Ter dökmeden hazineye ulaşılmaz

"Kelâmın büyüsünden her seviyedeki okurun faydalanacağı katmanlı derinliklere ulaşma arzusu, kadim edebiyatın ve gerçek yazarın vazifesi olmalıdır. Bir yazar zamansız olmak ve kendinden sonraki zaman dilimlerinde de var olmak istiyorsa bunu başarmalıdır. Zaten bunu başaranlar ancak “gerçek yazar” hüviyetini elde etmektedirler."

Ter dökmeden hazineye ulaşılmaz

Edebi metinler hayatın detaylarını gerçeğe yakın bir kesinlikle aktarma çabasında çoğu kez esrarengiz, sembolik, hatta kutsal bir niteliğe bürünmedikçe asla gerçek bir etkiye ulaşamaz. Bu, son derece sade olabileceği gibi çok karmaşık bir örgü ile de gerçekleştirilebilir, önemli olan karşı kıyıda oluşturduğu etki ve parlaklıktır. Karşı kıyıdan yazara ulaşmayan ışık, ortaya koyulanın henüz sindirilmediğinin işareti olarak kabul edileceği gibi eksik olunduğunun da işareti olarak kabul edilebilir.

İlahi gerçek, gerçeğin peşinden koşmayanlardan kendini gizler. Dolayısı ile bu sancılı süreç çoğu zaman netameli ama ihya edici bir serüven olarak keşfi, zaruri görür. Kazmadan hazineye ulaşmak, mümkün değildir. Kutsal sandığa ulaşmak için iki taraflı bir çaba gerekir; edebiyatın gücü de buradan gelir; yazar ve okur ilişkisi.

Edebiyatın anlamı, varlık nedeni ve bunun gerçekliği üzerine mücadele etmeyenler için aynı ilahi gerçeğin peşinde koşmayanlardan kendisini saklaması gibi edebiyat da saklanır ve gerçek gücünü ortaya çıkaramaz.

Okurun bir romanda kendini bulması, keşfetmesi hem sıradan hem de derinlikli ve keşfe açık, gizemli bir deneyim gibidir. Kelâmın gücü, okurunu içinde bulunduğu koşulların hem dışına hem de kendi iç serüvenine çektiğinden ötürü romanlar güçlü metinler olarak değiştirme ve dönüştürme gücüne sahiplerdir.

Bu kelâm serüveni belli bir ivme ile başlar, sürekli bir yolculuk hâli oluşturur ve okuyanın zihnî alt yapısı ve metne dâhil olması ile iki taraflı sirayet eden ve dâhil olunan bir seyr ü sefer gerçekleşir. Romanın insanın serüvenindeki gizli ve karmaşık rolü dikkate alındığında okuyucunun kendisiyle ilgili derinlikli bir düşünselliğe yol açması, hiç de şaşırtıcı değildir. Romanların en değişmez çalışma prensibi; olay örgüleri üzerine kurulu olmalarıdır. Hayatın şekillendirilmesi, psikolojik ve sosyolojik olarak bizzat insanın kendini keşfetme sürecine üyesi olduğu toplumdan katılan kahramanların betimlenmesini kurgular. Okur; insanoğlunu keşfetmeye dayalı bir bilinç düzeyine ulaştıkça edebiyat da okurun kendi benliğini ve insan kardeşlerinin görünen ve görünmeyen menkıbesini anlama, keşfetme yolculuğunda değerli bir etki üstlenmeye başlar.

Yazarın edebiyatın büyüsü ve etki gücü hakkında düşünmeye yanaşmadan onu, ele alıp değerlendirmeye kalkması ve sadece şahsi tatmine yönelik bir çalışma içinde olması, zehirli bir faaliyettir. Netameli bir projenin parçası olarak bilinçli ya da bilinçsiz olarak küresel sömürüye, politik günübirliklere hizmet etmesi, onu samimiyetten ve özden koparır. Bir kukla, bir tetikçi olarak sığ bir zavallılığa sürükler ki bu yazarı evrensel olma konumundan çok uzaklara savurur. Kitaba yansıyan “kelamın büyüsü” hayatın görünür, doğal biçimlerinden ayrı tutulmaya çalışıldığında gerçek olmaktan sıyrılır ve samimiyet tamamen kaybolur.

