TRT Diyanet'te Güzel Bir Program: Köklerin Hikayesi

TRT Diyanet kanalında güzel bir programla karşılaştım. Programın ismi “Köklerin Hikayesi”. Program, bu topraklara sıkı sıkıya bağlı çınarların köklerini anlatıyor. Yusuf Tunçbilek yazdı.

TRT Diyanet'te Güzel Bir Program: Köklerin Hikayesi

TRT Diyanet kanalında güzel bir programla karşılaştım. Programın ismi “Köklerin Hikayesi”. Bu kökler bizim köklerimiz. “Köklerin Hikayesi”, bu topraklara sıkı sıkıya bağlı çınarların köklerini anlatıyor. Din hizmeti için verilen ömürler, örnek insanlar. 7-24 hayatın içerisinde çalışmalar yapan, fakat kimsenin dikkatini çekmeyen güzel insanlar. Onlar şov yapmadılar, onlar popüler olma gayesi gütmediler, onlar sadece Allah rızası için çabaladılar.

Kimler var bu insanlar içerisinde? Cevat Akşit, Şaban Şevli, Muhammed Salih Ekinci, Mahmut Toptaş, Hüsnü Geçer, Niyazi Akbana, Halil Günenç, Halil Çiçek, Enis Kamer, Abdulğani El-Haznevi, Hasan Kılıç, Lütfi Doğan, Mehmet Savaş, Mustafa Demirkıran, Muhammed Şerif Uğur, Niyazi Akbana, İbrahim Tanrıkulu, Ali Özek, Sıbgatullah Sevgili, Mehmet Gürgür, Burhan Mücahidi, Abdullah Hatipoğlu, Ali Küçük, Tacettin Yavuz, Ali Kemal Hut şu zamana kadar haklarında program yapılanlar.

Ana akım medyada örnek olarak sunulan oyuncularla beyinlerimiz iğdiş edilmişken, “Köklerin Hikayesi” programıyla ilim adamlarının, hocaların, âlimlerin ve vaizlerin bizlere örnek şahsiyetler olarak sunulması büyük bir imkan. Onların hikâyeleri, kısıtlı şartlar içerisindeki çabaları günümüz refahı içerisinde o kadar garip kalıyor ki. Sanki onların yaşamları kırk-elli sene önce değil de yüzyıllar yıl önce yaşanmış gibi.

Bu yazıda yukarıdaki değerli isimlerden üç tanesinin (Cevat Akşit, Mahmut Toptaş, Halil Günenç) yer aldığı bölümlerden alıntılar yaparak, güzel gördüğüm hatıraları, örnek alınması gereken noktaları not düşmüş oldum. Tabii yapılan alıntılardan “Köklerin Hikayesi” programının nasıl bir konsepte sahip olduğu da az çok anlaşılabilir.

Cevat Akşit, öğretmenler odasındaki kavgayı nasıl önlemiş?

İlk bahsedeceğim isim olan Cevat Akşit, memleketi Isparta’dan İstanbul’a geldiğinde neler yaşadığını bakın nasıl anlatıyor: “Büyük adamların yanında bıyığı çıkmamış bir Anadolu çocuğu olarak öyle garip garip İlim Yayma Yurdu’nda kaldım. Tramvaya binecek üç kuruş param olmadığı için Şehremini İlim Yayma’dan Vefa’ya yaz kış elli beş dakika yürürdüm.” Adana İmam Lisesi’nde müdürlük de yapan Cevat Akşit, bir anısını şöyle paylaşıyor: “12 Mart Hükümeti var, ortalık karışık, ideolojik hareketler var. Biz okula gittik; burası ilim yuvası, ideolojiler kapıda kalır dedik. Gençlik var, idealistlik var. Ülkücü ve komünist hocalar birbiriyle kavga ediyorlar. Öğretmenler odasına iki tane pinpon masası aldım. Geniş oda, komünistle ülkücü birbiriyle oyun oynuyor, diğerleri de seyrediyor. Böylece öğretmenler odasındaki kavgaya önledik.”

