banner17

Türk’ün tezle imtihanı!

Tez! Yek nefeste söyleniveren şu tek heceli kelimeyi duyunca tepeden tırnağa irkilen on binlerce insan olduğunu tahmin ediyorum. Lisansüstünde yüksek lisans ve doktora tezleriyle güreşen nice mücahit ve mücahideler var aramızda. Kolay şey değil tez yazmak; ama hani o kadar zor da değil. Harun Tuncer yazdı.

Türk’ün tezle imtihanı!

Tez! Yek nefeste söyleniveren şu tek heceli kelimeyi duyunca tepeden tırnağa irkilen on binlerce insan olduğunu tahmin ediyorum. Lisansüstünde yüksek lisans ve doktora tezleriyle güreşen nice mücahit ve mücahideler var aramızda. Kolay şey değil tez yazmak; ama hani o kadar zor da değil.

Türk öğrencisinin on yıllardır değişmeyen makûs bir talihi var: Lisans düzeyine kadar eğitim/öğrenim profilimize hatta hayatımıza ve alışkanlıklarımıza şekil veren okullar maalesef bize bir “çalışmak metodu” veremiyor. Ve böyle bir metottan mahrum olmak hâlli pekâlâ kolay olan pek çok şeyin bize güç görünmesine yol açıyor; tez yazmak da bu bahse dâhil. Memlekette eğitim sorunu nesillerdir var; çözmek iddiasında da değilim. Hâliyle olaya sadece parmak basıp geçiyorum.

Zikri geçen metot yoksunluğu, okumamak ve hayatı boyunca tek hayranının kendisi olduğu şiirlerden başka 2 satır bir şeyler karalamamak konforuyla birleşince tez gibi ciddi bir iş, Türk’ün gözünü elbette korkutuyor. Titremeyin, sakin olun; atla deve değil tez denen şey. Belki fakirin yazdıkları sizi azıcık rahatlatacak, kendinize gelip siz de Don Kişot pervasızlığıyla şevk ve hırsla klavyenizi dişlerken bulacaksınız kendinizi!

Meseleye en başından başlayalım: Tez için ilk şart, konu seçmek. Öylesine, iş olsun diye değil; teknik olarak okuduğunuz bölümün kapsamına giren, sizde merak uyandıran, halledince mutlu olacağınız bir probleminiz olmalı bu konu.

Ardından en önemli madde geliyor tabii: Danışmanınızı belirlemek, şayet sistem bu işi sizin yapmanıza elveriyorsa. Hiçbir kurumu ya da kimseyi tahkir etmek haddime değil, ama kimi kurumlar var olmaları gerektiği için ve ortam buna artık hazır olduğu için var değiller. Ayrıca daha fenası var; bir şekilde eğitimci kadrolarını alan pek çok hoca maalesef sadece birer memur. Rıfat Ilgaz’ı “Edebiyat öğretmeniyim” deyince, “Sen de diğerleri gibi edebiyat memurusun, demek!” diyerek paylayan Persefon Şairi hiç haksız değil. Tarihçilerin bir kısmı tarih memuru, edebiyatçıların bir kısmı da edebiyat. O hâlde sadede geliyorum: Kendinize memur değil, iyi bir hoca bulun danışman olarak. Zira tez sürecinin başından sonuna danışmanınızın şefkat ve yönlendirmesine çok ihtiyacınız olacak.

Evet; konuyu ve danışmanı ayarladınız. Sıra okuma yapmakta. Basılı ve dijital kaynakları tarayıp ilgili literatürü tespit edebileceğiniz pek çok kanal var; burada sıralamak lüzumsuz. Danışmanınıza ya da mesela ehil kabul ettiğiniz kimselere sorabilirsiniz. Çalıştığınız konu hakkında çözülmesi gereken ve sizi ilgilendiren soru ve sorunlar nelerdir, bunu çok iyi tespit etmelisiniz. Aksi hâlde akıntıya kürek sallamak talihsizliğine düşersiniz. Sizin soracağınız soruları birileri sormuş ve çoktan cevaplamışsa aynı soruyu sormak ve muhtemelen aynı cevabı vermek, bütün çabanızı anlamsızlaştırır!

Literatür taramasının ardından konunuzun ana başlıklarını şekillendirebilirsiniz. Başlıklar şekillenince bu defa fişleyerek ya da sistematik olarak bilgisayar ortamına kaydederek okumalarınızı derinleştirebilir ve dallandırabilirsiniz. Ele aldığınız her bir makale ya da kitaptan alacağınız özet yahut alıntıyı okumayla eşzamanlı yapmalısınız; aldığınız her bir notun da kaynağını detayıyla yazmayı ihmal etmeden! Az kaldı, unutuyordum: Bilgisayar ortamına aktardığınız notlarınızı, yaptığınız tarama ya da indirdiğiniz dosyalarınızı muhakkak başka bir ortamda ve biçimde yedeklemeyi ihmal etmeyin. Bilgisayar çağının nimetleri kadar sürpriz zahmet hatta felaketleri de var.

