banner17

Tevhid'in muazzam hakikatine işaret etmişti

Davut Özgül, vefatından önce Özgün Duruş gazetesinde gündem edilmesi elzem hususları kaleme alıyordu. Fatih Pala bu yazılardan birisne değiniyor.

Tevhid'in muazzam hakikatine işaret etmişti

Allahu Teâlâ rahmet eylesin, sağlığında pek çok güzel ve dört başı mamur işlere imza atıyor iken, 5 Ocak 2013'te ayrılmıştı aramızdan Davut Özgül Hoca. Onun belki de kalıcılığının farkında olmadan attığı imzalardan biri de, 2009-2011 tarihleri arasında belli bir sayıya kadar çıktıktan sonra kapanan veya kapanmak zorunda kalan haftalık Özgün Duruş gazetesinde yazdığı makaleleridir. Yazılarında genel olarak Müslümanlara fikir, düşünce ve eylem planında yarar sağlayacak konulara değindiği olurdu. Bazen yanlış gördüğü bir düşünceyi, algıyı ve bu yanlışlıkları yayan şahısları eleştirdiğini, bazen doğru kabul edilen yanlışların düzeltilmesi gerektiği noktasında kanaatlerini belirttiğini, bazen hatırlatılmasını, paylaşılmasını, gündem edilmesini elzem gördüğü hususları kaleme aldığını görüyorduk yazdıklarında.

Gazetenin 12-18 Mart 2010 tarihli 27. sayısında “Tevhid’i Yeniden Kuşanmak” başlıklı bir makalesini paylaşmıştı okur dostlarıyla. Vefatının 3. sene-i devriyesinde bu makalesini vesile edinerek Davut Hoca’yla cümlelerimizi değerlendirelim istedik. ‘Müslümanların iyi işler yapmışları’nı unutmak ya da unutturmak, Müslümanca bir davranış olmasa gerek. Bu kabulden yola çıkarak, bu güzel Müslümanın ardındakilere miras bıraktığı sözlerine kulak verelim hep beraber.

Davut Hoca, dinin özünün tevhid olduğu konusunda hiçbir şekilde kuşkuya yer olmayacağına değinerek mevzuyu temellendirmeye çalışıyor burada. Ona göre tevhid, en geniş anlamda biricik olanı hakkı ile birlemek ve bu “birlik” içinde hayatı yaşanabilir kılmaktır. Allahu Teâlâ söz konusu olduğunda O’ndan gayrısını kul bilmek; kullar arasında birlik ise fazilet dereceleri dışında bütün mahlûkatı, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in ifade buyurdukları şekilde, “Bir tarağın dişleri gibi eşit” görmek; doğayı, bizi sarıp sarmalayan âlemi, tabiatı da birbiri ile ahenk ve uyum içinde, biri diğerini tamamlayan, adeta “kesret içinde vahdet”te olduğu gibi, bir senfoni olarak görmek gerekiyor Davut Hoca’nın düşüncesi çerçevesince.

Tevhid’i yeniden kuşanmak için yapılması gereken

Tevhid’i hayatının temeline alan tasavvurun, Kur’an’ın hatırlatmalarını tebessümle karşılayacağını haber veriyor Davut Hoca. Tevhid’den sapmanın sonucunda oluşan kesretle istila edilen tasavvurların, yukarıdan aşağıya doğru ifsat içerisine girmiş olacaklarını, hayatının temeline tevhid’i alan bu tasavvurun göreceğini belirtiyor ayrıca. Bunu belirtirken, bahsi açılan tasavvurun sergilediği tebessümün içerisinde, hüznün derin çizgilerini taşıyarak hatırlatılanları hatırladığını, bu hatırlayışın da hem mütebessim hem de mahzun olarak “bezm-i elest” ile mest olmayı gerektirdiğini de sözlerine ekliyor. Derin düşünüşünü, sözlerinin derinliğinden çözmek zor olmuyor tabiî ki Davut Hoca’nın.

En şerefli bir ameli işlemeye niyetlenenlerin, yaşadığımız dünyanın ıslahı için tevhid’i hayatlarının merkezine almaya kendilerini memur görenler olacağını söyleyen Davut Hoca, ama bu kavramı sadece devletler, liderler, kitaplar ve âlimler ile ilişkilendirip mücadeleye bu zeminde karar kılanların, bir dönem sonrasında gayr-i ahlakî zeminlere doğru savrulmakla karşı karşıya kalacakları tehlikesi üzerine, bu şerefli niyet sahiplerine uyarıda bulunma görevini aksatmıyor. Bugün yaşanılanlar, Davut Hoca’ya göre, ifade etmeye çalıştıklarının adeta net bir fotoğrafı gibi. Memleketin geçirdiği son yarım asır dikkate alındığında, bu kavramı merkeze alarak kendilerini ifade etmeyi tıpkı bir kimlik olarak benimseyen insanların yaşadıkları, cümleleri arasından fark ettiğimiz üzere, Davut Hoca’yı ve kendisi gibi bu konuyu dert edinenleri derin düşüncelere sevk ediyor.

Tevhid’i, öz benliklerinde ve nefislerinde değil de yalnızca sözlerinde merkeze alarak kendilerini “tevhidî” olarak ifade edenlere dönük Davut Hoca’nın şu sözleri, üzerinde yoğunlaşmayı hak edici türden: “Bulunduğu yerden farklı yerlere savrulan, Allahu Teâlâ’yı hayatının merkezinden alabildiğince uzaklaştıran, makam sahibi olarak yeni imajlara bürünen, tasavvurunu değiştirme ihsasını, eşinin başındaki örtüyü kaldırmaya kadar vardıran, ihaleler peşinde gayr-i ahlakî kıstaslarla koşturan… Bu sayılan ahlakî zaaflar, elbette ki bütün insanlığın sorunudur. Zira Zikir/Kur’an, bize, ‘Kadın, evlat, mal-mülk, binek, altın, gümüş insana şehvetli kılındı.’ diye buyurmaktadır.” Şu halde Allahu Teâlâ’nın dışında ne varsa hepsini layık oldukları yere koymalı ve hepsinin üzerinde hayatı her an çekip çeviren, biricik olan Zat-ı Mutlak’a teslim olmalıdır insan, Davut Hoca’nın kabul ettiği üzere.

Ele aldığımız mezkûr makalesinin sonunda, “la ğayre illallah”ın ne manaya geldiğini tefekkür etmenin gereğine doğru dikkatleri çeken rahmetli Davut Özgül, tevhid’i yeniden kuşanmak için yapılması gerekenin, belki de bu olduğunun/olacağının üzerinde karar kılıyor. Hayatımızı ve sosyal hayatı Müslümanca inşa edebilmenin, bizlere hatırlatılan ilahî emirlerin merkezine tevhid’i hakkınca almakla gerçekleşeceğini hatırlarımızda ciddiyetle muhkem tutmamızı salık veriyor.

Makalesinde, bir bütünlük içerisinde tevhid’e, tevhid’in muazzam hakikatine işarette bulunan, hatırlamaya ve dahi her şeye tevhid’le başlamamızı öğütleyen yazarımızı, Davut Özgül Hoca’yı bir kez daha, yine ve yeniden rahmet temennilerimizle anarak mekânının cennet-i âlâ olmasının niyazındayız şanı pek yüce olan Rabbimizden. Onun gibi güzel söyleyip güzel yazmayı ve güzel yaşayarak dünyadan ayrılmayı da niyazımızın sonuna eklemeden edemiyoruz. Kabul buyur bunları bizden Rabbimiz! Âmin…

 

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Ocak 2016, 12:00
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20