Topçu'nun kitabı sempozyum konusu olabilir

‘Türkiye’nin Maarif Davası’ Nurettin Topçu Hocanın, eğitim meselesine felsefî bir derinlikle eğildiği bir eser..

Topçu'nun kitabı sempozyum konusu olabilir

 

İlk öğretimden üniversiteye eğitimin her kademesinde 26 yıl öğretmenlik yaptım. Bu süre gördüğüm şudur: Eğitim-öğretim dünyamızın kronikleşmiş sorunları var ve bunlar zaman içinde azalacağına daha da artıyor.

Konunun asıl aktörleri öğretmenler olmasına rağmen, hiçbir zaman onların fikirlerine müracaat edilmez. Hep bürokrasinin dediği olur. Onların da tek bildikleri ve yaptıkları şey, tepeden inme bir mantıkla hazırladıkları şeklî düzenlemeler. Bunları da “hangi derslerin okutulacağı”, “eğitim süresinin kaç yıl olacağı”, “kılık-kıyafetin nasıl olacağı”, “sınav sistemi” gibi başlıklarda toplayabiliriz.

Şunu sanırım hepimiz kabul ederiz. Bu yaklaşımla eğitimin hiçbir sorunu çözülmüyor. Dahası artıyor. Öğretmenini öldüren öğrenciler haberleri dehşet veriyor. Okullar bilgi yüklemekten ve öğrenciler acımasız sınav yarışında yarış atlarından ibaret görülüyor. Ne bilgi, ne güzel sanatlar, ne spor, ne değerler eğitimi konularında yetiştiremiyoruz çocuklarımızı.

Durum bugün de aynı… Bu öğretim yılını da benzer tartışmalarla geçirdik. Odaklandığımız nokta yine eğitimin kaç yıl olacağı ve sınav sistemiyle ilgili idi. Akıllı tahtalar, tablet bilgisayarlar, ücretsiz ders kitabı dağıtımı da bunlara eklenebilecek başka uygulamalar. Buna son zamanlarda bir de serbest kıyafet uygulaması eklendi. Ama işin özüne, ruhuna dokunan, dokunma cesareti gösteren yok.

Bir eğitim felsefemiz yok

Asıl sorun bir eğitim felsefemizin olmayışında. Eğitim düzenlemelerine cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hep ideolojik ve siyasi gözlükten bakılıyor. Mesela; bir iktidar, imam hatip liselerini açıyor, bir diğeri kapatıyor. Bu tek örnek bile eğitimin nasıl yaz-boz tahtasına döndürüldüğünü göstermeye yeter.

Öyleyse şu soruyu soralım. Her siyasal iktidarın belli bir ideolojisi elbette vardır ve bunu uygulamalarına yansıtacaktır. Ama söyler misiniz, biz bir milletsek ve ancak ortak değerler ve kabuller etrafında bir birliktelikle varlığımızı sürdüreceksek niye ortalama kabul görecek bir eğitim felsefesinde anlaşamaz mıyız?

Bir ağacın veya çiçeğin nasıl bir emekle, hangi iklim şartları içinde yetişeceğine dair cilt cilt kitapların yazıldığı bir ülkede eğitimin bu aslî konusunda yazılmış kaç kitap var? Doğrusu meraka değer.Nurettin Topçu

Felsefeci bir eğitimci: Nurettin Topçu

Ben bunlardan birini bugünlerde yeniden okuma imkanı buldum. Nurettin Topçu Hoca’ya ait bu kitap Türkiye’nin Maarif Davası adını taşıyor. Topçu Hoca, eğitim meselesine felsefî bir derinlikle eğilen bir isim. Hem yıllarca muhtelif liselerde felsefe, sosyoloji ve mantık dersi hocalığı yapmış, dolayısıyla eğitimin meselelerini içerden biri olarak gözlemlemiş, hem de bu gözlemlerin de ışığında ortaya başta Milli Eğitim bakan ve bürokratlarının, daha sonra bütün eğitimcilerin mutlaka okumaları gereken böyle bir kitap yayımlamıştır.

