banner17

Tanzimat'ın iki çocuğu

1839 tarihi yeni ve farklı bir nizam, intizam, muntazam, nazım ve tanzim sözcüklerini bünyesinde barındırır. Topluma bu sözcüklerle yeni bir yön vermek isteyen devlet ricali, kullandıkları bu sözcüklerin günümüz insanını nereye sürükleyeceğini, günümüz insanına ne getirip ondan ne götüreceğini ya da bizler için sözcüklerin bir değer ifade edip etmeyeceğini düşündüler mi? Ahmet Topçu yazdı.

Tanzimat'ın iki çocuğu

1839 tarihi yeni ve farklı bir nizam, intizam, muntazam, nazım ve tanzim sözcüklerini bünyesinde barındırır. Topluma bu sözcüklerle yeni bir yön vermek isteyen devlet ricali, kullandıkları bu sözcüklerin günümüz insanını nereye sürükleyeceğini, günümüz insanına ne getirip ondan ne götüreceğini ya da bizler için sözcüklerin bir değer ifade edip etmeyeceğini düşündüler mi? Bu uzun sorunun cevabına bir anda evet ya da hayır diyebilmek kolay gibi durmuyor. Ama şurası gerçek, attıkları adımın izleri bugün zihnimizde ve bünyemizde geziyor. Bu kesin.

Sufi tecrübe direkt hedef değil ama…

“Değişim”e vurgu yapan Tanzimat ricali ve metni temel hedef olarak, devletin tekrar güçlenmesini, gücü engelleyen sebeplerin ortaya konularak bertaraf edilmesini kabul etti. Bu metinde ya da devlet ricalinin sözlerinde sufi tecrübeyi hedef alan kesin ve net hükümler yok. Ancak devlet ricalinin ve Tanzimat metninin ortaya koyduğu hedeflerden sufi tecrübe de etkilendi. Nizam onun başına da geçti.

Garip karşılanabilecek olan şu ki; fermanın banisi Abdülmecid, vasiyetinde, sufi tecrübeyi öncülleyen bir istekte bulunuyor: Öldükten sonra her Cuma gecesi on Halidî-Nakşî dervişi mezarı başına gelip hatm-ı hâce edecekler ve dua ve zikirde bulunacaklar. Kaderin garip cilvesine bakın ki bugünkü iktidar sahiplerinin atası sayılabilecek bir isim olarak Abdülmecid sufi tecrübeyi ön plana çıkaran bir istekte bulunur. Bugün sufi tecrübe tartışmalarında özellikle Halidî-Nakşî geleneğe karşı çıkılmasını nasıl anlamak gerekir? Buradan şu yargıya da varmak mümkün mü? İddia edildiği gibi sarayın benimsediği sufi yolu sadece Mevlevilik değil; aynı zamanda sarayda başka sufi tecrübelere açık kapılar da mevcut.

Tanzimat’ın çocukları ikiye ayrılır

Bir ailenin, cemiyetin, kurumun, devrin, anlayışın, cemaatin bir bedene bürünen çocukları olabileceği gibi bu yapıları yaşatan ‘sözcükten çocuklar’ı da vardır. Tanzimat’ın sözcükten çocukları da “ilga” ve “ıslah” sözcükleridir. O dönemde bazıları milletle et-tırnak olan bu yapıyı baş tacı yaparak sufi tecrübe içinde sorun alanlarını çözebilecek “ıslah” hareketini benimsediler. Tanzimat döneminde devlet, sufiler ve bazı aydınlar böyle düşünüyordu.

Bazıları da sufi tecrübeyi milletin ilerlemesi(!) önünde bir engel görüp “ilga” hareketini benimsediler. Benimseyenlere göre bu yapı “ortaçağ kurumu”ydu. Tekkeler ve medreselerin yerine “muasır” kurumlar inşâ edilmeliydi. Ne dersiniz, cumhuriyetçiler hangi tavrı benimsediler?

