Umreye gitti hacı oldu!

Fatih Altaylı'ya göre umreye giden hacı oluyorsa, ufak bir ürpermede, irkilmede refleksiv olarak Allah diyen hafız sayılır mı!!

Umreye gitti hacı oldu!

Türk medyasının din ile imtihanı beni hep gülümsetmiştir. Elif Çakır da benim gibi gülümsemiş olmalı ki gazetesini eleştiren bir yazı yazdı. Konuya dönmeden önce bir anımı anlatayım. Üniversite son sınıfta “Din Kültürü Öğretimi” dersinden kalmak üzereydim. Sebep ise devamsızlıktı. Hocaya gidip yalvardığımı hatırlıyorum. “Din Kültürü dersinden kalırsam insan içine çıkamam” demiştim ve geçmiştim. 

 

Medyaya Din Kültürü Dersi 

Elif Çakır birkaç gün önce Taraf'ta, Türk medyasına din dersi verdi. Belki “devamsızlık etmezlerse” bir şeyler öğrenirler diye düşündü. 

Elif Çakır yazısında, Taraf gazetesinin “din editörünün” kendisi gibi görüldüğünü belirterek sitem ile başladı ve batıda bu işlerin “meslek” haline geldiğini anlattı. Yani büyük gazetelerin dini konularda yanlış yapmalarını engellemek için çalışan uzmanlar vardı. Hatta bu uzmanlar Türkiye'ye gelmiş ve bir toplantı gerçekleştirmişlerdi. 

Elif Çakır Taraf' şu sözlerle fazlaca dertli olduğu bu konuda yüklenmeye devam etti.. 

“Şimdi gelelim Taraf gazetesine...  
İlkin, 27 nisandaki “Tanrı Dinlenirken” başlıklı haberi görünce şaşırmıştım.  
Bu hususta bir yazı yazmıştım ama gündem değişince göndermemiştim gazeteye. 
Ancak, sonrasında da Taraf okurlarının da ilginç bir şekilde, Taraf'ın din işlerinden sorumlu makamı olarak görüp arzuhallerini bildirmesi ilginç geldi. 
Taraf'ın o günkü manşeti aslında sıradan bir üçüncü sayfa haberiydi. 
Hani bu başlığı, Avrupa'da ya da Amerika'da bir gazetede atsanız, karşılığı belki daha fazla vardır. 
Onların içinden de bir kısım insanlar, tanrının altı günde dünyayı yarattıktan sonra yedinci gün oturup dinlendiğini söylemişlerdi.  
Bu söylenti yayıla yayıla bir hurafe olarak inançlarının arasına katılmıştı.  
Zaten bu ve bunun gibi birçok saçma söylentiler yayıldığı için o dinlerin miadı dolmuş, Allah, yeniden uyarıcılar göndermişti.  
*  
Habere baktım, “baba ben iyi değilim, beni bir ruh doktoruna götür” diyen bir genç kız ve “bugün her yer kapalıdır, yarın gideriz” diyen bir baba var. Genç kız buna rağmen oturduğu evin bilmemkaçıncı katından atlıyor ve ölüyor. 
Haber, kocaman puntolarla, TANRI DİNLENİRKEN diye veriliyor. 
Haberin içeriğine bakıyorum. Bu hususta hiçbir altyapısı yok. Girişte bir cümle var sadece. Altyapısını dolduracak hiçbir felsefesi yok. 
Bu olay, pazar günü, Tanrı Dinlendiği İçin oluyor. 
Allah Allah?!! 
*  
Bir defa bu Müslümanların inandığı Allah değil, bu kesin.  
“Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde (altı evrede) yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı.” (Kaf, 38) der, bizim kitabımızda.  
Bu, Hıristiyanların ve Musevilerin inanışına karışmış bir hurafe.  
Dinin kendi içinde bir bütünlüğü var, bir mantık silsilesi var.  
Taraf'ın manşetteki ifadesi, tipik bir Can Dündar çözümsüzlüğüne benziyor.  
Eskiden beri, inanmakta zorluk çekenlerin temel sorusu bu olmuştur: Madem tanrı var, niye insanlar ölüyor, niye savaşlar bitmiyor, niye felaketler oluyor? 
Bu soru, aslında dinî hiçbir metni incelememekten kaynaklanıyor.  
İnsan dünyaya imtihan için gönderilmiş, dinin en temel felsefesi bu.  
İnsanlara da, tarihin her devrinde çeşitli uyarıcılar gönderilmiş, her türlü kötülükten uzak durmaları için. 
Verilen talimata uymayan, insanın kendisi.  
Sonuçları da insan kendisi oluşturuyor. 
Afetler (deprem, kasırga, sel baskını, yangın vs.) konusuna gelince, bunlar da dünyanın çileleri.  
İnananlar bunun mutlaka manevi bir arkaplanı olduğuna inanırlar. Yani başa gelen felaketleri, erdemlerden uzaklaşıp yozlaşmanın dibini bulmakla yorumlarlar.  
Bu böyle midir, değil midir, tartışılabilir.  
Ama, dinin kendi içindeki mantığını çok iyi takip etmek gerekiyor. Her sorunun cevabı var bu mantık içinde. Yeri burası değil diye uzatmıyorum.  
Gelelim “Hac dönüşü domuz gribi” manşetine.  
Bugün o kadar telefon aldım ki, anlatamam.  
Bir sürü fırça yedim.  
“Gazetenin hacdan umreden haberi yok... Cumhuriyet gazetesinin yerini alıyorsunuz” diye... 
Ne yapayım yani.  
Oturup gazetede vaaz mı vereyim. 
Eski komik haberlerden bilgileri olsa gerekirdi halbuki.  
Hac her sene kurban bayramına denk gelir. 
Diğer zamanlarda umre yapılır. 
Sorsalardı söylerdim.  
Ama benim haberim olmadı. 
Biraz da benim suçum. 
Gazetedeki toplantılara gel diyorlar, pek katılamıyorum. 
Bu hatayı paylaşmak zorundayım
 