Yazar, tabi ki yeni dünyalar kurma çalışmasında kendini var eden orijinal kodlarının üzerine evrensel bir form oluşturamıyorsa o zaman limitli ve sınırlı bir bölgenin esiri olarak küçülür ve asla edebiyatın evrensel formuna ulaşamaz.

Kendi mensup olduğunun dışında var olan kültürel kodlara öykünmek, kendi kodlarından nefret etmek ve dahası zihnî bir iğdiş edilme formatından geçirilmiş kimliklerin orijinal ve evrensel eserler ortaya koymaları mümkün olamamıştır.

Öte yandan edebiyatın anlaşılması zor, yüksek yaratıcılık içeren bir sanat türü olduğuna dair yaklaşımlara da tam olarak katılmak mümkün değildir. Evet, edebiyat yüksek bir yaratıcılık içermelidir ama asla anlaşılır olmaktan uzak olmamalıdır. Anlaşılamamanın zaman ve okur bilinci ile alakalı olduğu unutulmamalıdır. Her şeye rağmen anlaşılabilme derdine düşmeyen metinlerin değerli sancılar taşımadığı açıktır.

Gerçek edebiyat ve bu konuda ortaya konulmuş eserlerde her okuyan için mutlaka alınabilecek hikmetler olmalıdır. Derin ve kalitesi yüksek büyülü metinler hem avam hem havas hem de havas-ül havas için mutlaka söyleyecek söz barındırmalıdır. Gülün yaprakları gibi katmanlı metinler, bu sebeple değerli ve anlamlıdır. Edebi eserler, edebiyatseverler için tarihi bir kazı çalışması gibi sürekli yeni değerler bulma çabasına dönüşmeli ve bu gizemi barındırmalıdır.

Kelâmın büyüsünden her seviyedeki okurun faydalanacağı katmanlı derinliklere ulaşma arzusu, kadim edebiyatın ve gerçek yazarın vazifesi olmalıdır. Bir yazar zamansız olmak ve kendinden sonraki zaman dilimlerinde de var olmak istiyorsa bunu başarmalıdır zaten bunu başaranlar ancak “gerçek yazar” hüviyetini elde etmektedirler. “Genel kitle için edebiyat yapmam” demek bu açıdan doğru değildir. Halkını aptal yerine koyan seçkinci, kompleksli aydın tavırların modası çoktan geçmiştir. Edebiyat, asla toplumu tatmin etmek için yapılmaz ama toplumdan koparak da bir yere varılmaz.

Edebî düşüncenin oluşumu ve gelişimi belli yasaları izler. Bu evrensel yasaları kabul ederken yazar, kendi kültürel değerlerini yok sayıyorsa edebî düşüncenin varlığı mümkün olmayacaktır.

İnsan hayatının ve toplumların öyle yönleri vardır ki bunlar ancak edebiyatın yardımıyla okuyucuyu ve toplumu etkiler, değiştirir ve dönüştürür. Buna rağmen zihin mesaisi alanında kaba bir tutuculukla politize olmuş, önyargılı, tüketim amaçlı ve ticari kaygıyla oluşturulan metinlere yönelmek ve bu tutumda ısrar etmek, gerçek edebiyata değil ama topluma büyük zarar vermektedir.

Edebiyat; var olanı yepyeni bir varlığa dönüştürme, bir takım duygu, düşünce ve figürleri, objeleri aslında bizâtihi hayatın kendisini, farklı bakış açıları bağlamında yorumlama, ilahî bir yoğunluk ve inşa edicilikle imgeleri hayalde canlandırma ve okuru bir yandan kendi içine, öbür yandan insanoğlunun kara deliğinin içine çekerek yeni dünyalara ulaştırma gücü açısından sihirli bir sanattır.

Ne mutlu, bu serüvenin ortaklarına!

Bahadır Yenişehirlioğlu

Makas Dergisi, Ekim-Kasım, 10. Sayı

Yayın Tarihi: 25 Temmuz 2020 Cumartesi 07:00 Güncelleme Tarihi: 24 Temmuz 2020, 13:31
banner25
YORUM EKLE

banner26