Okumalarınız, fişleme ya da notlandırmalarınız bitince artık yazım aşamasına geçebilirsiniz. Bu aşamada ana başlıklar yanında muhtemelen alt başlıklar da şekillenmiştir. Hâliyle kabaca ortaya çıkan şablonu yavaş yavaş ete kemiğe büründürebilirsiniz. Yazım esnasında eksiği en çok hissedilen şey bölümlerin kaçar sayfadan terekküp edeceği, ortalama kaç kelimeden ibaret olacağı vs. Yani rakamlar! İnsan sınırlarını çizdiği ve taslağını kabaca belirlediği ödevleri daha kolay halledebiliyor. Tez yazımında da uluslararası birtakım ölçüler var. Mesela asgari 3 bölümü olmalı bir tezin; her bir bölüm takriben 10.000 kelimeden oluşmalı. Okuyanı sıkmasın diye 2.000 kelimede bir ara-başlık atılmalı vb.

Bölüm bölüm oluşturacağınız tezi bahsettiğim bu rakamlarla sınırlandırmak işinizi kolaylaştırır. Sizi belirsizliğin gayyasından alır, muayyenin müşfik kollarına bırakır. Söz konusu rakamlar elbette esneyebilir de; ama önemli olan kabaca neyi ne kadar yapacağınızı bilmektir. Bu rakamlar çerçevesinde günlük hedefler koyup o kadar kelimeyi o gün yazabilmeyi amaçlarsanız iş yoluna girmiş demektir. En büyük prensibimdir: Ekmeği çoklarınız gibi ben de bütün bütün yutamayacağımı tahmin ettiğim (hiç denemedim!) günden beri dilim dilim, hatta lokma lokma yemeye özen gösteririm! Tez yazımı için de geçerli bu; akşamdan sabaha tek oturuşta kuzu devirir gibi tez yazabilen babayiğit görmedim, duymadım, bilmiyorum! Hâliyle tezi de parça parça, bahir bahir, kelime kelime yazmak en güzeli. Günde kaç kelime yazacağınızı kendi hızınız ve zamanınıza göre siz tespit edin. Ama ortalama 200-500 kelime arası gayet normal ve mümkün.

Artık metin oluşmaya başlamıştır. Bu safhada metin içinde tekrar eden bilgi ve temalardan kaçının. Akademik metin okurları, fanatik birer dizi izleyicisi değil! Önce fragman, sonra son bölümün özeti, ardından yeni bölüm filan; bütün bunları seyredecek/okuyacak sabır yok bu metinlerin alıcılarında. Makbul ve muteber bir fikri metin içerisinde parçalar hâlinde vermek hiç de makbul değil. Savınız/fikriniz neyse bir defada yazın ve geçin.

Bazen biten bir bölüm aslında bitmemiştir. Gözden kaçan kelime tekrarları, ifade ve imla hataları, fuzuli birtakım detaylar vs. Metne bir süreliğine verilen aradan sonra yeniden dönüp bütün bunları ayıklayarak metnin gövdesini yeniden gün yüzüne çıkarmak gerekebilir. Böylece iskeleti/özeti yeniden görülen metin için alternatif bir akış tayin edilebilir. Şayet dâhi çapında bir yazar değilsen, bu “yeniden organize” kaçınılmaz. Ve bu kesinlikle bir kusur değil!

Bölümler bittiğinde nihayet sonuca gelirsiniz. Okura, böyle bir araştırmanın neden yapıldığını, konunun neden önemli olduğunu ve bulgularınızın mühim kabul edilen problemleri nasıl aydınlattığınızı izah etmelisiniz. Aylar hatta yıllarca çalıştıkları konuyla yatıp kalkan araştırmacılar genelde o konuya neden başladıklarını, çalışmayı niçin öyle şekillendirdiklerini ve bulgularının geniş kitleler için ne gibi anlamlar ifade ettiğini unutuverirler. Şayet ortaya konan metin meramı anlatmakta yetersiz kalıyorsa, ya yazar bulgularının detayında boğulmuş, ya çalışmanın ancak o şekilde yapılabileceğine kanaat getirmiş ya da konunun muhakkak önemli olduğuna iman etmiştir. Aklınızda bulunsun; etkili bir sonuç bölümü yazamadıysanız muhtemelen sizin çalışmanız da aynı problemle maluldür!

Son olarak şunu ilave edeyim: İnsanlar literatür taramasını genelde araştırmalarının henüz çok daha başındayken ve konuyu daha tam olarak kavrayamamışken yaparlar. Fakat bu işi tezlerini teslimden hemen önce yani konuya her anlamda vakıf olmuşken ihmal ederler. Fakat siz çalışmanız biterken literatürü bir daha yoklayın; yoksa birileriyle lades olabilirsiniz!

Ben bitirdim; hadi siz de hemen başlayın!

Harun Tuncer, “Türk’ün Tezle İmtihanı!”, MAKAS dergisi, Aralık-Ocak 2019, sayı 5.

banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
merve
merve - 5 gün Önce

Özellikle tez danışmanı seçimi o kadar önemli ki. Bu yüzden tezini yarım bırakan çok insan var. Neyse ki ben bu noktada kısmetliydim. Öncelikle ilgi alanlarınızın uyumlu olduğu, çalışmanıza fayda sağlayabileceğine inandığınız ve karakterini kişiliğini sevdiğiniz en önemlisi her zaman bilgisini paylaşmayı seven ve yardımcı olan bir danışman ile çalışmayı seçiniz .

banner19

banner13

banner20