Tatlı tarifi bahane, mektuplaşmak şahane!

Yazdıkça mı yalnızlaşır insan? Yoksa yalnızlaştıkça mı yazar? İçinden çıkılamaz gibi görünse de yazanın en yakın dostu kalem ve kelimelerdir.

Tatlı tarifi bahane, mektuplaşmak şahane!

 

Seneler evvel, mektuplaşmanın yaygın olduğu yıllarda arkadaşlarımızla, sevdiklerimizle sürekli yazışırdık. Bazen sayfalarca sürerdi bu mektuplar. Bir nevi bu yolla yazdığımız her kimse ona olan hasretimizi bir nebze olsun azaltmış olurduk hiç değilse. Görüşemediğimiz zamanların acısını cümlelere dökmeye çalışır, başımızdan geçen ne kadar önemli önemsiz mevzu varsa sanki muhabbetimiz bitmesin ister gibi yazar dururduk. Önemsiz ise eğer niçin yazmıştık? Aslında o vakitler bizim için o konular son derece mühimdi lakin şu andan o vakte bir nazar ettiğimizde çocuksu tarafımızı apansız yakalayıveriyoruz ve tebessümlere gark oluyoruz büyük bir çoğunluğumuzun hissettiği gibi.

Yazmak iyi geliyorsa, yaz gitsin

Sanki yazarken hafifliyor,  rahatlıyor insan. Vakit genişliyor, bereketleniyor. Bir ferahlık, bir sükûnet sarmalıyor, kuşatıyor insanı çepeçevre adeta. Kafanın içerisinde koşturup duran cümlelerin bir kısmını aktarmış oluyorsun. Yani kağıt ve kalem ile yükünü paylaşıp, dertleşmiş oluyorsun bir parça. Bazı vakitler öyle bir hücuma uğrarsın ki kalem bile yetişemez hızına. Yazar yazar ve yazarsın. Sonrasında da bir oh çekersin, bir genişlik, bir huzur hissedersin yüreğinde. Görende işe yarar bir şeyler yazdın zannedecektir ama olsun, onlar senin kelimelerindir. Kimsenin görüp değer biçmesine gerek yoktur zaten. Yazınca ferahlıyorsa ruhun, gerisini boş ver, teslim ol, kalemine sarıl ve yaz gitsin.

Mektuplaşmalar, yazma sevdasının ilk alevlendiği ve yazmaya meyilli yürekler için ele geçen en güzel ve en özel imkân olsa gerektir. Sonuç itibarı ile yazmayı sevenler mektuplarını uzattıkça uzattığı gibi yazmaya ilgisi olmayanlar da mümkün mertebe kısa tutar yazacaklarını. Şu zamanda zaten mektuplaşmak kalmadı bile diyebiliriz. Lakin öyle acayip şeyler oluyor ki bazen hiç ummadığımız bir anda eski dostumuz bizi ziyaret edebiliyor. Buradaki eski dosttan maksat mektuplar. Dedik ya, yazma ateşinin ne vakit alevlenip sizi tutuşturacağı belli olmuyor. Beni de bir ara kızımın bir hocasına tarif yazacağım esnada yakaladı ki sormayın. Kelimelerin hücumuna yenik düştüm.

A4 A4 olalı böyle zulüm görmedi

Hocası kızımın okula götürdüğü kurabiyeleri çok beğenmiş ve tarifini istemiş idi benden. Ne vakittir yazıp da gönderememiştim. Biraz da yapması zor bir tarif olduğundan geciktirmiştim büyük ihtimalle. Okulların yarıyıl tatiline girmesine az bir vakit kala tarifi yazmaya oturdum ama ne yazmak. Yazdıkça açılıyorum, açıldıkça kalem kağıdın üzerinde sanki bir ritim tutturmuş gibi ahenkle kıvrılıyor. Bir tarafı doldu kağıdın, hatta arka sayfaya bile geçtim ki “ne oluyor” dedim kendi kendime, “alt tarafı üç satırlık bir kurabiye tarifini amma da uzattım.” A4 A4 olalı böyle zulüm görmemiştir garibim. Önlü arkalı bir tarif için tıklım tıkış doldurdum zavallıyı. Kalemi tutamıyorum. Nerede muzip cümleler varsa toplaşıp kafama üşüştüler.

Kurabiye ile ilgili olur olmaz alınması gereken önlemler, malzeme temininden tutun da yapım aşamasında dikkat edilecek püf noktalara kadar ihtiyati tedbir kararlarını bile sıraladım. Kanun hükmünde kararname gibi oldu mübarek tarif. Bir taraftan güle oynaya yazarken öbür taraftan nasıl olup da ciddi ciddi bir tarif uğruna bunca sayıp döktüğüme kendim bile inanamadım. Sonra “dur” dedim. “Bari belli etme kaçık olduğunu, tarifi okuyan ne düşünecek densiz hatun.” “Herhalde bu kadın biraz arızalı” demez mi? Neyse ki iki sayfanın ardından noktayı koyabildim fakat ne zorlukla anlatamam.

Tarife mektupla cevap geldi, ne haber

Akşam kızım eve geldiğinde tarifi yazdığımı ve hocasına götürebileceğini söyleyip tarifi yazdığım kâğıdı uzattım. Kızım evirdi, çevirdi, sonra inanamaz gözlerle bana baktı ve “anne iyi misin sen, bu nasıl tarif böyle, bu kadar uzun tarif mi olur. Önce ben bir okuyayım” dedi. Öz kızım bile yazdığım tarifi denetleme ihtiyacı hissetti yani. Acınası haldeyim. İki güldü, üç kıkırdadı, en nihayetinde “hocam bunu okuyunca ne diyecek çok merak ediyorum” diyerek tarifi çantasına koydu.

Bir hafta sonra kızımla bana cevabi bir mektup gönderdi hocası. Nasıl da heyecanlandım. Elbette heyecanlanırım, en son elime aldığım mektubun üzerinden kim bilir kaç yıl geçti. Hocası mektubunda, “Öncelikle tarifi veriş şekliniz çok hoşuma gitti. Tahminimden daha uzun bir tarif olduğunu görünce hayli şaşırdım, okuyunca gülmekten yerlere yattım desem abartmış olmam” diye devam ediyordu. Kendisi de yazmaktan ve mektuplaşmaktan çok hoşlandığını ve ilk defa bir öğrencisinin velisinden mektup almış olmaktan duyduğu mutluluğu dile getiriyordu mektubunda. Ve benim mektup gibi tarifimi de bir ömür boyu saklayacağını, kendisi için çok kıymetli olduğunu da ekliyordu mektubunun sonuna.

Anlayacağınız tarif bahane, mektuplaşmak şahane…

 

F.Kebire Gündüz Karaaslan bu devirde mektuplaştı

Yayın Tarihi: 04 Temmuz 2013 Perşembe 15:54 Güncelleme Tarihi: 07 Ağustos 2013, 17:11
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Kızının Hocası
Kızının Hocası - 8 yıl Önce

Kebire hanım öncelikle kaleminize, yüreğinize ve kelimelerinize sağlık... Çok içten bir yazı olmuş tebrik ediyorum. Başlığı gördüğümde inanılmaz bir heyecan kapladı içimi ve mektubu aldığım o günü hatırladım. Gerçekten çok güzel dile getirmişsiniz yaşanılanları. Mektubun tadı bir ayrı oluyor her zaman... Sizden yakın zamanda bir tarif daha isteyebilirim haberinizin olsun :)Mektup yazacak dostlarınız hiç bitmesin...

banner26