banner17

Teşvikiye'de Seyyid Kutub tefsiri!

Başıma bir şey geldi, dedim ki kitapların da bir kısmeti oluyor demek ki.. İnsan yeter ki kitap istesin.. Ne kitaplar geçer eline...

Teşvikiye'de Seyyid Kutub tefsiri!

 

Eski iş yerim, semtin camisine (Teşvikiye Camii) yakın yerdeydi ve ben bunu, Allah'ın bana sunduğu bir güzellik (aynı zamanda bir imtihan) olarak görüyordum.

Günlerden bir gün (farkındayım, bu çok klasik bir başlangıç oldu) öğle namazına yetişmek için iş yerimden ayrılıp camiye gittim. Kadınlar mescidine girip merdivenle üst kata çıktığınızda sol tarafta bir kitaplık vardır burada. Yukarı çıkar çıkmaz gözlerim kitaplığa ilişti. Bu caminin müdavimi olarak bu kitaplığa eklenen her kitabı muhakkak farkederdim. (Lütfen beni kimse âbid biri zannetmesin, kesinlikle öyle biri değilim, münafıklıktan Allah'a sığınırım.)

Benim gözüm bu 4 ciltlik İhyâ kitaplarındaydı çünkü…

Çok fazla kitap yoktur burada, 20 tane kitap ya vardır ya yoktur. Gözüme, bu kitaplığa bir sürü yeni kitap eklendiği ilişti. Kalın kalın, cilt cilt… “Hele bir  namazı kılayım da sonra kitaplığa dönerim” diye düşündüm.Seyyid Kutub tefsiri

(Allahumme entesselamu ve minkesselam, tebarekte ya zel celali vel ikram.) Namazı kıldıktan sonra kitaplığa yöneldim. İnanılmaz bir heyecân içerisindeydim. Gözlerime inanamadım. Seyyid Kutub'un tam cilt Kur'an-ı Kerîm Tefsiri mi dersin, Ahmed-i Bîcân hazretleri tarafından tercüme edilmiş Envâr-ül-Âşıkîn mı dersin… Bolluğa bak.

Her birine gözlerimle tek tek dokunduktan sonra, İmam Gazzali hazretlerinin meşhur 4 ciltlik İhyâu Ulûmi'd-Dîn eserini gördüm. Mutluydum, o an için camide geçirecek fazla zamanım olmasa bile “o kitaplardan bir iki cümle bir şey öğrensem kârdır benim için” diye düşünüyordum. Benim gözüm bu 4 ciltlik İhyâ kitaplarındaydı çünkü ben bu kitapları çok istiyor fakat bir türlü edinemiyordum.

Bu kitapların en güzel yanı neydi biliyor musunuz? Oldukça eskiydiler ve mis gibi "eski " kokuyorlardı. İlk cildi elime alır almaz sanki çilekli turta kokluyormuş gibi kokladım (çok ciddiyim) içime çektim. Allah'ım… Ne de güzel kokuyordu. Laf aramızda, çilekli turtadan bile daha güzel kokuyorlar. (Biliyorum bu bir hastalık.)

Eski kitapların ilk sayfasına çok önem veririm. Bir not var mı yok mu; bir yazı, bir isim bulmak benim eski kitaplarda aradığım özelliklerdendir. Kitabın ilk sayfasını açtım. Ne göreyim? (İsimleri kısaltarak yazıyorum.)

"Ü.   S.OĞLU RUHUNA EL FATiHA

F.    S.OĞLU RUHUNA EL FATİHA

İSTEYEN ALABİLİR."

Yok yok, kesin ben yanlış görüyordum. Yazıya uzun süre bakakaldım. Sonra emin oldum. Aynen böyle yazıyordu. İsteyen alabilirmiş. (Şimdi buraya "Sübhanallah" yakışır. Heybetli bir zikr, çok severim. "Sübhan"ı  bastıra bastıra okuyunca daha güzel oluyor. Peygamber Efendimiz de hayret edince Sübhanallah dermiş, sallallahu aleyhi vesellem.)

