Temellük kitabeleri ve exlibrisler!

İslam ve Batı Medeniyetinde kitapseverlerin benzeşen bir uygulaması Dr. Mustafa Çelebi'nin kaleminden.

Temellük kitabeleri ve exlibrisler!

İslam medeniyeti bir kitab medeniyetidir. Harikulade bir kitaptan fışkırmıştır bütün birikimleri.10358

Bu Yüce Kitap, yüzyıllardır tüm inananları için ter-ü taze meyveler devşirilecek geniş bir bahçe, her katmanında farklı hazineler, değerli cevherleri bulunan derin ve sonsuz bir kaynaktır. Allah’ın ezeli kelamı Kur’an-ı Kerim, son peygamber Hz. Muhammed’e inzal olmaya başladığından beri dünyayı güzelleştirmeye devam ediyor.

Kur’an hayatın her alanı için temel ilkeler ve sahih bir bakış açısı sunmaktadır. Kur’an’ın hem edebî olarak muhteşemliği hem de hayatımızı bir rehber olarak daima güzelliğe yönlendirmesi onun mucize olduğunun en iyi işaretlerindendir.

Her iki dünya arasındaki denge

Dünya-ahiret dengesi en iyi şeklini Kur’an’da bulmuştur. O’nun takipçileri olan alimler, bilgeler, sanatkarlar, arifler, filozoflar… buradan edindikleri ilhamla, heyecanla, yenilenmeyle kitaplar yazmışlar, eserler meydana getirmişlerdir.

10359Hatt'a güzelleme

Müminlerin bütün eylemlerinin merkezinde daima o parlak nuruyla Kur’an olmuştur. Kur’an, müminler tarafından hattı en iyi olanlar tarafından yazılmış ve zaman geçtikçe, yazısının hem daha estetik hem daha kolay okunabilir olması için canla başla çalışılmıştır. Hatt güzelleştikçe etrafının da güzelleşmesi için, altınla ve en güzel renklerle tezhibine başlanmıştır.

Önce ayet aralarına durak işaretleri, daha sonra sure aralarına sureleri ayıran şeritler halinde süslemeler ve en nihayet fatiha suresinin ve bakara suresinin baş kısmını ihtiva eden iki sahifeye serlevha tezhibi dediğimiz süslemeler ve hatta Kur’ana tazim ifadesi olarak zahriye sayfalarına da tezhip yapılmıştır.

İslam Medeniyeti’nin farklı coğrafyalarında başlayıp devam eden bu incelikli sanat, zamanla diğer ilmi kitaplara da uygulanmaya başlanmıştır. Alimlerin, düşünürlerin, ariflerin, bilgelerin zihni ve kalbi genişleyip inceldikçe; ulu’l-emrin, sultanın, melikin, yöneticilerin destek ve teşvikleriyle nakkaşların, müzehhiplerin ve cümle sanatkaran-ı kütüb’ün ellerindeki hüner de en iyi edebi, ilmi, tasavvufi vs. eserlerde ehl-i zevkin temaşasına takdim edilmiştir.

Kitaplar hattatların üstün gayretleriyle yazıldıkça, ilme olan ilgi arttıkça müstensihler de onları daha çok kişiye ulaşsın diye çoğaltarak yaygınlaştırmışlardır. Böylece yüz binlerce kitap, ehlinin olmuştur. Özellikle en iyi kitaplara sahip önemli şahıslar için kitaplarının zahriye sayfasında bu kitapların kendilerine ait olduğu belli olsun diye bir temellük kaydı düşülmesi ihtiyacı hissedilmiştir.

10360Temellük kitabelerinin yaygınlaştığı dönem

Osmanlıda ilk kütüphaneler, Selçukluda olduğu gibi hükümdar saraylarında kitaba meraklı padişahlar tarafından kurulmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun ikinci başşehri Bursa'da Sultan Orhan ve Sultan Murat Han devrinden itibaren kurulmaya başlanmış olan Osmanlı kütüphanelerinden bazıları, Yıldırım Bayezid devrinde Timur istilasında yanmıştır. Fakat Çelebi Sultan Mehmet, II. Murat ve Fatih devirlerinde Bursa, Edirne, Manisa ve İstanbul'da kütüphaneler kurulmaya devam etmiştir.

