Tarihte kıraathaneler ve sohbet kültürü

“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” sözünden de anlaşılacağı gibi kahvenin kendisinin bir sosyalleşme ve muhabbet aracı olması, kahvehane kültürünü doğuran etkilemiştir. Zehra Akkuzu yazdı.

Tarihte kıraathaneler ve sohbet kültürü

Sohbet terimi Arapça kökenlidir ve hoş-arkadaşça bir sohbet kurma özel vurgusu ile “konuşma” anlamına gelir. Sahabe ve çoğulu olan “ashab” kelimesi de sohbet kelimesinden türemiştir. Sohbet kelimesinin köküne baktığımızda ise Arapça’da sevgi manasına gelen “hubb (حب)” kelimesinden türediğini mülahaza ederiz. Bu kelime tahlilinden de insanlar arasında sohbeti oluşturan temel yapıtaşının sevgi olduğu sonucuna varabilmemiz mümkündür. Sevgi besleyebildiğimiz oranda sohbet ederiz ve sohbet ettikçe aramızdaki sevgi bağları güçlenir.

Sohbet kültürü ve geleneği, sonraki yüzyıllarda da farklı şekillerde ve isimlerde varlığını devam ettirerek günümüze dek gelmiştir. Sohbetler, içerisinde; genellikle inançlara, kültürlere, değerlere ve toplumsal kurumlara destek verme, geleneksel unsurları genç kuşaklara aktarma, yardımlaşmayı yayma, ortak bir toplumsal kimlik oluşturma, kişiye mensubiyet ve aidiyet duygusu verme ve hoşça vakit geçirme gibi işlevler barındırır.  Bu kadar çok yönlü ve etkili kadim bir edebiyat türü olan sohbet kültürü insanlık tarihi süresince, sonsuza dek varlığını sürdürecektir.

Osmanlı’da kahveler

Esas konumuz kıraathaneler olmakla birlikte kahvehaneleri de kıraathanelerle birlikte ele alıyoruz. Çünkü kıraathaneler bir nevi kahvehanelerin evrilmiş hâlidir denilebilir.

Tarih boyunca kurulan birçok müessese, kendini sohbet metodu yoluyla geleceğe aktarabilmeyi başarmış, bu sayede bir devamlılık şuuru ve ruhu kazanabilmiştir. Tarihin bilinen ilk devirlerinden itibaren fertler arasında cereyan eden konuşmaların, muhabbetlerin, toplantıların bizde bir medeniyet şubesi olarak ortaya çıktığını ve bunun zaman içinde birçok ritüeli içine aldığını, böylece tarihin en renkli ve en mahalli üsluplarla işlediği bir sohbet geleneğimizin oluştuğunu görebiliyoruz. Bu gelenek, eskiye nazaran daha az icra ediliyor olsa bile insanî münasebetlerin meydana gelmesine imkân tanıyan fırsatlarıyla hâlen devam etmektedir.1 Bu müesseslerden biri de kıraathanelerdir. Bir diğer ismiyle de kahvehanelerdir.

Kahvehane ve kıraathane kültürü, 1500’lü yıllardan bu yana yarım bin yıllık önemli bir toplumsal mirastır. Hane kelimesi bilindiği üzere ev anlamına gelir ve Türkçede yeni bir kelimenin ortaya çıkmasını sağlayan bir ek görevi de görür. Kahve evi anlamına gelen kahvehanenin bir kültür hâlini alması ve kıraathaneye evrimini yapıp günümüze kadar hem modern hem geleneksel olarak gelmesine sebep olan temel yapı taşı kahvenin kendisi denilebilir. Kahve, ilk olarak 16. yüzyılda Yemen’de ortaya çıktığında bunu içmeye başlayan Arapların bir araya gelerek sohbet ettikleri mekânlar oluşturdukları gözlenmiş. Hatta bu toplantıların o dönem Memluk yönetimini rahatsız ettiği ve takibe alındığı ancak daha sonra Mısır’daki merkezden izin çıktığı ve Kahire’de de kahvenin yaygınlaşarak insanların kendi bölgelerinde bir sosyalleşme sebebi olduğu görülmüş. Kahvenin İstanbul’a gelmesinin ardından da ilk kahveci, ticaretin nabzının attığı Tahtakale’de açılmış. Bu şekilde esnaf erbabının da bir araya gelerek dinlendiği, daha sık sohbet ettiği bir mekân oluşturulmuş. Kentlerde kahvehanelere sanat, edebiyat ve düşün adamları uğruyor, memur, kadı ve müderris gibi devlet katında yeri olan kişiler buralarda bir araya geliyorlardı. Birçok kesimden insanın uğradığı bu yerlerde muhabbetler dönüp dolaşıp devletin politikalarına, çıkarılan kanunların eleştirilmesine geliyordu. Padişahlar kararlarının sorgulanmasını önlemek adına baskı aracı olarak yetkisini kullanmış ve çeşitli dönemlerde bu kahvehaneler kapatılmıştır. En bilindik olanı 1583’te III. Murad’ın, günlük siyasal olayların konuşulduğu, devlet işlerinin eleştirildiği yerler hâline geldikleri gerekçesiyle kahvehaneleri kapatmasıdır. Bundan sonraki süreçte padişahların zaman zaman açılmasına izin verip zaman zaman yeniden kapattıkları kahvehaneler, IV. Mehmed (Avcı) zamanında çıkarılan bir fetva ile serbest bırakıldı. Bu kahvehanelerde âşıklar toplanır, çalıp söylerler, meddahlar gösteri yaparlardı. Bazı kahvehanelerde meşhur orta oyunu Karagöz de oynatılırdı. Daha sonraları tulumbacıların işlettikleri çalgılı kahvehaneler ortaya çıktı. Semai kahvehaneleri de denen bu yerlerde kavga gürültü çıkmaması için akşamları halk kitapları okunur, bu bazen günlerce sürerdi.