Niye üzülüyorsun? O kitaplar senin kısmetinse…

Bir yandan hüzünlendim bir yandan gülümsüyordum. Diğer kitaplara da baktım, hepsinde aynı yazı yazıyordu. "İsteyen alabilir."

Elimde ne bir çanta vardı ne bir poşet. Dolayısıyla bunları nasıl taşıyacağımı dert edinmeye başlamıştım. Bu camiye de en fazla 2 saat sonra uğrayabilirdim. Kara kara düşünmeye başladım. Ya ben döndüğümde kitapları orada bulamazsam, "bir tek akıllı ben miyim sanki" diye içim içimi yiyordu. Hepimizin içinde konuşan biri vardır ya hani; içimdeki o hiç susmayan, sürekli bıdı bıdı eden şahsiyet (ki ben ona Ömer derim) bana bir ders verdi, dedi ki: "Niye üzülüyorsun? O kitaplar senin kısmetinse, gerçekten de sana Allah’ın bir lütfu olduğunu düşünüyorsan kralı gelse onu oradan alamaz."

İhyaAslan Ömer, tam zamanında yetişti. Kalbim ferah camiden çıktıktan sonra kıymetli bir büyüğümü telefonla arayıp durumu ona da anlattım, “almamda bir sakınca var mı” diye. "Al kızım al, haram değil" dedi. Birilerinin beni o kitapları almada bir mahsur olmadığı konusunda iknâ etmesini istiyordum. O da benimle birlikte sevindi.

Allah ne de güzeldi böyle

Sonra iş yerime döndüm. 2 saat sonra camiye elimde poşetle gittim fakat Ömer ne derse desin, korkuyordum işte. Heyecanla merdivenlerden yukarıya çıktığımda Seyyid Kutub kitaplarının orada olmadığını gördüm. Benim derdim İmam Gazzali'nin 4 ciltlik eserindeydi. Telaşlı gözlerle kitaplığa bakındım.

Evet, oradaydılar. Evet, Ömer haklı çıkmıştı. O kitaplar benim kısmetimdi. Allah ne de güzeldi böyle. Gizli bir lûtuftu bu. Allah'a böyle anlarda yeniden imân etmek var  ya, işte buna ölünür.

Hepsi 4 cilt, eksik  yok. Hem de 1985 baskısı. Sarı, sapsarı, mis gibi, kokulu kokulu sayfalar…  (Kâlbimin sulu gözleriyle Fatiha’yı da okudum. Âmin.)

Yağmur suyunun hangi susuzun ağzına “su” diye düşeceği, kara taştaki kara karıncayı kimin ezeceği, bir ağaçtaki elmanın kimin midesine nimet olacağı bile O’nun katında yazılıyken, kitapların da bir sahibi olduğuna hâlâ inanmıyor musunuz?

 

Yeşim Sünnetçioğlu, “Allah bana kıyak geçti!” diye sevindi

Güncelleme Tarihi: 22 Eylül 2012, 11:24
YORUM EKLE
YORUMLAR
Fatmanur G.
Fatmanur G. - 6 yıl Önce

Subhanallah! :)

Hüseyin Yılmaz
Hüseyin Yılmaz - 6 yıl Önce

Tertemiz, mübalâğasız, tasannusuz... Çiçek safvetinde bir yazı... Çocuk tebessümü gibi...

derda
derda - 6 yıl Önce

Rahman kullarının samimi arzularına her zaman cevap veriyor.Görene,anlayana..Güzel yazı için teşekkürler

Hasan Sabri Ere
Hasan Sabri Ere - 3 yıl Önce

Efendim Teşvikiye camiinin cemaatinden biri olarak yaptığınızı maalesef hoş göremiyorum. O kitaplar camimize hediye edilmiş kitaplardır. Üzerindeki ibare camimiz tarafından konmamış olup kitaplar bize gelmeden önce konulmuş bir ibaredir. Üstelik camii görevlilerine danışılmadan alınmaları da nezaket kurallarına uygun değildir. Danışılmış alsaydı bu konuda gerekli bilgi verilecekti. Dünya bizimdir'e hiç yakışmıyor bu suistimali bir marifetmiş gibi yansıtmak. Cami kurulu hukuki teşebbüste bulunaca

banner8

banner19

banner20