Sonra öğrencisi Harun Arabacı, Cevat Akşit hakkında şunları kaydediyor: “Hoca efendi akademisyenlerin çoğunun yapmadığı, üniversite kürsüsüyle cami kürsüsünü, bilimsel bilgilerle halkı buluşturan bir âlimdir. O, halka hitap ederken onların anlayacağı sade bir dille konuşur. Halkın dine uyan örf, adet ve gelenekleriyle barışıktır. Toplumun ihtiyaçlarını ve problemlerini bilir. Karadenizlisi, Doğulusu, Güneydoğulusu, Trakyalısı sanki kendisinden birisinin konuştuğunu zanneder gibi onu dinler. Bu nedenle de geniş halk kitlelerine ulaşır.”

“Bir kişi de olsa biz dersimizi, vaazımızı anlatacağız”

Sonra Mahmut Toptaş bölümünü izledim. Şöyle diyor Mahmut Toptaş: “Ulema deyince ayrıca aklımızda bir şey şekillendirmeyelim. Müslüman olan herkes Peygamberinin getirdiği o mesajdan miras olarak bir şey taşıyor. Fatiha’yı bilen Fatiha’yı taşıyor, İhlas’ı bilen İhlas’ı taşıyor, Besmele’yi bilen Besmele’yi taşıyor; her Müslüman Kuran’dan payını miras olarak almış, ama artırma hakkı var.”

Talebesi Muhammed Lütfi Karamanoğlu ise Mahmut Toptaş hakkında şunları söylüyor: “Emekli olduğunda da ‘hocanın emeklisi olmaz, ölüsü olur’ yani tekaüte ayrılmış olmaz derdi. Hocam nerede insan varsa orada bu dini anlatmaya halen daha devam etmekte.” Diğer bir öğrencisi olan Ramazan Ünal ise hoca hakkında şunları diyor: “Görev yaptığı yerlerde -resmi görevinin dışında- sürekli olarak etrafta gidilmedik her yere gitmiştir. İslam’ın sesine muhtaç olan, buna ihtiyaç duyan kimse var mıdır diye hapishanelerdekiler dâhil olmak üzere her insana ulaşmaya çalışmıştır.” Bu konuyla alakalı Mahmut Toptaş, Müslümanların Allah’ın dini üzere olduklarını, bu yüzden hiçbir zaman yalnız olmadıklarını belirtip şunları kaydediyor: “Bir kişi de olsa biz dersimizi, vaazımızı anlatacağız. Ne yapar o? Maya görevini yapar o bir kişi. Hani sütün içerisine atılan yoğurt nedir; bir avuçtur. Bir kaşık yoğurt yüz kiloyu kendine çeker. Yani Müslüman azlığına da bakmayacak hiçbir zaman.”

Mahmut Toptaş son olarak gençlere ise şu tavsiyede bulunuyor: “Günümüzün gençleri: 1) Yusuf Aleyhisselam gibi iffetini koruyacaklar. 2) İbrahim Aleyhisselam gibi Allah’tan başka kimseye boyun eğmemeyi öğrenecekler. 3) Salihlerle, iyi insanlarla beraber olmaya gayret gösterecekler. 4) İmkanları hiç gözlerinde büyütmeyecekler; çünkü Rabbim bizi mevcut gücümüzden sorumlu tutacağını ifade ediyor. Yani benim bilek gücüm, bilgi gücüm, unvanım, makamım, mevkiim ne ise o benden isteniyor. Öyleyse onu da herkes kullanabilir. Gençlerimiz buna dikkat edecekler. Rabbim onların da bizlerin de yardımcıları olsun.”

“Bir dersinde latife olarak ‘Şa-Hane-fi’ olduğunu ifade etmişti”

Bu yazı için alıntılar yaptığım üçüncü bölüm ise Halil Günenç‘in konuşmasıyla başlıyor: “Beşere hizmet eden, beşer için gerekli olan bütün ilimler farz-ı kifayedir. Mesela bir tıp, coğrafya, vs. bunların hepsi farz-ı kifayedir. Hülasa beşer için gerekli olan her ilim farz-ı kifayedir. Sadece dini kitaplar ve dini ilimlerle iktifa etmek bir cinayettir. ‘Erkek olsun kadın olsun mutlaka ilmi öğrenmek farzdır’ diyor. Beşere hizmet eden her şey ilimdir. Sadece dini ilimlerle iktifa edecek olursak bu felaket olur.”

