Türk halkına romanı sevdiren yazar: Ahmet Mithat Efendi

Ahmet Mithat Efendi’nin birden fazla sıfatı var: Gazeteci, hikâye ve roman yazarı, tarihçi, ilahiyatçı, felsefeci… O, bütün bu alanlarda ciltler dolusu eseri bulunan, edebiyattan coğrafyaya, müzikten dinler tarihine hemen her konuda kalem oynatmış bir gazeteci, bir ansiklopedisttir.

Türk halkına romanı sevdiren yazar: Ahmet Mithat Efendi

Bütün bir Tanzimat ve Servet-i Fünun devirlerini hatta Meşrutiyet devrinin de ilk yıllarını eserleriyle dolduran Ahmet Mithat Efendi’nin birden fazla sıfatı var: Gazeteci, hikâye ve roman yazarı, tarihçi, ilahiyatçı, felsefeci… O, bütün bu alanlarda ciltler dolusu eseri bulunan, edebiyattan coğrafyaya, müzikten dinler tarihine hemen her konuda kalem oynatmış bir gazeteci, bir ansiklopedisttir.

1844 yılında İstanbul’un Tophane ilçesinde doğan Ahmet Mithat Efendi, Hacı Süleyman Ağa ve Kafkas muhaciri Nefise Hanım’ın oğludur. Küçük yaşlarda Mısır Çarşısı’nda aktarda çıraklık yapmaya başlar ve burada okuma yazma öğrenir. Aynı yıllarda Galata’da bir Frenk’ten Fransızca öğrenmeye başlar. Ahmet Mithat Efendi, babasını kaybettikten sonra abisi ile birlikte Mithat Paşa’nın yanında Vidin’e gider. Burada başladığı Sıbyan Mektebi’ni İstanbul’da bitirir. On yedi yaşına kadar İstanbul’da kalan Ahmet Mithat Efendi, Mithat Paşa’nın Niş valiliği sebebiyle abisiyle birlikte Niş’e gider ve ortaokul eğitimini burada tamamlar.

Ardından yine abisiyle birlikte gittiği Tuna vilayetinin merkezi Rusçuk’ta Vilayet Mektubi Kalemi’nde ilk memuriyetine başlar. Mithat Paşa’nın teşvikiyle geliştirdiği Fransızcası sayesinde çeviriler ve “Tuna” gazetesinde yazarlık yapmaya başlar. Mithat Paşa kabiliyetlerini keşfettiği bu genci himayesi altına almış ve ona kendi adını vermiştir; Ahmet Mithat Efendi’nin ikinci adı buradan gelmektedir. Bir süre sonra başyazar olduğu gazetedeki görevini, Mithat Paşa’nın Bağdat valiliğine tayin edilmesinden dolayı bırakmak zorunda kalan Ahmet Mithat Efendi, Bağdat’ta “Zevra” gazetesinin müdürü olur.

Kültürlü bir çevre ve sohbet meclisi

Ardından ilk eserlerini yazmaya başlayan yazar, “Hace-i Evvel” ve “Kıssadan Hisse”yi yayımlar. Ahmet Mithat, Bağdat’ta kendisini kültürlü bir çevre ve oldukça programlı bir sohbet meclisi içinde bulur. İçerisinde bulunduğu bu kültür ortamı, kendisini geliştirmesinde önemli rol oynar. Bu çevrede Ahmet Mithat Efendi’ye, ressam Osman Hamdi Bey Batı kültürü, Muhammed Feyzî ez-Zühâvî din ve medrese kültürü, açık fikirli, yarı meczup, feylesof bir adam olan ve Arapça, Farsça, Hintçe, İbranice, İngilizce bilen Şirazlı Bakır Can Muattar Doğu ilimleri ve çeşitli felsefî kültür sahalarında tesir eder.

