Teslimiyet nişanı; hükme rıza

"Kadınlarla ilgili hükümlerin inceliği, mescitte hanımların namaz kılma meselesinde de karşımıza çıkmaktadır. Peygamber Efendimiz, her şeyin en hikmetlisini tavsiye buyurduğundan kadınların mescitte namaz kılmalarını yasaklamamış fakat evlerinde namaz kılmalarının daha faziletli olduğunu söylemiştir." Rümeysa Alkış yazdı.

Teslimiyet nişanı; hükme rıza

Âdem ve Havva’nın  yaratılışından itibaren Yüce Allah, kadın ve erkeği teklif, dini anlama ve yaşama noktasında eşit kılmıştır. Onları birbirlerine hakkı ve doğruyu tavsiye etmede veli (dost, yardımcı) tayin etmiştir. Bununla beraber bazı noktalarda erkeği, kadına bazı noktalarda da kadını, erkeğe üstün kılmıştır.

İslâm Hukuku’nu göz önünde bulundurduğumuzda kadının aleyhinde gibi görünen fakat derununda birçok hikmetler barındıran uygulamalar karşımıza çıkmaktadır. Kadın anne demektir, eş demektir, toplumun temel yapı taşı demektir. Bu sebeple İslâm, kadınlarla ilgili hükümlere büyük bir hassasiyetle yaklaşmaktadır. Her ne kadar birtakım insanlar aksini iddia etse de İslâm’ın kadına, özellikle kadının eğitimine ziyadesiyle önem verdiği malumdur. Nitekim Fahri Kâinat Efendimizin  mescitte hanım Sahabelere hususî mekân tayin etmesi, belirli günlerde yalnızca onlara vaaz etmesi bu hakikatin tezahürlerindendir.

Kadınlarla ilgili hükümlerin inceliği, mescitte hanımların namaz kılma meselesinde de karşımıza çıkmaktadır. Peygamber Efendimiz, her şeyin en hikmetlisini tavsiye buyurduğundan kadınların mescitte namaz kılmalarını yasaklamamış fakat evlerinde namaz kılmalarının daha faziletli olduğunu söylemiştir.

Efendimizin, hanımların namazlarını kendi odalarında kılmalarının daha faziletli olacağına dair tavsiyesi, mümin kadınlar tarafından bir mescit yasağı olarak algılanmamıştır. Zira bu tavsiyeden sonra da hanım sahabeler çeşitli gayelerle mescide gitmiştir. Çünkü daha önce de zikrettiğimiz gibi kadınların mescitte namaz kılmalarına izin verilmiştir. Hatta onlara engel olunmaması noktasında Sahabe efendilerimiz uyarılmıştır. Nitekim bu noktada hanımını mescide gitmekten alıkoyan ve Resulullah’ın “Hanımlarınızı mescitlere gitmekten alıkoymayın. Fakat onların evlerinde kılmaları onlar için daha hayırlıdır.” buyurmasıyla bu tavrını terk eden Ömer, akla gelen ilk örneklerdendir. Hanım sahabelerin bu tavsiyeyi bir yasak olarak anlamalarını gerektirecek bir durum söz konusu olmamıştır.

Efendimizin bu iki farklı tavsiyesinin birbiriyle çelişebileceği hususunda aklımıza bazı sorular gelebilir. Günümüz şartlarında bu iki durumu birlikte nasıl anlamalıyız?

Bu soruya cevap vermeye bazılarının yaptığı gibi rivayetlerden birinin zayıf olduğunu iddia ederek başlamak yanlış olacaktır. Her iki hadisi de sıhhat yönünden sıkıntısız kabul ederek bu soruya şöyle yanıt verilebilir: Üzerinde durulması gereken ilk ve asıl nokta, Efendimizin kadınların eğitimi için mescitte onlara hususî yer tayin etmesinden, rahatsız olmadan mescide girip çıkmaları için kadınlara özel bir giriş kapısı açılmasını emir buyurmasından, eşlerini namaza gitmekten alıkoyan Sahabeye telkininden kadınların mutlaka camide namaz kılmalarının gerektiğini anlamak yanlış bir akıl yürütmenin sonucu olur. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Yüce Peygamberin söz konusu telkinlerinden anlaşılması gereken; kadının camiye gitmek istediği zaman İslâm’ın koyduğu tesettür ölçülerine riayet etmek koşulunu gözetmesidir. Eğer kastedilen emir olsaydı, bu durum kadınlar için büyük bir zorluk oluştururdu ki cemaatte bebeği ağlayan bir annenin varlığını hissedip namazı kısa tutan Rahmet Peygamberi Efendimiz, dini zorlaştırmak için değil kolaylaştırmak için gönderilmiştir.

Üzerinde durulması gereken ikinci husus, kadınların vakit, bayram ve cuma namazlarını mescitte kılmalarını emreder nitelikte hiçbir Hadis-i Şerifin olmamasıdır. Bu manayı içeren bazı hadislerin varlığı söz konusu edilmiş olsa da Sünnet-i Seniyyeyi mihenk taşı kabul ederek mezheplerini inşa eden imamlarımız bu sözlere itibar etmemiştir.