Halil Günenç’in talebesi Mehmet Erdoğan, hocanın bakış açısıyla alakalı şunları belirtiyor: “Hoca Şafii mezhebinde yetişmiş olmakla birlikte Türkiye’nin şartları, açılımı ve gelişimi gibi durumları dikkate alarak artık tek bir mezhebin yeterli olamayacağı, diğer mezheplerden de yararlanılması gerektiğini ifade eder. Hatta bir dersinde latife olarak ‘Şa-Hane-fi’ olduğunu ifade etmişti. Ama her halükarda hocanın eski kitaplar, yazılı metinler ve mezheplerde olan görüşlerden hareketle problemleri çözmek gibi bir usulü var. Bunları bir kenara bırakıp naslarla (ayet ve hadis) beraber içtihat edelim gibi bir anlayış değil, eski mezheplerin içerisinde kalarak, ama belli bir mezhebe de saplanmaksızın bir görüşü var.” Diğer bir talebesi ise hocası Halil Günenç hakkında şunları kaydediyor: “Halil Hocam dışarıdan baktığınız zaman klasik bir medrese eğitimi almış, dünyayı çok tanımayan bir insan gibi görünebilir. Ama konuştuğu zaman dünyada olup bitenleri bilen, yani klasik medrese eğitimi almış insanlar içerisinde çok nadir rastlanacak ve sizi hayrete düşürecek bilgiler verebilir kendisi.”

Sadece Allah rızasıyla hareket ettiler

“Köklerin Hikayesi” programında çekimi yapılan yirmi-otuz hoca arasından herhalde en fazla iki üç tanesini tanıyabiliriz. Tanıdıklarımız da büyük ihtimal TV’ye çıkan en meşhurları olur. O kadar dizi oyuncusu, o kadar sosyal medya fenomeni, velhasıl o kadar gereksiz insanı tanımamıza rağmen bizi biz yapan, yaşadığımız toprakları yaşadığımız topraklar haline getirenleri tanımıyoruz.

Tabii bunda hocaların da “kabahati” var. Çünkü onlar hep derinden, sessiz ve mütevazı çalışmalar yürüttüler. Çünkü onlar günlük siyasi polemiklere girmeden, sadece Allah rızasıyla hareket ettiler. Bu yüzden de kimseyi kırmadılar, kimseyi incitmediler. Belki meşhur değiller ama en doğrusunu onlar yaptılar.

Aslında bu belgesellerden alınacak çok dersler ve hikâyeler var. Fakat bu yaşanmışlıklar, maceralar hak ettiği değeri ve ilgiyi görmüyor. Halbuki geçmiş yokluk zamanlarında nelerin başarıldığı kadar günümüzün varlıklı zamanlarına örnek olabilecek başka bir şey yok.

 

Yusuf Tunçbilek

Yayın Tarihi: 07 Nisan 2016 Perşembe 11:42 Güncelleme Tarihi: 22 Kasım 2016, 11:54
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Sevilen Adam
Sevilen Adam - 4 yıl Önce

Köklerin Hikayesi Programı Yaşayan alimleri anlatıyor... Yani Süleyman Hilmi Tunahan hocaefendi gibi hocaefendileri anlatmıyor, sadece hayattakileri anlatıyor. Formatı bu şekilde...

xxxx
xxxx - 5 yıl Önce

Bu alimlerin yaptıkları tabi ki yadsınamaz.Anlamadığım şu Süleyman Hilmi Tunahan Efindi Hz.ne yaptıkları ortada ve hala onun izinden giden dünyanın her tarafına yayılmış ve muhteşem hizmetler yapmamaya ve Kur'an ı yaymaya devam eden bir topluluğun kurucusu neden hiç anılmaz anlayamıyorum.Kimse neden görmez ya da görmek istemez.

banner26