Talihsizlikler bu kitabın peşini bırakmamış

Post Öykü’nün ilk sayısındaki ilk dosya olan Amak-ı Hayal hakkında bir söyleşi, iki yazı var. Söyleşi N. Ahmet Özalp’le yapılmış. Ahmed Sadreddin bu söyleşi üzerine yazdı..

Talihsizlikler bu kitabın peşini bırakmamış

Dergi yayıncılığının yeni penceresi, daha doğru ifadeyle tazesi ve hep de taze olarak kalacak gibi olanı Post Öykü dergisi, ilk sayısında Amak-ı Hayal için bir dosya hazırlamış. Daha önce bir benzeri var mı bu hareketin bilmiyorum? 'Google'da aratmak istedimse de ne yazacağımı bilemediğimden, bir kitap için dosya yapan ilk dergi olarak Post Öykü’yü niteliyorum.

Post Öykü’nün ilk sayısındaki ilk dosya olan Amak-ı Hayal hakkında bir söyleşi, iki yazı var. Söyleşi N. