerekecektir her adanmışın. Elinde hiçbir şeyi kalmayana kadar umut besleyecek ve asla eli boş görülmeyecektir mümin. Bazen okuduğu marşta, bazense ufak çocuğun elindeki taşta gizlidir aradığı kudret. Damardaki asil kanla işi gücü yoktur; pis kanı emen sivri rejimlere alternatif umudu ve sebatı vardır.

Öyle bir an gelir ki, inanmış ve adanmış genç yorulur. Namert, akıl almaz oyunlarıyla yorgun demokratlar üretmek arzusunda olduğu kadar, tüketim kültürüyle de umudu tüketmeyi amaçlar. Ancak küresel veya bölgesel tüm müstekbirlerin bilemedikleri ve asla anlayamadıkları bir şey vardır. F-16’lardan hızlı, keleşlerden seri bir silahı vardır umut sahibi gencin. Duası vardır onun, geceler boyu süren duaları vardır. ”Dua müminin silahıdır.” (Hadis-i şerif)

Allah’ın da bir hesabı vardır

Ve işte tam da bu noktada “nasıl olacak bu iş” sorusunu sormak, “nasıl nefes alacak balıklar suyun altında” veya “nasıl uçacak kuşlar gökyüzünde” soruları kadar anlamsız kalır. Ya inanacaktır kul umuda, umut sahibi kılacaktır benliğini ve mücadelesini, ve tüm mucizevî cevaplar en sahici anlamına kavuşacaktır, ya da dönüştürecektir elindeki hakikati.

Ve elbette unutmayacaktır umut sahibi genç: “Şüphesiz, Allah’ın da bir hesabı vardır.”

 

Fuat Kına umuduyla yazdı

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2012, 13:06
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Havle
Havle - 7 yıl Önce

Cok guzel bir yazi olmus Allah razi olsun.. Umudumuzu tazeledik ve insallah hic kaybetmeyiz dualarimiz bu yonde..

emin akalın
emin akalın - 7 yıl Önce

Kardeşim, yürekli ve umut aşılayıcı, etkileyici ve yön verici yazınız için teşekkür ediyorum. zevkle okudum.

serhat deniz
serhat deniz - 7 yıl Önce

Inşallah yazdığınla kalmıyorsundur kardeşim.

..
.. - 7 yıl Önce

Allah razı olsun. İçten, samimi duygularla kaleme alındığı her cümlesinden belli bir yazı. Umudumuzu her daim ayakta tutabilmek duasıyla..

banner19

banner13