Üç defa halvet etmiş bir zat 'halvet bidattir' der mi?

Sultan Veled Efendimiz Hazretleri ile ilgili gerek sosyal medyada, gerek internet ortamında, gerek yazılmış bazı eserlerde yapılan yanlışlıklara dikkat çekmişti Ömer Tuğrul İnançer. Metin Erol yazdı.

Üç defa halvet etmiş bir zat 'halvet bidattir' der mi?

 Ne yazık ki, uluslararası bazı kurum ve kuruluşların yönlendirmeleri üzere, insanların değer yargılarının şekil aldığı bir zaman dilimi içerisinde yaşıyoruz. UNESCO 2007 yılını, Hz. Mevlânâ yılı olarak ilan ettiği vakit, bazı insanların, “bu yılı UNESCO dahi Mevlânâ yılı ilan etmiş, demek ki Mevlânâ önemli bir zât, bir okuyalım bari” dediğini işittik. İşittiğimiz bize şunu gösteriyordu; biz bize ne kadar da yabancı olmuşuz. Varsın Batılılar insanlıktan, insan haklarından, özgürlükten dem vursunlar, Birleşmiş Milletler binasının girişine “İnsanlık birbirinin âzâsıdır.” yazsınlar. Biz bu sözün dâhi Sâdî Şirazi’nin “Benî âdem âzây-ı yek-dîgerend” dizesinin birebir tercümesi olduğundan bihabersek, biz bize yabancıyız demektir. Birleşmiş Milletler binasının girişindeki ibarenin Sâdi Şîrazi’nin bir dizesinin birebir tercümesi olduğunu bilmediğimiz gibi Hz. Mevlânâ’yı da bilmez hâle gelmiş bir toplum oluşumuz işin en acı tarafı. UNESCO 2007 yılını Hz. Mevlânâ yılı ilan etmese demek ki Hazret önemsiz olacak!.. Teşekkürler UNESCO diyelim o vakit…

Türk Kadınları Kültür Derneği (TÜRKKAD) İstanbul Şubesi, 2008 yılında başlatılan uluslararası sempozyumlar dizisine, 2011'de bir başka “âbide şahsiyet”i eklemişti. Sultan Veled Hazretleri’nin anlatılıp konuşulduğu “Sırrın Sırrı” Uluslararası Sultan Veled sempozyumunun düzenlenme amacı TÜRKKAD tarafından şöyle ifade edilmişti: “Bildiğimiz gibi günümüz insanı, manevî hazlardan ve kutsal değerlerden bağını büyük bir hızla kopartarak toplum ile hatta tabiat ile olan etkileşimini 'ben' merkezli bir yapıya yerleştirmiştir. Mânevî kültür geleneğimiz göstermektedir ki, gerek fert gerek toplum olarak, ihtiyacımız olan iç huzuru ve mutluluğu sağlamak ancak tasavvuf ile mümkündür. Hz. Şems'in 'Sırrımı verdim' diyerek hitap ettiği ve bugüne dek bir anlamda sırlanmış olan ‘Sultan Veled Hazretleri’ni tanımak ve anlamak gayretiyle bu uluslararası sempozyumu düzenlemekteyiz.”

Hz. Mevlâna, oğlu Sultan Veled hazretleri için, “Bana yaradılış ve huy bakımından en fazla benzeyen sensin.” demekle Sultan Veled Efendimizden övgüyle bahsetmiştir. Sultan Veled Hazretleri konulu bu tür bir sempozyum düzenlemek ve böylesi bir etkinlik sayesinde bu nevi zevât-ı kîram-ı ahaliye aktarmak, şüphesiz ki güzelliktir. Fakat önemli olan sunulan bilginin kim tarafından, hangi araçla sunulduğu değil; sunulan bilginin doğru olup olmadığıdır. Çünkü yanlış öğreti kanserli bir hücre gibi yayılır. Bu hususta, Sultan Veled Efendimiz Hazretleri ile ilgili gerek sosyal medyada, gerek internet ortamında, gerek yazılmış bazı eserlerde yapılan yanlışlıklara dikkat çeken Ömer Tuğrul İnançer’in tespitlerini hatırlatarak ve bu gayeyle yanlışa düşmeyenlerden olmayı istedim. (Benim izleyip sizlere şimdi kısaca aktaracağım bu konuşmanın videosunu haberin altında bulabilirsiniz. M. E.)

