banner17

Tolstoy'un dünya görüşününün değişimini yazdı

Yedi İklim dergisinin Şubat ve Mart sayılarında Ali Haydar Haksal Tolstoy'un dünya görüşündeki değişim sürecini yazmış. Hüseyin Kahraman yazdı..

Tolstoy'un dünya görüşününün değişimini yazdı

 

Tolstoy'un Dünya Görüşü

Yedi İklim Dergisi, Ali Haydar Haksal'ın kalemiyle, birisi Şubat sayısında, diğeri Mart sayısında olmak üzere iki ayrı bölümde, Tolstoy'un dünya görüşündeki değişim sürecini ele alıyor. Tolstoy'un Müslüman olduğuna dair iddialarla ilgili olarak da tespitlerini açıklayan Haksal, Tolstoy'un görüşündeki değişim sürecini ele alırken, oğlu Sergey'in ve Tolstoy'un günlüklerine müracaat etmiş.

Ona göre Tolstoy, hastalığı sebebiyle tanışma fırsatı bulduğu Kafkas Müslümanlarından ve özellikle Müslüman Başkır, Muhammed Şah Rahtulin'den etkilenmiştir. Sergey, babası Tolstoy'u anlattığı kitabında, babasının kendisine şöyle dediğinden bahseder: "Bak Müslümanlar, eski Müslümanlarca âdetlerini nasıl koruyorlar. Muhammed Şah, oldukça soylu bir kişi. Ama dilenci Babay'ı hem karşısında oturtuyor, hem de ona ikramda bulunuyor. Biz Hristiyanlar ise böyle dilencileri evimize kabul etmeyiz."

Tolstoy'un, Ortodoks bir Rus olmasına rağmen bozulan Kilise Hristiyanlığına karşı bir tepkisi vardır. Ve bu tepki, ileride Kilise tarafından aforoz edilmesine sebep olacaktır. Fakat o, hayatı boyunca, Hristiyanlığın özüne varma ve bunu hayata uygulama arayışı içinde olmuş ve bu süreçte, Avrupa kültürünü de eleştirmeyi sürdürmüştür.

Haksal, Tolstoy'un, Hz. Muhammed(s.a.v)'in kırk hadisini derlemesini, bu arayış içerisinde yapılan bir çalışma olarak görüyor ve son noktayı koyuyor: "Tolstoy'un Müslüman olabileceği varsayımı, pek sağlıklı görünmüyor. O, son ana kadar bu yönüyle kendini pek ele vermiyor."

Edebiyat ve İslâm

Şubat sayısında İbrahim Arpacı, Edebiyat ve İslâm başlıklı makalesinde, edebiyatta Batı ve İslâm algısını karşılaştırıyor. Ona göre, Batı'daki edebiyat algısı, estetik, haz ve biçimsel her şeye verilen bir tanımken, İslâm'da, ahlâki bir yapının etrafında oluşan en güzel ifade biçimi olarak kendini gösterir. Ve Müslüman yazar, edebiyatı, ilahi emirleri ifade etme noktasında bir araç olarak kullanırken, Batılı yazar, edebiyatın kendisini bir gaye olarak seçer.

Arpacı, bu karşılaştırmasında bir örneklendirme de yapıyor: "Müslüman şair ve yazarlar, öncelikle insanın gönül dünyasına bir paraf atma gayreti güderken, Batılı yazarda ise bu öncelik, kişinin akıl dünyasına paraf bırakma gayreti şeklindedir. Örneğin Fuzuli, 'Aşk imiş her ne var ise âlemde... İlim bir kîl-û kâl imiş ancak' derken, süfli ve bir gün yok olacak olan fenni ve pozitif, alet ilimlerinin tek bir gayeyi hedef alması gerektiğini ve kalp bağlanması olacak şeyin de ilahi aşk olması gerektiğini telkin ederken, William Shakspeare ise, 'Bilimin ulaşamadığı bilginin hikmeti de yoktur.' (Düşünce Notları) diyerek, Batı ve Doğu toplumları arasındaki bakış açısını ortaya koyar."

Sokağın Bir Ucu

Yedi İklim'in Mart sayısındaki Ali Haydar Haksal imzalı “Sokağın Bir Ucu” öyküsü, komşuluk ilişkilerinde geldiğimiz son noktayı ve Müslüman olarak sorumluluklarımızın kırılma noktalarını ortaya çıkarması bakımından önemli.

Sokağın Bir Ucu'nda, sokak sakinleri, birbirlerini selâmlamadan geçer giderler. Kimsenin kimseyle ilgisi yoktur. Sokağa çıkanlar, ya ellerinde bir telefon veya kulağında kulaklığıyla öyle çeker giderler. Çocuklar, bilgisayara yenilmiş, sokaklardan çekilmişlerdir; ne bir bağırış vardır, ne de bir ağlayış. Kimse kimseyi bilmez, tanımaz. Yazar bu oluşu, bir ıssızlık olarak değil, bir çekilme, bir birbaşınalık olarak görür.

Kimse kimseyi merak etmez. Kadınların kapı önlerindeki sohbeti de kesilmiştir. Evlerine dönenlerin başları önlerinde, sabah-akşam aynı ritimle devam etmektedir. İlgiler sıfır. Sıfır ile sonsuz arasındadır. "Bu sokak benim neyim oluyor, ben bu sokağın neyiyim?" diye haykırmadan edemez yazar.

Yine Mart sayısında “Tecelli” şiiriyle Seyfettin Ünlü ise, tasavvufun diliyle buluşuyor, Allah'ın nurunun insan kalbinde tecellisini kelimelerde canlandırıyor. Mısraların dizilişinde kullandığı alışık olmadığımız yöntem ise dikkate değer. Şiirde mısraların son bölümü, bir önceki bölümün aşağıdan yukarı dizilişidir. İmge yoğunluğu ilk okuyuşta bunu anlamıyorsunuz

 

Hüseyin Kahraman yazdı

Güncelleme Tarihi: 09 Nisan 2014, 12:15
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20