17. yüzyılda Osmanlı ordusunun askerî birimine “yeniçeri ocağı” denilmektedir. Bu askerlerin halkın içinde gezip asayişi sağladığı vakitlerde en uğrak yerleri kahvehanelerdi. Dolayısıyla bu yüzyılda askerler için eğitici ve öğretici bir etkisi vardı. 19. yüzyılda Osmanlı’da sosyal hayatın çalkantılı olduğu ve farklı fikirlerin yayıldığı, insanlar gazeteleri düşüncelerini ifade etmek için kullandı. Bu yüzyılda kahvehaneler Jön Türkler, İttihat ve Terakki üyelerinin uğrak yeri olmuştu ve kahvehanelerden artık vatan, hürriyet, meşrutiyet sesleri yükselmeye başladı. Bu noktada kahvehaneler halkın nabzının tutulduğu yerler olmuşlardır.

“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” sözünden de anlaşılacağı gibi kahvenin kendisinin bir sosyalleşme ve muhabbet aracı olması, kahvehane kültürünü doğuran etkilemiştir. Tahtakale’de ilk açılan kahvehane insanların uğrak yeri olmaya başlayınca İstanbul’un çeşitli semtlerinde zaman içinde irili ufaklı kahvehaneler açılmaya başlamıştır. O zamana kadar dergâhlar, camiler, meydanlar ve evler dışında bir sosyalleşme alanı olarak ortaya çıkan ilk mekân da kahvehaneler olmuştur. Gün içinde sohbetin artması, memleket ve dünya meselelerin konuşulmaya başlanması ile kozmopolit bir şehir olan İstanbul’da kahvehanelerin bir kültür hâline gelmesi de çok hızlı olmuştur.

Kıraathaneler nasıl oluştu?

Kıraat, Arapça bir kelime olup okumak anlamına gelmektedir. Kıraathane de hâliyle okuma evi anlamındadır. Bugün hâlâ eskiden kalma kahvehanelerin kapılarında “Kıraathane” yazdığını görebiliriz. Kahvehanelerin kıraathaneye dönüşümünün kökeni ise Kanuni Sultan Süleyman dönemine rastlıyor. Kanuni, kahvehanelerin kapatılmasının çözüm olmayacağını anlayınca halkın okumaktan keyif alabileceği yazıların, hikâyelerin yazılarak bu mekânlara dağıtılmasını emreder. Kahvehanelerin sohbet ve eğlence mekânından sohbet ve okuma mekânına geçişi de böyle başlar. Kıraathane ismi ise Osmanlı’nın son dönemlerinde yerleşmeye başlar. Matbaanın da Osmanlı’ya girmesiyle birlikte basılan gazete ve dergilerin okunduğu yer olmaya başlayan kahvehaneler, kıraathane ismi ile bütünleşmiştir.3 Böylece kahvehaneyle başlayan sohbet kültürü kıraathaneler vasıtasıyla devam ettirilmiştir. Her ikisinde de ortak nokta sohbetin merkezde bulunmasıdır. İnsanları o mekânlarda toplayan yegâne yapıtaşı da sohbettir. Bu sohbet kültürü zamanla kahvehanelerden kıraathanelere evirilerek bir manada okuma kültürüne de bir geçiş yapılmıştır denebilir.

Günümüzde kıraathaneler daha çok kütüphane şeklinde ders çalışma mekânı hâline gelmiştir. Halk tarafından da rağbet gören mekânlardandır. Sohbet kültürü etrafında oluşan kıraathanelerin genel manada tarihten günümüze ulaşması kahvehaneler vasıtasıyla olmuştur.

Zehra Akkuzu

Dipnot:

1 Muzaffer Kolik, Türklerde Sohbet Kültürü, Metropol Medya, 1 Mart 2021

2 Yasin Şen, Sohbet Medeniyeti: Türk Sohbet Kültürü Üzerine Araştırma, Erdem Yayınları, İstanbul, 2016

3 https://blog.delphinhotel.com/article/23500-kiraathane-kulturu-ve-kahvehaneler

Yayın Tarihi: 26 Şubat 2022 Cumartesi 10:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ozan DUR
Ozan DUR - 3 ay Önce

Sohbet ve muhabbet ile alakalı bir beyit aklıma geldi yazınızı okuyunca. Farsça öğrenirken bu beyiti de ezberlemiştim ve burada paylaşmak isterim. Beyit şu: Ez muhabbet Telhha Şirin Mi şeved, yani Muhabbetten acılar tatlı olur. Bir iki söz kelam sihir yerine geçiyor ve insanlar tüm acılarını unutuyorlar. Sohbet o manada düşünüldüğünde gerçekten çok önemli ve çok güzel bir eylemdir. Sohbetin insanlara acıları unutturduğu ve yaşamın dağdağasında bir serinleme imkanı sunduğu aşikardır. Özellikle sevdiğimiz ve bizi sevenlerle yapılan sohbetin tadının damaklarda kalacağını söylemek isterim.

banner19

banner26