Turnayı gözünden çeken adam!

Edebiyat da belki farkında olmanın diğer bir yoludur. Fotoğraf, duygu ve manayı objelerle aktarırken edebiyat kelimeleri seçer. Ayşegül Genç, fotoğraf sanatçısı Selim Şevkioğlu'nu konu etti.

Turnayı gözünden çeken adam!

Fotoğrafın edebiyatla bir şekilde ilişkisi olduğunu daima düşünmüşümdür. Bu yüzden Selim Şevkioğlu'nun fotoğrafçı olduğunu öğrendiğim zaman hiç de şaşırmamıştım. Hem şiir ve öykü formunda eserler veren hem de çektiği fotoğraflarla ruha nokta atışları yapan ağabeyimizin uzun zamandır sesi soluğu çıkmayınca bir selam verelim dedik. O da karşılık verdi çok şükür.

Meğer son zamanlarda daha az fotoğraf çektiğini sandığımız bu mümtaz kişilik kadrajı ile kuş avlıyormuş. "O da ne ki?" demeyin. Bir fotoğrafçı için belki de en zor iştir, kuşları fotoğraflamak. Bir kuşu avlamak için sessizleşip nişan alıp ateş etmekle bir kuşun fotoğrafını çekmek için sessizleşip deklanşöre basmak aynı gibidir. İki eylem arasında insan denen muamma için çok fark olmasa da kuşlar için hayat ve ölüm kadar keskin bir fark olduğu malum.

Belki de bu yüzden fotoğraf ile edebiyatı aynı kefeye koyabilen ruhum, av ile edebiyatı bağdaştırmakta zorluk çekiyor.

Selim Şevkioğlu fotoğraf çekmeye başlamasını “Bir musluğun şekil verilmiş bir metalden ibaret olmadığını, bir çeşmenin ağlayabildiğini herkes görsün istedim” diyerek özetliyor. Bakmak ile görmek arasında o ince çizgiyi yakalayan her insan ya onun gibi bunu insanlara aktarmayı seçer ya da o görüntüyü tefekküre basamak eder. Her ikisi de farkındandır ve Selim Şevkioğlu'na göre “farkında olmak” çileyi de beraberinde getirir. Çünkü farkında olan kişiye artık rahat yoktur...

Edebiyat da belki farkında olmanın diğer bir yoludur. Fotoğraf, duygu ve manayı objelerle aktarırken edebiyat kelimeleri seçer. Lakin edebiyat ortamının kıskanç, ortak kabul etmeyen ve bazen ambargo uygulayıp okurlarına bile tecrit uygulayabilen bir yapısı vardır. İşte bu durumdan rahatsızlığını şöyle dile getiriyor Şevkioğlu: “Evet, önceleri daha ziyade edebiyata ilgi duyuyor, okuyup yazıyordum. Edebiyat âleminin içine doğru yürüdükçe pek de haz edilecek bir ortama sahip olmadığını gördüm. Modern sapmaların tezahürleri ve kendi içlerindeki çekişmeler beni bir hayli rahatsız etti. Bir soğukluğa neden oldu. Bu ortamda yazmanın beni yaşamaktan uzaklaştıracağını düşündüm. Açıkçası biraz da korktum. Hem edebiyatçımız çok ama fotoğrafçımız az.”

Selim Şevkioğlu, bizim mahallede fazla sayıda yetişmiş fotoğrafçı olmamasının nedenini fıkhi meselelere ve son dönemde sanata karşı olan ilgisizliğimize bağlıyor. Fıkhi derken malum suretler meselesinden bahsediyor ve fıkıhsızlığı ciddi bir eksiklik olarak kabul etmekle birlikte fıkıhçıların bazı meseleleri düz mantıkla, derinlemesine irdelemeden kararlar verdiklerini düşünüyor.

Bu tür ihtilaflı meselelerde İmam Gazali (rh.) in kavillerini daha sıhhatli buluyor.. Fıkıhtan tefsire kadar pek çok hususta uzun yıllar eğitim almasına rağmen bu hususlarda ahkam kesmeyi sevmiyor ve “Hüküm vererek vebal altına girmek istemem” diye de ekliyor. Diğer yandan birbirinden güzel kuş türlerini fotoğraflayıp bizlere aktarırken aklından şunlar geçiyor: “Kuşların, benim algı dünyamdaki yeri bir hayli özel. Seviyorum onları, hayranlık duyuyorum. Bir kere çok zarif yaratıklar, sonra narinler. Kaldırım kenarına düşmüş bir susam parçasını almak için ürkek tavırlarla ona yaklaşan ıslak bir serçe kadar 'gariplik' olgusunu ünleyen bir tablo zor görünür. Hele bir de kışın karlı bir günde üşüdüğünü düşünürseniz alıp kurulamak, avuçlarınızın içinde ısıtmak dürtüsüne kapılmaz mısınız? Sonra ne bileyim, kışın dağlardan şehirlerimize inen bir “Kızılgerdan” kadar masumiyeti ve şirinliği hatırlatan ne olabilir ki?"

Bir kızıl şahinin bakışlarındaki, bir flamingonun yürüyüşündeki asaleti, bir arıkuşunun renklerindeki güzelliği ve estetiği çok az canlı da görebilirsiniz. Asalet, masumiyet, estetik, güzel olan her ne varsa tezahür eder. Deniz kenarında uçuşan martılar, maveranın kıyısında oynaşan melekleri getirmez mi insanın aklına. Özgürlüğü, bedenimizin ağırlığından kurtulmayı ve ötelerin özlemini…

Ama en çok... En çok da sıradan hallerini seviyorum onların. Tevekkül edişlerini, bulduklarını yemelerini, tozu toprağı karıştırıp beslenişlerini, sonra bir dalın üzerinde geceleyişlerini. Doğallıklarını kısaca. Bazen onları izlerken hayranlık duyuyorum bu hâllerine. Sanki daha farkındalar.

Bir hadis hatırlıyorum. Sanırım şöyleydi: “Eğer siz gerektiği gibi tevekkül ederseniz, Allah sizi, sabah yuvasından aç uçup tok dönen kuşlar gibi rızıklandırır.”

İşte bu minval üzerinden çalışmalarına devam ediyor Selim Şevkioğlu. Ve fotoğrafçılığı meslek olarak düşünmediğini, serbest çalışmayı sevdiğini söylüyor. Özellikle işin içine para girdiği zaman işin boyut değiştirdiğini, sanatsal işlerden daha çok katalog çekimleri, ürün ve moda üzerine çalışmalar yapıldığını ifade ediyor ve bu tür sapmalar yaşamak istemiyor.

O kadraja sığmayacak, bir yazı ile sınır koyulamayacak kadar geniş bir iç dünyasına sahip. Mütevaziliği ve nezaketi ile her zaman gençlere örnek olabilecek güzel bir insan.

Selim Şevkioğlu'nun kadrajından hem hayata hem de kuşlara bakmaya ne dersiniz?…

Ayşegül Genç

Yayın Tarihi: 30 Eylül 2020 Çarşamba 12:06 Güncelleme Tarihi: 30 Eylül 2020, 12:41
banner25
YORUM EKLE

banner26