Kitaba genel hatlarıyla baktığımızda şunları söyleyebiliriz: Nurettin Topçu Hoca, eğitimi sadece bugünüyle ele almaz. Kitabın daha önsözünde de belirttiği gibi bir medeniyet perspektifi içinde bakarak bugünkü buhranlarımızın kaynağını da eğitim sahasında arar. Temel sorun olarak da eğitim kurumlarındaki Tanzimat’la başlayan zihniyet değişimini ve Batı taklitçiliğini görür. Bu sebeple eğitimin milli bir felsefesi kalmamıştır. Nasıl bir öğrenci/insan yetiştireceğimize dair medeniyet ve kültür perspektifli bir derdimiz yoktur. Böyle bir dert olmayınca da ortaya insan yetiştirme konusunda ciddi sıkıntılar çıkmaktadır.

Nasıl bir gençlik bekliyoruz?

Üç bölümden oluşan eserin ilk bölümünde “Beklenen Gençlik”, “Millet maarifi” ve “Türk maarifi” başlıklı üç makale yer alıyor. Bu üç yazının ortak hareket noktası önsözdekilerle aynı: Batı taklitçiliği, manevi ve mili anlayış yoksunluğu, pozitivizmin eğitimde yol açtığı sorunlar.

İkinci bölüm “Mektep”, “Muallim” ve “Muallimin mesuliyetleri” başlıklı yazılardan oluşuyor. Bilhassa son iki yazı her öğretmenin mutlaka okuması, anlaması ve özümsemesi gereken nitelikte.

Üçüncü bölüm ise ilköğretimdeki ahlak eğitiminden liselerdeki sanat eğitimine uzanan bir alanda yazarın önümüze geniş bir ufuk açtığı yazılar. Onun “Tahsil, alelade bir iş değil, bir mefkure olmalıdır” sözü eğitime bakışını özetleyen bir cümledir.

Nurettin TopçuNiyetimiz kitabı tümüyle değerlendirmek değil, yazılanlara dikkat çekmek… Bu yüzden ayrıntılara girmeden şunu söyleyebiliriz ki, “bir eğitim felsefemiz nasıl olmalı” sorusuna cevap arayanlar bu kitabı mutlaka okumak durumundalar.

Kurucusu şair ve tefekkür ehli olan bir eğitim sendikamız var. Mensuplarından, eğitim çalışanlarının özlük hakları, üyelerinin tayin terfi işleri içinde boğulup kalmadan eğitimin asıl sorunları üzerinde daha köklü ve kalıcı çalışmalarını bekliyoruz. İşte bu noktada diyoruz ki, mesela Nurettin Topçu Hoca’nın bu kitabı pekala bir sempozyum konusu olur ve buradan tartışmalarla çıkacak sonuçlara göre “Eğitim felsefemiz ne olmalıdır? Nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?” gibi hayati sorunların kalıcı cevaplarını bulabiliriz. Topçu Hoca’nın bu kitabı bu anlamda önümüzde bir imkân olarak duruyor.

Şunu da söyleyelim. Türkiye’nin Maarif Davası’nın ilk baskısı 1960’da yapılmış. Bende olan baskısı 1977’de yapılan üçüncü baskısı… Görmedim ama muhtemelen bir iki baskısı daha yapılmış olmalı… Yani toplam baskı sayısı beş bin civarında olmalı. Oysa 2010-2011 öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı istatistiklerine göre 692.171’i kadrolu, 81.902’si sözleşmeli olmak üzere 773.173 öğretmenimiz var. Bunlara bir de özel okulları ve üniversiteleri eklediğimizde Topçu Hoca’nın bu kitabının çok az sayıda öğretmene ulaştığı ortada. Bunu da esef verici bir not olarak eklemiş olalım.

 

Mustafa Özçelik yazdı

Yayın Tarihi: 13 Aralık 2012 Perşembe 10:59 Güncelleme Tarihi: 11 Mayıs 2016, 16:00
banner25
YORUM EKLE

banner26