T.C.'nin en önemli başarı hikayesi!

Akif Emre, 8 Eylül tarihinde Yeni Şafak'taki köşesinde önemli tespitleri içeren bir yazı kaleme aldı ve Türkiye Cumhuriyetinin en önemli başarısını bakın ne olarak tanımladı.

T.C.'nin en önemli başarı hikayesi!

 

Emre, Osmanlının son döneminden itibaren Türkiye’de yaşanan siyasal alanın üç belirleyici ana akımının(Batıcılık, Türkçülük, İslamcılık), birbirleriyle süregelen rekabetlerinin günümüzde geldiği son durumu yazısında tahlil ediyor.

İslamcılığın serüveni

Batıcılık ve Türkçülük, Batı’dan gelen ideolojiler iken, İslamcılık modern çehresine rağmen bu coğrafyanın varoluşsal imkanlarından beslenerek tevarüs etmiştir yazara göre. Emre, en genel anlamıyla anlaşılmasını istediği İslamcılık düşüncesinin Batıcı düşünce ve siyasal sistemler karşısında durduğu yerle, muhalefeti temsil ettiğine dikkat çekiyor. Ulusdevlete uzanan süreçte, İslamcılık kendi seçimi olmadığı halde; ana akım olmasına rağmen, dünya sisteminin bu coğrafyaya uyguladığı dayatmalar sebebiyle yerli imkanlarını kullanamayıp muhalefette kalmaya itilmiştir. Süreç içinde de muhalif duruşunu sergilediği ideolojilerin özüne yönelik entelektüel bir hesaplaşma yoluna girerek alternatif duruşun imkanlarını kollamıştır. Muhafazakarlık ve İslamcılık alanını iç içe düşünenler için yazar; İslamcılığı muhafazakarlıktan ayıran ince çizginin ne olduğunu anlamak isteyenlere, siyasal sistemlerin ideolojik aygıtlarına ve doğasına ilişkin bu iki düşüncenin geliştirdikleri tavra bakmak gerektiğinin altını çiziyor.Akif Emre

Ulusdevlet sürecinde yaşanan İttihatçılık tecrübesi de sistemi onarmak üzere zemin bulmuş, konjektürel muhafazakarlıkla süslenen, devletçi bir milliyetçilik türüdür Emre’nin tespitine göre. İslamcı düşünceye karşı ehlileştirilmiş bir dini öne çıkarmak devletin önleyici bir argümanı olmuştur ve bizzat İslamcılık değil İslam’ın kendisi ulusdevletle beraber sürgüne gönderilmiştir. Yakın dönemle beraber siyasal tarihimizde İslamcılar ,açıkça olmasa da “ima ederek” siyasal mücadele içine girmişlerdir fakat süreç içinde İslamcılık entelektüel imkanlarını yansıtamamıştır. Emre, yazısında İslamcılığın dününe dair yaptığı bu tespitler sonrasında, hepimizin bizzat yaşayarak anlamaya çalıştığı bugünün İslamcılığına geliyor.

Dışarıdan etiketlenen İslamcılar

İnsanların kendi durdukları yeri ifade ederken vurgulamaları yoluyla benimsedikleri İslamcılıkla, geçmişi yüzünden daha çok dışarıdan yapılan etiketleme sonucu İslamcı olarak tanımlanan insanları ayıran yazar, ikinci grubun reddettikleri miras sonrası ortaya koyduğu siyasal atılımları bir yönüyle başarı öyküsü olarak görebileceğimizi ifade ediyor. Yalnız bu başarı öyküsü tuhaftır ne İslamcılık hanesine yazılabilir ne de alternatif sunma anlamında yeni bir perspektiftir Emre’ye göre. Osmanlı son döneminden itibaren ortaya çıkan bu üç tarz-ı siyasetin krizleri önlemek adına devreye sokulmasının bir devlet geleneği olduğunun altını çizen yazar, AKP deneyimine de bu çerçeveden bakacak olursak şöyle bir okuma yapmanın pekala mümkün olduğunu söylüyor: “İslamcı köklerden gelen kadroların devreye sokulması, İslamcıların sistem için bir alternatif olma imkanlarını ellerinden almıştır.”

Türkiye Cumhuriyetinin en önemli başarısı!