“Rejim imiş devlete pâ-bend-i Terakki”

Bu söz Tanzimat’a kadar şöyle söyleniyordu: “İslam imiş devlete pâ-bend-i terakki.” Bu değişim, nereden nereye geldiğimizin kesin bir göstergesi. Bize, yerimizde sayan bir devlet ve millet olarak terakki sağlayan sözcüğü değiştirerek ve değiştirdiğimiz sözcüğü koruyarak hatırı sayılır devletler arasında yer alacağımızı vehmettirdiler. Sufi tecrübeye Tanzimat’ın müdahalesi üç şekilde oldu: a) Malî özerklik ortadan kaldırıldı. b) İdarî özerklik merkeze bağlandı. c) Ferdî özerklik saldırıya ve hakarete uğradı.

Bizim tarihimiz müdahaleler tarihidir

Müdahale sözcüğünü sadece askerî alanda düşünmemek gerekir. 1960’dan beri bu sözcük asker sözcüğüyle beraber kullanılmıştır. Ama Tanzimat döneminde sufi tecrübeye müdahalenin askerî bir cephesi yoktur. O dönemde müdahale edenler ya medreseler ve şeyhülislamlık makamı, ya da batıcı aydınlar. Ferdî özerklik, önce tekkeleri etkisi altına aldı. Sonra malî özerklik tekkelerin gelirlerini kesti. Sonrasında, idarî özerklik ile tekkeler merkezîleşti.

Ferdî özerkliğe müdahale

Dönemin aydınlarının bazıları şahsî tercihleri gereği sufi tecrübeye ve bu tecrübe etrafında oluşan hareketlere küçümser bir bakışla yaklaştılar. Bu tecrübe tarzını beğenmediler. Muallim Naci, döneminin dervişlerindeki durumu şöyle görüyordu:

…nasıl geçiyor âlemin zamanı, görün!

…Bakın şimendüfere, bir de kervanı görün!

Ne diyelim, şimendiferi görmek büyük bir maharet!?

Malî özerkliğe müdahale

Sufi tecrübenin mekânları tekkelerdir. Tekkelerin varlığını devam ettiren, ona malî özerklik kazandıransa vakıf mallarıdır. Haşim Nihad, 1913’de basılan bir eserinde şöyle diyor: “…Bir kere tekyeler bu varidattan mahrum bırakılır, sonra tahsisat suretiyle tekyelere, hangahlara ve gerek maaş suretiyle şeyhlere, dedelere, duagulara, postnişinlere devlet birçok paralar veriyor. Tabii bunlar da artık kesilir.

Tekyelere karşı mücadele edecek yalnız hükümet değil, hakiki din-i İslam’ın hakiki âlimleri ve buna istinad eden bütün gençlerdir.”

Bu tekye sözcüğünün yerine Diyanet kurumu; şeyhler yerine de imamlar desek yerindelik ilkesine uyar mı?

İdarî özerkliğe müdahale

1866 yılında oluşturulan “Meclis-i Meşayıh”, amaç olarak tekkelere devletin müdahalesini hedefliyordu. Bu meclis Şeyhülislamlık makamına bağlıydı. İllerde kurulan meclislerin başında da müftü bulunacaktı. Bu düzenleme devletin son dönemine damgasını vuran Kadızade-Sivasî kavgasında Kadızadelerin başarısı olarak okunabilir. Tekkeler medreselerin yönetimine ve kontrolüne geçiyor böylelikle.

Tanzimat nizamı o günlerde tekke teşkilatına müdahale etti. Bugünlerde nelere niçin müdahale ediliyor?

Ahmet Topçu, ‘aktörleri değişik bir oyun mu var acaba’ diye sordu

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2018, 11:42
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ebrar özkan
Ebrar özkan - 4 ay Önce

Çok teşekkür ederim çok güzel olmuş ellerinize sağlık ödevime çok yardımcı oldunuz

banner19

banner13

banner20