Bağdat mutasarrıfı olan ağabeyinin ölümü üzerine kalabalık ailesini İstanbul’a gönderen Ahmet Mithat Efendi Bağdat’ta kalmaya devam eder ve burada “Letaif-i Rivayat”ın ilk beş cüzünü yazar. 1871 yılında İstanbul’a dönen yazar, Tahtakale’ye yerleşir ve “Ceride-i Askeriye’ye” başyazar olur. Tahtakale’deki evinde küçük bir matbaa kurarak aile fertlerinin de yardımıyla kendi kitaplarını yayımlamaya başlar. Bu dönemde geçim kaygısı sebebiyle “Basiret” gazetesinde yazmaya başlar. Bir yandan da matbaasını genişleterek Türkçe, Fransızca ve Rumca eserler basabilen bir matbaa hâline dönüştürür. 

Rodos’a sürgün dönemi

Aynı yıl “Devir” ve “Bedir”in arka arkaya kapanmasından sonra on sayı “Dağarcık” dergisini çıkarır. Burada kaleme almış olduğu “Duvardan Bir Seda” yazısından dolayı Yeni Osmanlılarla birlikte mahkûm edilir ve Rodos’a sürgüne gönderilir. Sürgün döneminde çocuklar için Medrese-i Süleymaniye’yi kuran Ahmet Mithat burada çocuklara dersler verir. Rodos’taki ilk yıllında “Kırkambar”ın ilk on cüzünü, “Dünyaya İkinci Geliş Yahut İstanbul’da Neler Olmuş” romanını, “Açıkbaş” ve “Ahz-i Şar” adlı tiyatro eserlerini kaleme alır ve “Hasan Mellah” romanının planını oluşturur. Ahmet Mithat Efendi, 1876 yılında V. Murad’ın hükümdarlığı ile affedilerek İstanbul’a döner; gazetecilik, romancılık ve neşriyat faaliyetlerine kaldığı yerden devam eder. Gazetecilik tarihimizin en uzun ömürlü gazetelerinden olan “Tercüman-ı Hakikat”i çıkarmaya başlar.

1889’da Stockholm’de toplanan Şarkiyatçılar Kongresi vesilesiyle iki buçuk ay süren bir Avrupa seyahati gerçekleştirir. Bu seyahatten sonra Karantina başkâtipliğinden Meclis-i Umur-i Sıhhiye ikinci reisliğine terfi eder. İkinci Meşrutiyetten sonra emekliye ayrılan Mithat Efendi, Dârulfünun’da tarih, felsefe ve dinler tarihi dersleri de verir. 28 Aralık 1912 tarihinde fahrî olarak hizmet ettiği Dârüşşafaka’da vefat eder.

Edebiyat muhakkak hikmetten istifade etmelidir

Bir Tanzimat dönemi yazarı olarak Ahmet Mithat Efendi, edebiyat teorisi, edebiyat tarihi ve eleştirisi ile ilgili bağımsız bir kitap yayınlamasa da edebî eserlerinde ve gazete yazılarında bu konuda önemli açıklamalarda bulunmuştur. Yazarın edebiyat teorisine ait görüşlerini; edebiyat, roman, tiyatro ve şiir olmak üzere dört başlık altında topladığımızda onun edebiyat konusunda Şinasi, Namık Kemal gibi çağdaşlarıyla benzerlik gösterdiğini görürüz. Edebiyatın halkın eğitimine öncelik vermesi ve toplumun ahlakına, milli değerlerine hizmet etmesi gerektiğini vurgulayan Ahmet Mithat Efendi, tüm bunların anlaşılır ve sade bir dille yapılmasını şart koşmuştur. Ahmet Mithat Efendi için edebiyat muhakkak hikmetten istifade etmelidir.

Romanın teknik meselelerine de titizlikle eğilen Ahmet Mithat Efendi, kullandığı yeni anlatım teknikleriyle her geçen gün kendini yenileyen ve geliştiren bir yazar olmuştur. Muhteva konusunda da yazarlık mesleğinin saygınlığına inanan Mithat Efendi, hikâye ve romanlarında eğiticiliği, gerçekliği ve ahlakiliği ön plana çıkarmıştır. Romanlarını, okuyucu ile kurduğu samimi diyalogu geliştirerek okuyucu taleplerine göre kaleme almıştır. Sosyal hayatın aksettirilmesinde önemli rol oynayan tiyatro konusunda da tiyatronun eğlendirirken eğitmesi gerektiğini savunmuştur. Metinlerini bildiğimiz altı tiyatro eseri kaleme almış olan yazar, tiyatroyu romana tercih etmiş ve tiyatronun romandan daha etkili olduğunu savunmuştur.

Şairin de bir şuuru olmalı

Tiyatroyu bir edebî tür olarak değerlendirmeyen Ahmet Mithat Efendi, tiyatronun perde, oyuncu, kostüm gibi sahneleme özellikleri üzerinde durmuş, muhteva konusunda da tiyatronun insanları eğlendirirken eğitmesi, insanlara iyi ve doğru ahlakı göstermesi, her yönden gerçeğe uygun olması ve milli bir karakter taşıması hususlarına özen göstermiştir. Şiirden daha çok nesre önem veren Ahmet Mithat Efendi, şiirin, dili esir ettiği ve şairi kısıtladığı görüşündedir. Mithat Efendi’ye göre şiir de bir hakikat bir hikmet barındırmalıdır. Hayale değil gözleme yer vermeli, gerçek tabiattan bahsetmeli ve bilimsel bakış açısından faydalanmalıdır.

Estetik bir şiir zevkinden uzak bir şiir anlayışı olan yazarın amacı, burada da bilgili ve ahlaklı olanı ön plana çıkarmaktır. Ahmet Mithat, eski şiir geleneğimizin kalıplarından sıyrılmasını, yeni fikirlerine açık olmasını, kimsenin göremediğini gören, duymadığını duyan, malzemesini tabiattan ve varlığın kendisinden alan olmasını istemiştir. Ahmet Mithat Efendi, çalışmayı, okumayı kendisine düstur edinen biridir. Onun için bunun getirdiği maddi ve manevi kazanç da önemlidir. O eserlerinde hem Doğu kültür ve medeniyetini hem de Batı medeniyetini uzlaştırmayı bilmiş ve böylece devletin Tanzimat projesine içtenlikle hizmet etmiştir.

Vah

Ahmet Mithat Efendi

Eserleriyle derin bir iz bırakmış olan Ahmet Mithat Efendi, geniş bir okur kitlesine hitap etmenin yanı sıra daima yenilenmenin ve ilerlemenin peşinde olmuştur. Okuma alışkanlığının henüz gelişmediği bir toplumda okumak gibi böylesi yeni bir alışkanlığı kazandırmanın zorlu mücadelesini vermiştir. Bu zorluğu aşmak için hemen her seferinde farklı ve yeni yollara başvurmuştur. Meraklı romanlar sınıfına girebilecek, macerası bol, entrikası yoğun eserler kaleme almıştır. Bu unsurların en fazla olduğu ve yazarın amacına hizmet eden en başarılı romanlarından biri “Vah” eseridir.

“Ale’l-ıtlak güzel olan şeye rağbet bu sırrın cümle-i iktizasından olup bilhassa güzellik denilen şey benat-ı Havv’dan birisinin levha-yı ruyuna nakşedilmiş olursa ona rağbet dahi sair şeylerde ve sair yerlerde temessül eden güzellikler için umumi olan rağbetlere, meyillere makis olamaz. Bu hâlde bir insan ‘Ben hüsn-i cemale hiç ehemmiyet vermem’ derse mutlaka başı açık bir yalan söylemiş olur.”