Osmanlı coğrafyasında Fatih dönemi, kitaba ait her nevi sanatın ilerleme dönemi olduğu gibi temellük kitabelerinin de yaygınlaşmaya başladığı dönemdir. Fatih’in hususi kitaplığına baktığımızda Sultan’ın yazdırdığı, kendisine ithaf edilen veya hediye gönderilen tıp, matematik, felsefe, itikat, tasavvuf ve pek çok alandaki eserlerde bu temellük kitabelerine rastlıyoruz. Burada dikkate değer nokta, bu temellük kayıtlarının kitabın tezyinat bakımından en zengin sayfası olan zahriye sayfasından sonra gelmiş olmasıdır. İkinci sayfadaki temellük kaydının etrafı da en az zahriye sayfası kadar incelikli tezhib motifleriyle bezenmiştir.

İlk sayfa: ilk intiba

10361Yazma eserlerde en nadide tezhibleri gördüğümüz ilk sayfalar tezhipte hüner gösterme alanı olarak da tanımlanabilir. Zahr, sırt; zahriye, sırtlık anlamına gelse de ilk sayfanın öne rastlayan yüzü demektir. Zahriyeler, batıdaki exlibrislerin doğudaki örnekleridir. Yani kitabın künyesini taşıyan sayfalardır denilebilir. Fatih'in husûsî kütüphanesi için hazırlanan yazmalardaki zahriyelerle, Memluk ve Artukoğlu zahriyelerinde bu özellik çok bârizdir. Bu sayfalarda, kitabın adı ve yazar adı bulunmaktadır. 

Kurân-ı Kerimler müstesna, diğer eserler, bir mevki sahibi, zengin veyahut bir âlime ait bir eser ise, onun husûsi kütüphanesine ait olduğu çeşitli kompozisyondaki yazılarla ve tazimle isimleri yazılarak, unvanları konur, hayır dua temennileriyle cümle tamamlanır. Kitap kimlerin eline geçmiş ve kimler sahip olmuşlarsa imzalarını, bazen de bu ibarelerin altında mühürlerini görebiliriz.

Fatih’in kitapları da bu konuda önemli bir yere sahiptir. Sonraki dönemlerde, II. Bayezid, Kanuni ve I. Ahmet yazmalarında da güzel zahriye örnekleriyle karşılaşıyoruz. Bu durum, İslam coğrafyasında farklı şekillerde gelişerek devam etmiştir. Önceleri daha çok yöneticiler ve seçkinler için geçerli olan bu uygulama, kitap edinebilen, kitap aşığı farklı sosyal sınıflardan insanlar için de mümkün ve hatta zorunlu olmuştur. Bu yöntemle kitap sahipleri, kitaplarının kendilerine ait olduğunu belirten bu kayıtla, kitabın, başka ellere geçse bile geri döneceğinden emin olmaktadırlar.

10362Temellük kayıtlarının kütüphanelerde kullanılması

Kitabın bu hususileşme macerası, kitaplar daha çok kişinin eline ulaşmaya başladıkça, artık kitaplar evlere sığmaz oldukça ve daha çok kişinin istifadesi için kütüphanelere dizildikçe; bu temellük kayıtları kütüphaneler için de uygulanmaya başlandı. Hem şahıs kütüphaneleri hem de vakıf kütüphaneleri kendilerine ait olan kitapları belirtme ihtiyacı hissettiler.

Böylelikle kişisel olarak başlayan bu güzel ayrıntı sanatı, kitapla güzelleşen ve gelişen-genişleyen kitap medeniyetinin önemli bir işareti haline dönüştü. Bundan sonraki safhada kitabın muhafazası daha kolay bir yöntemle de yapıla gelmiştir. Kitaplarda görünen ve o kitabın sahibinin adının bir kompozisyon halinde basıldığı mühürlerlerle. Henüz matbaanın devreye girmediği dönemleri düşündüğümüzde, temellük kitabelerinin yanında nispeten daha zahmetsiz sayılan ama sanatsal bir değeri de haiz mühürlerin bu fonksiyonları yerine getirdiğini söyleyebiliriz.

Exlibris

Batı’ya baktığımızda da kısaca şunu görürüz: Özellikle Reformasyon ve Rönesans’la birlikte kitap kiliseden bağımsızlaşmaya başlıyor. Yani daha evvel Kilise’nin sıkı denetiminde ve mülkiyetinde bulunan bilim ve sanat eserleri yöneticilerin, prenslerin desteğiyle kendine farklı bir alan edinmeye başlıyor. İşte bu dönemde bir ayrıcalık ve üstünlük belirtisi olmasının yanı sıra, kitapları koruma yöntemi olarak da “exlibris” ler devreye girmiştir.

