banner17

Taştan kazınır belki ama millet unutmaz

İstanbul Üniversitesi'nin o meşhur kapısındaki kapalı olan tuğranın üzeri açıldı. Bu küçük hareket sadece üstü örtülmüş bir tuğranın gün yüzüne çıkarılması değil, belki üstü örtülmüş bir 'tarih mirasının' yeniden sahiplenilmeye başlanılmasıdır. Mustafa Kesici yazdı..

Taştan kazınır belki ama millet unutmaz

 

İstanbul Üniversitesi'nin giriş kapısı olan görkemli eser, Harbiye Nezareti Kapısı olarak inşa edilmişti. Meşhur hattat Mehmed Şefik Bey’in üç parçadan oluşan kitabesinin üzerindeki madalyonun içine de devrin padişahı olan Sultan Abdülaziz’in tuğrası yerleştirilmişti. 1927 yılında 3 parçadan oluşan Osmanlıca kitabenin üzeri ve tuğralar mermer plakalar ve madalyonlarla kapatılmıştı. 1933 yılında Darülfünun’un kapatılıp İstanbul Üniversitesi’nin kurulması ile kitabeye “İstanbul Üniversitesi”, kitabenin üzerinde bulunan ve tuğrayı örten levhaya da “T.C.” yazılmıştı. Geçmiş yıllarda evvela üzeri kapatılan “Dâire-i umûr-i Askeriyye” ve yanlardaki Fetih Suresinin iki ayeti gün yüzüne çıkarıldı. Ve geçtiğimiz günlerde 87 yıl sonra da kapatılan “tuğra”nın üzeri açıldı.

Millet olarak gerçekten büyük bir medeniyetin mensuplarıyız. Çünkü her unsuruyla muhteşem olan İslam medeniyetinin bir cüz’üyüz. Gerçekten ilmiyle, irfanıyla, mimarisiyle, müziğiyle, dünya görüşü ve hoşgörüsüyle hâsılı her rüknü mükemmel olan bir medeniyet. Böyle olmakla birlikte Müslümanlar olarak bizler, mensubu olduğumuz bu medeniyete hakkıyla sahip çıkamadık. Başta batının teknik terakkisine zamanında ayak uyduramayıp geri kalışımız ve bunun neticesinde bizlerde ârız olan aşağılık duygusu, bu sahip olduğumuz değerleri kötülememize, en azından beğenmeyip bunları batılı mukabilleriyle değiştirmemize sebep oldu.

Asırlarca kullandığımız İslam harflerini lağvettik, dahası bilenlerin kullanmasını kanunlarla yasak ettik. Bir anda sayısız kütüphanemizi yakmış olduk. Terakki/ilerleme ile hiçbir alakası olmamasına rağmen asırlarca kullandığımız kıyafetlerimizi bıraktık, giymek isteyenlere mani olduk. Hilafeti kaldırdık, böylece sadece kendimize değil bütün bir İslam âlemine en büyük kötülüğü yapmış olduk. Dün uğruna can feda ettiğimiz “dinimizi” kendi kanunlarımızla yasak ettik, yaşanmaz bir hale getirdik. Evet, bütün bunları biz yaptık. Hâsılı redd-i miras ettik, redd-i kadim ettik.

Binadan kazınsa da milletin hafızasından silinmez

Ecdadımızdan bizlere emanet kalan kadim medeniyetimizin her unsuru gibi tarihe şan veren Osmanlının bakiyelerini de reddettik ve yok etmeye çalıştık. Yazımızı, kıyafetlerimizi, mimarimizden hukuk sistemimize kadar her şeyimizi “batılı” olan mukabilleriyle değiştirdiğimiz gibi tarihimizi de, geçmişimizi de yani kendimizi de kötüledik ve inkâr ettik. O kadar ki padişahların tuğralarını eski binalardan kazıyarak, onları milletimizin hafızasından da silebileceğimizi zannettik. Lakin olmadı.

Yapılan bütün baltalamalara rağmen milletimiz aslından, asaletinden tamamen kopmadı. Hâlâ yeni tarz garip-guraba müziklerden ziyade “mehtere” hayranlık duymamız, hâlâ az da olsa “biz” kalabildiğimizin delilidir.

Ve bugün zamanında attığımız, değiştirdiğimiz, yok etmeye çalıştığımız her şey geri geliyor. Gerçekten bizlere "Bu millet aslına dönüyor" dedirten hadiseler bugünlerde bir hayli çoğaldı. Maziye, Osmanlıya duyulan hayranlık, Türkiye’nin her yerinde açılan Osmanlı Türkçesi kursları, milletimizin din, tarih ve edebiyat şuuru kazanmaya başlaması, kaybettiklerimizi yeniden kazanmaya başladığımızın habercisidir bence. Dahası var, yakın tarih hakkındaki “suskunluk çemberi”nin yırtılması, hakkında konuşmanın bile yasak olduğu tabuların bir bir yıkılıyor olması bizleri bir hayli sevindiriyor. Tarih şuuru sayesinde milletçe kapıldığımız “aşağılık duygusu”ndan kurtulmaya başlamamız da, gelecek için bizleri ümidvar eden en güzel unsurlar arasında sayılabilir.

Geçen gün İstanbul Üniversitesi'nin o meşhur kapısındaki kapalı olan tuğranın üzeri açıldı. Bu sadece küçük bir hadise gibi görünebilir başta. Lakin öyle değil… Bu küçük hareket sadece üstü örtülmüş bir tuğranın gün yüzüne çıkarılması değil, belki üstü örtülmüş bir “tarih mirasının” yeniden sahiplenilmeye başlanılmasıdır. Ne diyelim, şeklen küçük fakat manen büyük bir hadise olan bu haber bütün milletimize hayırlı olsun.

 

Mustafa Kesici, milletimizin bir gün tam manasıyla aslına dönmesi temennisiyle yazdı

 

Güncelleme Tarihi: 14 Nisan 2014, 15:56
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20