Uludağ'ın zirvesinde iftar etmek bir başka

Bursa’ya her sene bir başka biçimde çıkagelen Ramazan, bu sene yorgunluk ve sıkıntıdan terleyen yürekleri serinleten gül kokulu bir kırağı damlası olarak geldi bu kadim şehre..

Uludağ'ın zirvesinde iftar etmek bir başka

 

Bursa’ya her sene bir başka biçimde çıkagelen Ramazan, bu sene yorgunluk ve sıkıntıdan terleyen yürekleri serinleten gül kokulu bir kırağı damlası olarak geldi bu kadim şehre. Gelişiyle birlikte önce Uludağ’ı, sonra toprağı ve elbette ruhları, kalpleri Allah’a aç insanların yüreklerini sarıp sarmalayıverdi. Şehrin insanı çok fazla kendi dünyasına gömülmüştü modern zamanların iğvasına kanarak, üstelik bu çileli coğrafyada olan bitenler onu yormuş, kafasını karıştırmıştı. İşte tam da bu anda insanları silkeleyip onları rahatlatmak için bir meleğin hararetli alınlara kondurduğu buz gibi bir soluk olarak geldi Ramazan. Hoş geldi, sefalar getirdi.

Protokol iftarlarının da mesaj verdiği bir kitle vardır

Artık hepimizin bildiği bir gerçek var: Şehrin bir görünen yüzü, bir de görünmeyen yüzü var. Görünen yüz yaldızlı, albenili, yapmacık gülüşlü ve muhtemeldir ki ziyadesiyle varlık kanıtlamaya endeksli bir yüz. Bu yüz kendisini kurumlar/kuruluşlar aracılığıyla ifade ediyor. Bursa’da da işte yine bu kurum/kuruluşlar da Ramazan’ın gelmesiyle birlikte iftar davetlerine başladılar. Ama en görünen iftarları, davulun dengi dengine çalması gibi, öncelikle diğer kurum/kuruluşlara yönelik oldu.

Yok, onu elbette kınamıyoruz. Atılan hiçbir adım zayi olmayacaktır elbette, Allah çabalarını, hayırlarını, hizmetlerini kabul etsin. Biz anlamasak da, düşünmesek de, elbette bu iftarların da mesaj verdiği dost/düşman bir kitle vardır. Saymaya kalksak yer sıkıntısı yaşayacağımızı bildiğimiz için iftar yarışına giren bu kurumların isimlerini es geçiyoruz ama tarihe böyle bir iftar türü olduğunu da not düşüyoruz elbette.

Şehrin kalbine yürüyen iftarlar

Uzun ve sıcak günlerde zahmetlice tutulan orucun ardından yapılan keyifli iftarlara göz atmaya devam edelim. Protokol iftarları ötede kalsın, biz her daim canlı ve her daim sahici olan iftarlara bakalım. Bu iftarlar, işinden gücünden çıkıp gelen bir arkadaş grubunun birkaç saatte organize olup kâh 1. Murad Camii’nin insanın yüreğine inşirah veren bahçesinde, kâh Emir Sultan Camii’nin bahçesinde, kâh zorlu bir tırmanış sonrasında Uludağ’ın tepelerinde yapılan iftarlara…

İşte bu iftarlar “Kalpten kalbe yol var.” kadim sözünün tecelli ettiği iftarlardır. Mönüde ne olduğunun hiç önemi yok bu iftarlarda, hem mönüyü düşünen de yok: Bir karpuz, biraz peynir, bir de pide oldu mu, iftarın zahiri yerine getirilmiş demektir. Ama zaten iftarın zahiriyle uğraşan kim?! Maksat kalbi doyurmak, ruhu doyurmak değil mi? İşte bu iftarların sonrasında yapılan sohbetler, bir medeniyetin inşasını, inşa edilen medeniyetin sürdürülmesini sağlayan sohbetlerdir.