Peki hanımların evlerinde ve hatta şahsi odalarında namaz kılmalarının faziletini günümüz şartlarında nasıl anlamalıyız?

Her ilim dalının kendine ait terminolojisi olduğu gibi İslâmî ilimlerin de kendine ait terimleri vardır. Bizlerin ehem-mühim mesele olarak duymaya alışkın olduğumuz faziletli-efdal anlayışı bu terimler arasındadır. Bu kavram, bir şeyi yapmanın iyi olduğunu ama yapmamanın daha da iyi ve tercih edilen olabileceğini ya da bunun tam tersini ifade eder. Konumuzla örneklendirecek olursak hanımların camide namaz kılmaları mümkündür ve dönemin şartlarına göre iyi kabul edilebilir, fakat kadınlar için daha faziletli olan Fahri Kâinat Efendimizin de buyurduğu gibi evlerinde ve hatta odalarında kılmalarıdır.

Meseleyi bu şekilde anlamamızı gerektirecek sebeplerden birini zikretmek yerinde olacaktır ki o da kadının fitne unsuru olarak kabul edilmesidir. Bunu bir hanım olarak kabul etmek salt akla ne kadar zor gelse de bunun hikmetini kolaylıkla anlayıp kabul edebilecek olanların da hanımlar olduğunu söylemek gerekir. Fitne unsuru olmanın zamana, yaşanılan bölgeye göre değişmesinin kabulüyle beraber günümüzde kadınların her yerde var olmasının artık fitne ortamı oluşma ihtimaline engel olduğunu söylemek fazla iddialıdır. Buna karşılık fitne unsurunu sürekli öne sürüp kadınları camilerden tamamen koparmak da diğer bir uç noktadır. Muhatap olduğumuz hükümlerin hakikat olduğunu kabul edersek dînî metinlerdeki hikmetleri anlamamız ziyadesiyle kolaylaşacaktır. Mescitlerin kadının hayatındaki yerini anlamaya çalışırken üzerinde durmamız gereken diğer bir nokta ise dönem unsurudur.

Sahabe efendilerimizin yaşadığı dönemin şartlarıyla günümüzü aynı kabul edebilir miyiz?

Camilerin hanımların eğitim hayatının bir parçası olması hasebiyle olmazsa olmaz olduğunu savunanların argümanlarından birisi, Efendimizin mescidi kadınlar için medrese kıldığıdır. Fakat bilinmesi gerekir ki Fahr-i Kâinat Efendimiz , İslâm’dan önce hayatları tamamen farklı olan bir toplumu neredeyse kökten değiştirerek yeni bir toplum inşa etmek, kendisine indirilen tebliğ vazifesini ifa etmek zorundaydı. Bunun için hem erkeklerin hem kadınların eğitilmesi gerekiyordu. Nitekim Efendimiz de öyle yaptı. Dolayısıyla kadınların İslâmî eğitimini alabileceği yegâne yer mescitti. Günümüzde ise hanımların İslâmî eğitimlerini erkeklerle karşılaşmadan alabilecekleri, camiler gibi umuma açık olmayan birçok mekân bulunmaktadır. Öyle ki bu yerlerin verdiği eğitim bazen camilerin verebileceği eğitimden daha kapsamlı olabilmektedir. Durum böyle olunca camileri kadınların eğitimi için zarurî görmek pek de isabetli görünmemektedir.

Özetle kadının yaşadığı bölgenin ve zamanın şartlarına göre dikkat çekici olmayan giyim kuşamıyla tesettür ölçülerine riayet etmesi gibi şartların sağlanması hâlinde kadınları mescitten alıkoyan bir unsur yoktur. Fakat bu durum yaşanılan bölgeye, gidilecek mescide ve kadının günlük yaşantısının büyük bölümünü nerede geçirdiğine göre farklılık gösterebilir. Bir hanımın, genelde kadınların pek gitmediği mahalle camisine zaruret hâlleri dışında gitmesi dikkat çekici olabilir hatta yadırganabilir. Fakat gününün büyük çoğunluğunu dışarıda geçirmek zorunda olan kadınlardan namazlarını şahsî odalarında kılmalarını istemek de onlar için zorluğun bir başka boyutunu teşkil edebilir. İşte bu gibi bazı özel durumlar istisna edildiğinde fitneye sebep olmamak için zarurî hâller dışında camilere gitmemek hanımlar için daha tercihe şayan bir durum olacaktır ve Efendimizin söz konusu hadisinin de böyle değerlendirilmesi yanlış olmayacaktır. En güzelini Allah bilir.

Rümeysa Alkış

Yayın Tarihi: 14 Aralık 2021 Salı 09:00 Güncelleme Tarihi: 15 Nisan 2022, 15:23
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26