İki zıt erkek karakteri

Ahmet Mithat Efendi’nin bu eseri, sadece başarılı bir kurguya sahip olmakla kalmayıp bazı romanlarında tek boyutlu olarak işlediği karakterleri daha gerçekçi bir zeminde ele aldığı bir eserdir. Romanın ana karakterlerinden ikisi, yazarın pek çok eserinde de karşımıza çıktığı gibi iki zıt erkek karakteridir. Behçet Bey, Mekteb-i Sultanî mezunu, Fransızcası mükemmel, Osmanlıcası kıt, gece âlemlerine düşkün bir beyefendiyken; Necati Efendi, çok iyi bir tahsil görmemiş olmasına rağmen her tür ilimden faydalanmaya çalışan, gönlü ve ahlakı yüce bir kimsedir. “Vah”,  “Felatun Bey ile Rakım Efendi” eserindeki karakterlerin arasındaki zıtlığı barındırmaktadır.

Tanzimat sonrası edebiyat ve fikir dünyasının en temel kavramlarından biri olan “Bey” ve “Efendi”ler arasındaki çatışma bu romanda fazlasıyla yer almaktadır. Romandaki bir diğer önemli karakterse “Ferdane Hanım”dır.  19. yüzyıl Osmanlı toplumu açısından oldukça dikkate değer bir karakter olan Ferdane Hanım’ın serbest yaşayış tarzı, başına buyruk hareketleri, giyim ve kuşamındaki pervasızlığı, günlük eğlencelerle vakit geçirmenin peşinde oluşu onu yeni oluşmakta olan orta sınıf Osmanlı kadını hakkındaki incelemelere konu edebilecek değerdedir. Sonuç olarak “Vah”; karakterleri, olay örgüsü, dil kullanımı bakımından okuruna edebi, tarihi alanda hizmet edecek nitelikte bir eserdir.

“Vah! Bir hece! Yalnız bir hece! Ama ne kadar manaları, ne kadar hükümleri hâvi bir hece!”

Karnaval

Ahmet Mithat Efendi

“Karnaval”, bir mukaddime ve “Birinci Kitap: Karnavaldan Mukaddem”, “İkinci Kitap: Karnaval İçinde” ve “Üçüncü Kitap: Karnavaldan Sonra” adlı üç ana bölümden oluşmaktadır. Eser, ilk olarak Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayımlandıktan sonra 1881 yılında kitap hâline getirilmiştir. Ahmet Mithat Efendi eserinin mukaddime bölümünde karnavalların ortaya çıkışıyla ilgili uzun bilgiler vermiştir.  Batı kültüründe önemli bir yere sahip olan karnavalların tarihi gelişimi, sosyolojik alt yapısı, balo ve karnavallarda giyilen kıyafetler, yapılan danslar ayrıntılarıyla anlatılmıştır.

“Karnaval” konusu itibariyle de edebiyatımızdaki ilk örnektir. Roman, Müslüman toplumunun yanlış Batılılaşmasının eleştirisi bağlamında önemli bir eserdir. Batılı gibi yaşamak isteyen fakat bunu tam olarak başaramayan Mösyö Hamparsun’un gülünç durumlara düşmesinin anlatılması gayrimüslim bir Osmanlı vatandaşının alafrangalığını ele alışı dolayısıyla da ayrı bir önem taşımaktadır. “Karnaval” yanlış Batılılaşmanın daha somut göstergelerle ve daha fazla roman kişisi üzerinden işlenmesiyle de fark oluşturmuştur.

Dönemin sosyal hayatı

“Karnaval şenliklerinin mebdei Hristiyanlıktan evvel yani putperestlik zamanlarına aittir. Diyanet-i Nasara Roma taraflarına intişar eylediği zaman bu âdeti terk-i dine kadar göze aldırdığı cihetle Roma Kilisesi bu bapta imhal ve ihmale mecburiyet görmüş ve imhal ve ihmal uzandıkça bir cevaz suretini alıp yavaş yavaş o cevaz dahi hükmünü arttırmış ve terakkiyet-ı mütetabia-i a’sar ile karnaval şenlikleri kavanin ve kavaid-i Nasraniye’den olmak derecesini bulmuştur.”