Taraf gazetesi vahim bir hata yaparak umreden dönenleri hacı zannetmişti. 

 

 

Hacı Türkan Saylan 

Fatih Altaylı'nın umre ve hac bilgisi tam bu sırada otaya çıktı. 19 Mayıs tarihli Habertürk'ten hep beraber okuyalım. 

“Prof. Türkan Saylan'ı kaybettik. 
Bugün yayınlanacak bazı gazetelerin manşetlerini tahmin edebiliyorum. 
Zil takıp oynayacaklardır. 
Hakaretin boyutunu nereye kadar vardırabileceklerini tahmin etmek ise güç. 
Çünkü bunun için o tıyneti bilmek gerekir. Ben bilemem. 
O zil takıp oynayacak taifeye, bir nebze arları varsa utanmaları için bir minik hatırlatma yapmak istiyorum. 
Bilirler mi, ki o sevmedikleri, o nefret ettikleri, o dinsiz dedikleri Türkan Saylan, 1983 yılında bu yana "Hacı" Türkan Saylan'dır. 
Bilmezler, çünkü Türkan Saylan onlar gibi din üzerinden güç toplamak, din üzerinden ticaret veya siyaset yapmak isteyen biri değildi. 
Bu yüzden de umre ziyareti yaptığını hiçbir zaman, en ağır saldırılar karşısında bile vurgulama ihtiyacı hissetmedi. 
Şaka yapmıyorum. 
Türkan Saylan 1983 yılında Mekke'ye gidip, Kabe'yi tavaf ederek umre yapmıştı. 
Ben de bunu iki yıl önce, tam da bugünlerde yanlış hatırlamıyorsam Ayşe Arman'ın kendisiyle yaptığı bir röportajda okumuştum. 
Utangaç bir eda ile köşede kalmış bir bölümünde.
” 

Fatih Altaylı; “Umre nedir?”, “Hacc nasıl yapılır?” gibi soruların cevaplarından bihaber olduğunu bu yazıyla ortaya döktü. Bahsettiğimiz kişi medyanın en önemli aktörlerinden olmasa ve yıllardır köşe yazmasa bu hatasını hoş görebilirdik. 

 

Umre ile haccın farkını bilmemek böyle yanlış kullanıla kullanıla neredeyse dindarlar arasında da yayılacak! Ee, sonuçta medyadakiler bizim her alanda öğretmenimiz olduğuna göre!
Elif Çakır'ın yazısındaki din uzmanının medyada gerekli olduğu tezine şimdiye kadar nasıl bir karşılık aldığını bilemiyoruz. İnşallah olumlu karşılanır.

Ama anlaşılan Elif Çakır ve Nihal Bengisu Karaca gazetelerine “basit” dini bilgileri bile öğretemeyecek. Bu onların suçu değil ama. Talebe tembel olunca öğretmen neylesin…

 

Halil Öner

Yayın Tarihi: 25 Mayıs 2009 Pazartesi 14:48 Güncelleme Tarihi: 25 Mayıs 2009, 14:49
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Melih Koşucu
Melih Koşucu - 13 yıl Önce

Yahu o değil de, bu hac mevsimi bu sene de kurban bayramına denk geldi. Ne ilginç di mi?

banner26