Bu sohbetlerde insanımız Hızır aleyhisselamın toprakları yeşerten adımlarını anlatır; anlatmak ne kelime, hepsi birer Hızır olur da artık çorak düşmeye başlamış bu toprakları yeşertir! Bu sohbetlerde sadece Hızır olunmaz elbette, sözgelimi, “Gezi Parkı Eylemleri”nin sadece Gezi Parkı’ndan ibaret olmadığını da konuşup memleket ahvaline dair neler yapılması gerektiği konusunda irfani bilgileriyle fikir serdederler bir de. Ya da şehrin betonla gömülen topraklarına bakıp derin bir ah çekilir içli bir hayıflanmayla.

Elbette her iftar böyle değildir. Bazı iftarlar da İslam’la yeni tanışmaya dönük iftarlardır.  Nasıl ki Ramazan dolayısıyla camiyle tanışan insanlar varsa, oruç dolayısıyla İslam’la (belki de yeniden) tanışan insanlarımız da var bizim. İşte Ramazan Bursa’ya böyle gelir, bereketle gelir, acıkarak değil, doyurmak için gelir.

Ey vaiz, cemaate eyle ihtiram!

Ramazan dendikte, teravihlerden söz etmemek olmaz. Çünkü teravih, Ramazan’ın tacıdır. Birçok kentte olduğu gibi, Bursa’da da teravihlerin hatimle kılındığı camiler var, hem de fazlasıyla var. Bunun yanında, Enderun usulü teravih kılınan camiler de var ziyadesiyle. Namazlarını büyük bir huşu ile kılanlarımız olduğu gibi, namazın kendisine ağır geldiği insanlarımız da var. Bazısı ise namazla ilk kez bu Ramazan’la tanışıyor. Ama bir şey var ki…

Ama bir şey var ki, ona değinmeden geçmek olmaz çünkü bazen (Haddi aşan bir şeyin zıttına dönüşmesi gibi) bırakın maksadın hâsıl olmasını, tam tersi durumlar da ortaya çıkabiliyor. O durumlara yol açanlardan biri de, sözü uzatıp cemaati bezdiren vaizler. Hassas konu, nasıl yazsam bilmiyorum ama şahit olduğum bir olay ve bu olayda cemaatin mırıldanmaları, bu konuyu yazmaya mecbur etti beni.

Vaiz efendiler, sözünüz güzel, sözünüz değerli biliyoruz ama özellikle Ramazan’da karşınızda kafasında çeşitli düşünce, aklında yapmayı düşündüğü şeyler bulunan yüzlerce insanın olduğunu unutmayın n’olur! Bu insanlardan bazıları uzak yerlerden mübarek bildiği bir mekâna namaz kılmaya geldi ama aklında belki de otobüsün dönüş saatleri var. Niyeti, namazını kılıverip belediye otobüsüyle hemen evine dönüvermek olan ve sizin sözü uzatmanız yüzünden otobüsünü kaçıran bu insanların size edeceği ahı düşünün ne olur! Belki de bu insanların bazılarının aklında, namaza gelemeyip de onu caminin hemen dışında yalnız başına bekleyen eşi vardır. Bu durumda olan insanların endişesini düşünün ne olur! Düşünün ve ezanın okunmasıyla birlikte sözünüzü bitirin n’olur! İnanın bu, daha hayırlı.

Yoksullara gerilen kanatlar

Aynı zamanda bir merhamet ayı olan Ramazan, diğergamlığın da en çok göründüğü ay elbette. Yoksulların kendi üzerlerindeki haklarını sadece Ramazan’da değil, yılın her gününde ödeyen kişi ve kurumların olduğu, ehlinin malumu. Bunun yanında, belediyelerin aşevleri de zikredilmeli elbette. Belediyelerin yanında, bazısının adını gizlediği bazısının da buna gerek görmediği kişi ve kurumların iftarları ve bizim duyduğumuz, duymadığımız yardımları da oluyor.

Elhasıl, Ramazan bir hoş geliyor Bursa’ya. Bu hoş gelişten nasipdar olabilene gıpta etmemek ne mümkün!

 

Ahmet Serin, Bursa’da bir Ramazan’a dair yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Temmuz 2013, 13:24
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13