banner17

Turan Koç'a doyamadık!

Edebiyat Mevsimi'nde güzel adamlar vardı. Görkem Evci, Turan Koç'un koluna girdi ve kısaca sohbet etti..

Turan Koç'a doyamadık!

Edebiyat Mevsimi'ni değerlendirebilenlerdenseniz ne mutlu. Hasan Aycın ile sohbet edenler bir yanda, Ali Çolak ile konuşanlar başka bir masada. Her yerde güzel adamlar. Biz Prof. Dr. Turan Koç'u bulduk! İyi ki bulmuşuz..

Öyle zannediyorum ki Edebiyat Mevsimi’nin en güzel yanlarından biri de yazar ve şairlerle konuşma fırsatı bulmak, aklımızın bir yerinde her zaman sorulmayı bekleyen soruları onlara kalabalık imza günlerinin yoğunluğundan uzak bir ortamda, samimi sohbetler esnasında ulaştırabilmektir. Turan Koç

Festival’in ilk gününde Turan Koç’u görmüşken birkaç kelâm etmekten geri durmadık bu sebeple. Kısa bir sohbet ile güzel ve verimli anlar geçirdik.

Yazarlık kırılma gerektirir

Turan Koç’un ilk zamanlarda vezinle yazmış olduğu şiirleri sonradan imha ettiğini bildiğimden, “Günümüz Türk Şiiri Köklerinin Neresinde” isimli paneli yönetmesinden evvel kendisinin şiir kökleri ile ilgili bir soru sordum. Elbette şairler yahut yazarlar üslup değiştirebilir, yeni tarzlar deneyebilir ancak geçmişteki yazdıklarını imha etmeyi gerektirecek sebep neydi? Yazar olmanın yazabilmenin dışında; bazen yazdıklarını silip atabilmek gerektirdiğini bize bir kez daha gösteren bu davranışı Turan Koç “bir kırılma” olarak niteledi.

Türkçenin yeni bir şiir dili ortaya koymasının ardından, bu yeni dile uyum sağlamak için bunun bir zorunluluk olduğunu belirten Koç şunları söyledi:

“Yeni şiirin dilini yöneten Türkçenin sentaktik aynı zamanda da semantik bir kırılması oldu. Bu kırılmayı takip eden süreçte yeni bir şey ararken köklerden ya da benim ilk şiirlerimden kopmam gerekiyordu.”

Sohbetin devamında bu değişimin ya da kopmanın yalnızca biçimsel olarak gerçekleştiğini belirten Turan Koç bir arzusunu da şöyle dile getirdi:

“Mümkün olsa da diyorum Şeyh Galip’e, Fuzuli’ye nazire yazsam ya da tahmis etsem şiirlerini. Bu duygu da güçlü… Önemli de bir şey ama bunu şairlerimizden hiç yapan yok. Yapılması da gerekir. Diyelim,  Bakî’nin “Fermân-ı aşka cân iledir inkıyadımız” dizelerinin önüne bu kalıpta, bu yoğunlukta, bu doygunlukta üç dize daha koyabiliyor muyuz?”

Edebiyat Mevsimi 2. İstanbul Edebiyat Festivali, ortada: Turan Koç

Olanı değil olması gerekeni işlemeli

Turan Koç’un şair, şiir ve dindarlar arasında kurduğu ilişkinin Necip Fazıl’ın poetikasında bahsettiği türden bir ilişki olup olmadığı da sohbetimizi devam ettiren soruydu.

‘Din Dili’ isimli bir kitabı olan Turan Koç, şiir dilinin, dinin diline çok yakın olduğuna inandığını söyleyerek başladı sözlerine. Sanatın da din gibi, olanı değil olması gerekeni hissettirdiğinden ve bunu yaparken de mevcut realitenin ötesine geçerek, realite ile olması gerekeni birleştirmenin yollarını aradığından bahsettikten sonra bunun sadece şiir değil bütün sanat dalları için geçerli olduğuna değindi.

Bu noktada ben yine Necip Fazıl’ın “Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış; / Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış...” dizelerini hatırlattığımda Turan Koç’un buna şöyle bir itirazı oldu:

“Benim bu noktada biraz kaydım var. Aramayı felsefe ile ilişkilendiriyorum. Arayan felsefedir. Varlıkla yüz yüze gelirseniz, onu bulursanız onunla terennüm edersiniz. Onun için şiir biraz buluş ve bulunuşla da ilgili bir şey. Elmalılı Hamdi Yazır’ın Metalib Ve Mezahib’e yazdığı bir dibace var. “ Ey Rabb-i Müteal!” diye başlıyor, “Sen, bana, vicdan dedikleri bir buluş, vücud dedikleri bir bulunuş bağışladın.” diyor. ‘Vücud’ , vecd ile aynı kökten geliyor. Bu nasıl gerçek manası ile çalışır hale gelir? Herhalde Şeyh Galip’in “Hele bir cem'-i havas eyle de Galib nazar et dediği gibi bütün duyularını birleştirerek, bütün varlığınla bularak... Din de işte buna şahit olur. O yüzden aramak değil de önemli olan buluş…

Bulmasak daha iyi değil mi diye sual ettim Turan Hoca’ya… Meşhur bir hikâyedir hani; Demokritos, bir gün üzüm yerken bal kokusu alır. Merak ederek araştırmaya koyulur kokunun kaynağını. Ancak hizmetçisi, üzümleri “bal kâsesine koymuştum” diye açıklama yapınca Demokritos bir arayış fırsatı elinden alındığı için kızar.

Turan Koç sözün burasında “Ben büyük şairlerin bulduğuna inanıyorum” diyerek şöyle devam etti:

Mevlâna’nın bulduğuna inanıyorum. Sezai Karakoç’taki bulmamacasına arayış da bir buluştur aslında. Bulma derken tam olarak bulmaktan da bahsetmiyorum. Farkında olmak… Varlığını hissetmek… “Ballar balını buldum kovanım yağma olsun” diyor Yunus. Büyük şairlerin bulduğunu birçok dizede gösterebilirim. 

“Bulmanın” beraberinde bir kahramanlık getirdiğini söyleyen Koç, Hz. İbrahim’den misal verdi. O bulmuştu ki oğlundan vazgeçti, dost oldu, “Halil” oldu…

Turan Koç, kendi şiirinin köklerinden, varlığın köklerine kadar uzanan bu kısa sohbetin ardından oturum başkanı olduğu “Günümüz Türk Şiiri Köklerinin Neresinde?” isimli şiir atölyesini açmak üzere yanımızdan ayrıldı.

Kısacık bir vaktin ne denli yoğun geçebileceğini yakından müşahede etmiş olduk. 

 

 

Görkem Evci sohbetini ayan etti

Güncelleme Tarihi: 16 Aralık 2010, 19:17
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20