Romanda dönemin Osmanlı hayatı; gayrimüslimleri, Müslümanları, eğlence mekânları, esnafları, giyim kuşamı, konak hayatı ve semtleriyle renkli tablolar hâlinde gözler önüne serilmektedir. Başta balo ve karnaval özelinde eğlence kültürü olmak üzere, dönemi yansıtan ayrıntılara yer verilmektedir. Ahmet Mithat Efendi’nin bu eserlerinde de romanlarının karakteristik bir özelliği olarak karşımıza çıkan konu dışına çıkarak okura bilgi verme gayreti görülmektedir. Yazar, dönemi tüm ayrıntılarıyla tasvir etmek amacıyla sık sık aralara girerek müdahalelerde bulunmuştur.

“Karnaval, her memleket için bir mevsim-i esrardır. Zira her sınır her zaman yapamadığı eğlenceleri karnavalda yapmak isteyip kendisine mevcut olan mevaniden ihtirazen kendisini masklar ve nikaplar altında setreder. Demek oluyor ki bir baloda umumen ref-i nikab edilecek olsa kimler, neler meydana çıkar ki romancılar kırk yıl yazmış olsalar bu sermayeyi tüketemezler.”

Süleyman Muslî

Ahmet Mithat Efendi

Eserleriyle kendi okurunu yetiştirmeye çalışan Ahmet Mithat Efendi’nin dikkat çeken bir diğer eseri de “Süleyman Muslî” dir. Roman, yazarın üç yıl süren Rodos sürgününden sonra kaleme aldığı eserlerindendir. Romanın başında Ahmet Mithat’ın da belirttiği gibi kitap, tarihi roman olarak tarihin birkaç garip meselesi üzerine inşa edilmiş ve okurlarını tarihin uzak zamanlarına götürmek için kaleme alınmıştır. Ustalıkla kaleme aldığı eserinde Ahmet Mithat Efendi, Süleyman Musli’yi yazarken nasıl bir yol izlediğini şu cümlelerle açıklamıştır:

“Evvelden haber verelim ki Süleyman Muslî serlevhalı hikâyemizin hemen her noktasının esası tarih üzerine mübteni olduğu gibi ber-vech-i ati hikâye edeceğimiz vaka-i garibenin esası da yine tarih üzerine mübteni olup hikâyenüvisin vehim ve hayalinden ibaret değildir. Bu eserde muharririn hüner olarak arz etmeye çalıştığı bir şey varsa o da tasvir eylediği hikâyede vukuat-ı tarihiyeyi mümkün mertebe bir hüsn-i rabıta ile yekdiğerine raptedilmekten ibarettir.”

Tarihî bir macera romanı

Açıklamalar göz önüne alındığında Ahmet Mithat Efendi’nin bu eseriyle tarihî bir macera romanı oluşturmak istediği düşünülebilir. “Süleyman Muslî”, tarihi olaylara ve gerçeklere bağlı kalan ve birden çok hikâyenin birleşmesi neticesinde ortaya çıkmış tarihî bir romandır. Romanda Musullu bir genç olan Süleyman’ın başından geçenlerle birlikte 13. yüzyılın sonları ve 14. yüzyılın başlarında İslâm coğrafyasında yaşanan bazı önemli olaylar ele alınmıştır. Başkarakterin maceraları eşliğinde, Haçlı Seferleri, Bizans/Roma tarihi, Bâtınilik mezhebi üzerine yoğunlaşılır.

“Süleyman Muslî”de olaylar, geniş bir coğrafyada geçmektedir. Ahmet Mithat roman boyunca Ortadoğu’nun pek çok ülkesinden ve şehrinden bahsediyor. Kudüs’ten Şam’a, İstanbul’dan Urfa’ya, Diyarbakır’dan Musul’a, Bağdat’tan Konya’ya Ortadoğu coğrafyasının asırlardır değişmeyen hareketliliği ve renkliliği tüm canlılığıyla sunuluyor. Yazar, dönemi daha anlaşılır kılmak, olayları, şahsiyetleri açıklamak için romanında da sık sık tarih kitaplarından alıntılar yapar.