      Yenilenmiş bir devletle karşı karşıya olduğumuz gerçeğine dikkat çeken yazar, son yaşanan süreçle birlikte Türkiye’nin hem tarihinde önemli bir momentumu yakalamış oluşunun hem de küresel sisteme en muhalif unsurlarını da dahil ederek entegre oluşunun altını çiziyor. İslamcıların devletle bu iç içe geçişlerini, medeniyet iddialarını bir çırpıda unutup, kendilerini sistemle özdeşleştirmelerini Emre, Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli başarılarından biri olarak görüyor. Yaşanan dönüşüm bir bakıma İslamcılığın milliyetçiliğe dönüşüdür diyen yazar, aynı zamanda bir muhafazakarlaşmanın söz konusu olduğunu vurguluyor.

Küresel kapitalizmi sorgulamak yerine içselleştirerek  güçlenen AKP iktidarının bölgeye nizamat veren tavrının bir tür muhafazakar milliyetçilik olduğuna dikkat çeken yazar, evrilen İslamcılığın bu gününü Neo İttihatçılık olarak tanımlıyor. Emre,  bu yazıyı yazarken Erdoğan’nın Mısır gezisinde ortaya çıkan Laiklik çıkışına henüz tanık olmamıştı. Bu yazı bugün yazılsa bu çıkışın yazarın çıkarımlarına etki etmesi muhtemeldi. Emre’nin  bir başarı öyküsüdür dediği süreci bir başka açıdan başarı olarak değerlendirenler için bu çıkış muhakkak çok anlamlı olmuştur. Bu çıkışla beraber Neo İttihatçılık tanımlaması olanı biteni anlamakta yeterli olmayabilir belki. Başbakan, gelen tepkiler sonrası laiklikten kastının klışe bir laiklik anlayışı olmadığını vurgulasa da geleneksel Mısır İslamcılarının, Erdoğan’ın yaşadığı zihni dönüşümü hemen kavrayıp bir yere oturtmaları mümkün olmayacaktır.

 

Hacer Kor haber verdi.

Güncelleme Tarihi: 16 Eylül 2011, 03:33
YORUM EKLE
YORUMLAR
Barbaros
Barbaros - 8 yıl Önce

İttihatçılık bir devlet fetişizmidir.Devleti yüceltme gayreti her türlü değerin üstünde tutulur.Milliyetçi refleksler temeldedir,din araçsallaştırılır.Araçsallaştırıldığı içindir de dönüştürülmesi gerektiğinde dönüştürülür;dışlanması gerektiğinde dışlanır.Erdoğanın laiklik ihracı çıkışı ittihatçı tanımlamasına da birebir uyuyor.İsrail düşmanlığında mündemiç dini-islamı istismar edip edindiği prestijle Dönüştürülen arap ülkelerine laiklik ihracı,Devletçi fetişizmin uzantısı olarak okunabilir.

Barbaros
Barbaros - 8 yıl Önce

olmuş diyecektim.Pata küte yorum sayfası kapandı.İslamcılık,ittihatçılık ve milliyetçilikle yekvücut hareket ettiği ve ihanete henüz uğramadğı zamanlarda İslam devletini kurtarmaya dönük devletçi,İslam topraklarını savunmaya dönük milliyetçi,bu yüzden anti-emperyalist iken,Tc kurulup İslam tasfiye edilince Milliyetçi ve devletçi reflekslerden ne kadar sıyrılacağını ayarlayamadı.Milli görüş tecrübesi bu karmaşanın ürünü.Bu karmaşa türlü önkabullerle sistemi içselleştirmeye yol açtı.

Barbaros
Barbaros - 8 yıl Önce

Kemalistlerce İslamdan tamamen arındırılan devlet ve kısmen arındırılan milliyetçilik bir ucube TC gerçekliği ortaya çıkardı.MG tabanlı AKPci cenah bu gerçekliği hakikat belledi, temizleyip arındıracağına kirlenip ucubeleşti.TC en başından devleti kurtarmak adına İngilizlerin dümen suyuna girmiş,sonra dümeni 1960 darbesiyle tamamen ABDye devretmiş,tüm bunları ittihatçı devlet fetişizmiyle yapmışken AKP'nin devleti büyütmek için ABD-BOP merkezli Arap Baharı lideri laiklik taciri olması anlaşılır

banner19

banner13