Sultan Veled Efendimiz ile ilgili yanlışlıklar

Sırrın Sırrı” sempozyumunda Sultan Veled Efendimiz’in gerek yatay gerekse dikey hayatı ele alınmış, bu hususta pek çok ihtisas sahibi zevât-ı kiram tebliğ sunmuştu. Ancak bu zevât-ı kiram içerisinde, Ömer Tuğrul İnançer, Sultan Veled Efendimiz hakkında günümüzde yazılıp çizilen yanlışlıklara dikkat çekmiş ve bu yanlışlıkların düzeltilmesi gerektiğini belirterek; yapılan yanlışlıkları noktası virgülüne değin açıklamaya çalışmış. Ömer Tuğrul İnançer, sempozyumu düzenleyenler tarafından hazırlanan kitapçık da dâhil, ciddi yanlışlıkların olduğunu işaret ederek, bu nevi zevât-ı kiram hakkında fikir beyan edecek, metin hazırlayacak kişilerin ihtisas sahibi olmaları gerektiğinin altını çizmiş.

Sultan, hakikatte halka hizmet edendir

Konuşmasının hemen başında sultanın ne demek olduğunu, mükemmelen tarif buyurmuş İnançer: “Sultan hizmet edilendir, zahirde. Kul hizmet edendir, zahirde. Hakikatte ise Sultan halka hizmet edendir, onun için Rasulü Ekrem (s.a.v.) en büyüktür, en büyük hizmeti o yapmıştır, Hakkı öğretmiştir.” diyerek ‘sultan’ kelimesinin asıl manasına dikkat çekmiş ve Fahr-i Kâinat Efendimiz’in yüceliğinin, büyüklüğünün, hangi misyon üzere olduğunu işaret buyurmuşlar.

Sultan Veled halkın ısrarı ile posta oturmuş değildir

Bilindiği gibi 17 Aralık 1273, 5 Cemâziyelâhir 672 günü, akşam ezanına on dört dakika kala Hazret-i Mevlânâ Efendimiz âlem-i cemâle intikal etmiştir. Bu intikalden hemen sonra, ahali sahipsiz kalmasın, gönüllerde boşalan yere şeytan yerleşmesin diye Hazret-i Pîr’in yerine Kerîmüddîn Bektemür kâim makam olmuştur. Bundan çok kısa bir süre sonra Çelebi Hüsâmeddîn Hazretleri postnişin olarak görevi devralmıştır ve on bir sene sonra yerine Sultan Veled Hazretleri geçmiştir. Yani durum, topluma ezberletildiği gibi ‘Hz. Mevlana göçünce, Sultan Veled geldi’ değildir!

Ayrıca gerek internet ortamında gerekse Sultan Veled Efendimiz ile ilgili yazılan bazı eserlerde belirtilen Çelebi Hüsâmeddîn Hazretleri ahirete teşrif ettikten sonra halkın ısrarıyla Sultan Veled Efendimiz’in posta geçtiği lakırdısı da büyük bir yanlıştır. Tuğrul İnançer bu hususta şöyle buyurur: “Sultan Veled Efendimiz’in Çelebi Hüsameddin Efendimiz’in ahirete teşriflerinden sonra, halkın ısrarıyla posta oturduğu söyleniyor. Elbette ârifler bilirler ki; post bayram salıncağı değildir! Herkes oturamaz. Halkın ısrarıyla hiç oturulmaz. Manevi izin olmadan oturulan post, diken olur adama.”

Mevlevi meşayihin aileden olma şartı yoktur

Sultan Veled Efendimiz’le ilgili bir başka yanlış ise, Sultan Veled Efendimiz zamanında Mevlevi meşayihinin aileden olma şartının olmadığı, daha sonra ise böyle bir şartın geldiği yanılsamasıdır. Bu hususta Tuğrul İnançer: “Sultan Veled Efendimiz zamanında Mevlevi meşayihinin aileden olma şartı yoktu, daha sonra böyle bir şart geldiği söyleniyor. Peki, Yenikapı Dergahı kurucusu Kemal Ahmed Dede, Üsküdar kurucusu Numan Bey Dede, Gelibolu Azmi Dede, Bursa Cünûnî Ahmed Dede… Bunlar aileden değil. Bu nereden çıktı? Bu ifade nereden çıktı? Sultan Veled Efendimiz halife yetiştirip sağa sola gönderdikten sonra, onlar hakkında onlardan bahsederken, ‘Hepsi benden aldıklarını ahaliye dağıttılar, Hazret-i Ömer gibi oldular.’ buyuruyor. Hepsi aile ferdi değildir. Çelebilik makamı, asitane şeyhliği ile Mevlevi şeyhliği birbirine karıştırmamalıdır.”