“Kudüs-i Şerif-‘in tahminen üç konak kadar cenub-ı garbisi semtinde ‘Kerek’ tesmiye olunur büyücek bir köy vardır ki Lübnan dağlarının hemen hemen çölle hem-ser olacak mertebede inhitat peyda eyleyen etekleri civarında bulunarak o tarafların guzat-ı İslâmiyanla taife-i Ehlisalip meyanında bir mareke-i daime hâlini aldığı zamanlar bu Köyceğiz defaatle eyadi-i Müslimînden Frenklere ve bunlardan Müslümanlara intikal eylemiştir.”

Ahmet Mithat Efendi ve Edebiyat

H. Harika Durgun

“Ahmet Mithat Efendi ve Edebiyat”, yazarın gazete ve dergilerdeki yazılarından, hikâye, roman ve tiyatrolarından istifade ederek edebiyat teorisine, edebiyat tarihine ve eleştirisine yönelik görüşlerinin derlendiği bir eserdir. H. Harika Durgun tarafından hazırlanan bu eser bir tahlil niteliğinde değil de Ahmet Mithat Efendi’nin edebiyata dair düşüncelerini ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Bir doktora tezi olarak hazırlanan ve ardından kitaba dönüştürülen eserin birinci bölümünde Ahmet Mithat Efendi’nin ayrıntılı hayat hikâyesine yer verilmiş. Aynı zamanda bu bölümde yazarın eserleri, gazetelerdeki tefrika tarihlerine ve çıkış ilanlarına göre kronolojik bir şekilde yer bulmuş. Tanzimat dönemi yazarlarının edebiyat teorileri, edebiyat tarihi ve edebiyat eleştirileri hakkındaki görüşleri ana hatlarıyla ve incelikle özetlenmiş.

“Henüz altı yedi yaşlarındayken babası tarafından Mısır Çarşısı’ndaki bir aktar dükkânına çırak olarak verilen Ahmet, her şeye meraklı, okuma yazmaya hevesli biridir. Dükkân komşusu Hacı İbrahim Efendi’den okuma yazma, Galata’da bir Freknten Fransızca öğrenir. Mısır Çarşısı’nda çalıştığı beş yıl boyunca hep bir hizmet karşılığında (dükkân silip süpürmek gibi) eğitimini ilerletmeye çalışır.”

Eski edebiyat eleştirisi

İkinci bölümde ise Ahmet Mithat Efendi’nin edebiyat hakkındaki fikirleri; romana, tiyatroya, şiire dair görüşleri şekil ve işleniş bakımından ele alınarak değerlendirilir. Üçüncü bölümde yazarın edebiyat ve edebiyat tarihine dair görüşleri yer almaktadır. Ahmet Mithat Efendi’nin romanın ve tiyatronun edebiyatımızdaki ve Batı’daki gelişimleri üzerinde durarak bu alanlara dair yaptığı değerlendirmeler tespit edilmiş ve çağdaşlarıyla karşılaştırılarak okura sunulmuş. Eserin dördüncü bölümünde Ahmet Mithat Efendi’nin edebiyat eleştirilerine dair bir çalışma yapılmış. Yazarın edebiyat eleştirileri mercek altına alınmış; romana, tiyatroya, şiire dair ileri sürdüğü görüşler incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise Ahmet Mithat Efendi’nin edebiyat teorisine, edebiyat tarihine ve edebiyat eleştirisine ait değerlendirmeleri tüm yönleriyle ele alınmıştır.

“Eski edebiyatı ve eski edebiyat taraftarlarını oldukça sert bir üslûpla eleştiren Ahmet Mithat Efendi, bu şiir zevkinin artık vaktini tamamladığını ve kimsenin ‘pir-i mugandan, muğbeçeden, rind âleminden’ meydana gelen şiirleri istemediğini belirttikten sonra kendisinin de ‘yenilik taraftarı’ olduğunu ifade eder. O

Güncelleme Tarihi: 18 Temmuz 2020, 00:22
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26