10363Kitabın ilk sayfasında kitabın kime ait olduğunun belirtilmesi demek olan exlibris, sanatsal kaygılar da güdülerek grafik açıdan etkileyici bir tarzda kitap sahibinin adının yazılmasıdır. Ex libris genellikle kitap kapağının iç tarafında veya ilk sayfalardan birinin üstünde bulunan kitap etiketini veya iyelik yazısını tanımlamak için sıkça kullanılan Latince deyiştir. Mülkiyeti (iyeliği) belirtir ve genellikle iyelik halinde (-in hali) bir isimle devam eder. Bu şöyle bir anlam taşır: filanca'nın kitaplarından veya falan'ın kütüphanesinden.

Ekslibris olarak da yazılabilir. Fazla büyük olmamak şartıyla ve estetik bir tarzda hazırlanan exlibrisler, batıda matbaadan sonra da yaygınlaşarak devam etmiştir. Hatta elit zümre, kitapları için sanatçılara exlibrisler hazırlatmışlardır. Kitabın mülkiyetinin kime ait olduğunu belirten exlibrisler sayesinde kitap sahipleri, kitaplarını korumuşlardır.

Exlibrisin Batı’da yaygınlaşıp tutulmasının sebeplerinden biri de bu coğrafyada uzun süredir özgür düşünce, bilim, sanat eserlerine duyulan açlık ve iştahtır. Bu istek ve arzu; bilgiye aç kişiliklerin bir kıskançlıkla, bir tedirginlikle belki de bulduklarımı elimden alırlar korkusuyla böyle bir sahiplenme yoluna itmiş olabilir. Kolektif ve şahsi alt-bilinçte hangi itici sebep olursa olsun, exlibrislerin Batı Uygarlığı’nın gelişimindeki –Batıya ait düşünce, bilim, sanat ürünlerinin kitapla olan bağından ötürü- naif katkısından bahsedebiliriz diye düşünüyorum.

Yüzyıllardır Batı’da devam eden bu sanatsal uygulama, günümüzde de pek çok exlibris sanatçısının grafik ve tasarım bakımından yüksek seviyeli ürünler vermesiyle sürüyor. Her ne kadar İslam Medeniyet Havzası’yla Batı Medeniyet Havzası birbirlerinden farklı olsalar da aralarında etkileşimler ve benzeşmeler de mevcuttur.

10364Sebep aynı

Bu benzerlikler yukarda bahsettiğimiz temellük kitabeleri-kayıtları ile exlibrisler arasında da vardır. Çünkü her ikisi de aynı maksada yönelik olarak ortaya çıkmıştır: kitabın kime ait olduğunun belirtilmesi, kayıt altına alınması. Bununla kitabın yad ellerde kaybı önlenecek ve kitap sahibine ulaştırılmak isteniyorsa zahmet en aza indirgenmiş olacaktır. 

Ayrıca hem temellük kitabelerinde hem de exlibrislerde sadece basit bir aidiyetin belirtilmesi kaygısı hedeflenmemiş, bunun yanında bu aidiyet kaydının estetik bir tarzda gerçekleştirilmesi için çaba sarf edilmiştir. Exlibris sanatçıları dar bir alanda kendilerine sipariş veren şahısların zevklerine ve statülerine uygun, özgün tasarımlar ortaya koyabilmek için çalışmışlardır.

Nakkaşlar ve müzehhipler de marifetlerini surete hoş bakmayan İslam’ın ruhuna uygun bir şekilde en iyi motiflerle kitabın sahibinin adının etrafını süslerken, hünerlerini ortaya koymuşlardır.

Sonuç olarak; daha derin ve geniş araştırmalar, karşılaştırmalar gerektiren bu konu, özellikle kitabın her iki havzadaki macerasını, başından geçenleri merak edenler için çok cazip bir alandır. Şimdiye dek yaptığım araştırma, okuma ve karşılaştırmalardan edindiğim intibaları, sonuçları vaktinizi fazla almayacak şekilde sizlere özetlemeye çalıştım. İnşallah daha kapsayıcı ve derinlikli çalışmalarla bu zevkli konu pek çok kişinin ilgi ve gayretine mazhar olacaktır.

Dr. Mustafa Çelebi bizimle paylaştı.

Yayın Tarihi: 10 Ocak 2010 Pazar 00:52 Güncelleme Tarihi: 12 Ocak 2010, 21:13
banner25
YORUM EKLE

banner26