Sultan Veled Efendimiz bir Hanefi fakihidir

Tuğrul İnançer, Hz. Sultan Veled’in mutlaka ve mutlaka çok muğlâk olan hoşgörü, sakinlik vb… kavramlarla tarif edildiğini fakat bunun yanı sıra Sultan Veled Efendimizin çok disiplinli bir zât olduğundan hiç bahsedilmediğine işaret eder. Sultan Veled Efendimizin bu disiplini sayesinde kurumun bugüne kadar bozulmadan geldiğini bilmemiz gerektiğini vurgular İnançer. Ayrıca Cenab-ı Pir’in ahirete teşriflerinden tam yüz sene sonra Kahire’de ahirete teşrif etmiş olan Tabakat müellifi(biyografi yazarı) Abdulkadir Kureyşi’nin Cevâhiru'l-mudıyye fî tabakâti'l-Hanefiyye adlıyalnızca Hanefi fakihlerinin yani Hanefi Fıkıh Ekolü’ndeki önemli zâtların hayatını anlattığı kitabının birinci cildinde Sultan Veled Efendimizin, üçüncü cildinde Cenabı Pir Efendimizin, çok önemli Hanefi fakihleri olarak tespit edildiğinin altını çizer Tuğrul İnançer. Yani gerek Hz. Mevlânâ Efendimiz gerekse de Sultan Veled Efendimiz ciddi bir fıkıh yani mükellefiyetler ilmi sahibidirler.

Üç defa halvet etmiş bir zat “halvet bidattir” der mi?

Tuğrul İnançer, Hazreti Mevlânâ Efendimize ait olduğu iddia edilen ‘halvet bidattir’ sözünün uydurma olduğunu vurgular. Bu söz hakkındaki söylentilere göre, Sultan Veled Efendimiz, 20 yaşları civarında iken (yani Hz. Pir 39 yaşlarında olur), sözde “Hz. Mevlana, halvet Hz. Musa ve Hz. İsa zamanındaydı, bizim için bidattir” diyor. “Peki biz tarihen biliyoruz ki, Seyyid Burhaneddin Efendimiz Cenabı Pir’e, Sultanu’l- Ulema’nın ahirete teşriflerinden sonra 3 defa halvet ettirmiştir. Kendisi halvet etmiş bir zât, halvet bidattir der mi, bir fakih halvet bidattir der mi? Ve sonra oğlunun hatırı için prensipten ayrılıp, e hadi gir bakalım der mi?” diye sorar Tuğrul İnançer.

Mevlevi tarikatının piri Hazreti Mevlânâ’dır

Sultan Veled Efendimiz ile ilgili yazılıp çizilen büyük yanlışlarından biri de, “Pederinden aldıklarıyla tarikatını kurdu ve yaydı.” söylentisidir. Bu hususta Ömer Tuğrul İnançer, “Her kelimenin bir sözlük bir de deyimsel manası vardır. Bunlar birbirinden ayrılarak sözler anlaşılamaz. ‘Pir’ kelimesi, ‘şeyh’ kelimesi Farsçada ihtiyar, Arapçada ihtiyar demek. Ama deyimsel olarak ‘pir’ yol başına, ‘şeyh’ bir dergahın postnişinine genellikle, hilafet almış bir zâta da denir. 700 senedir gelen bu kadar Mevlevi hulefası vesair Turuk-u Aliye’den gelen meşayihi kiram niçin Sultan Veled Efendimize Hz. Pir demiyorlar da Hz. Mevlânâ’ya Hz. Pir diyorlar?” diye sorarak, bu lakırtının da yanlışlığına dikkat çekmiştir. Bu noktada insanları biraz tefekkür etmeye çağırır İnançer. Slogan bilgilerle, bu nevi konuların tartışılmasının, konuşulmasının ve başkalarına doğru diye aktarılmasının yanlışlığına dikkatleri çekerek konuşmasını tamamlamış.

Konuşmanın video kaydını buradan izleyebilirsiniz:

 

Metin Erol yazdı

Güncelleme Tarihi: 18 Haziran 2015, 14:02
banner12
YORUM EKLE

banner19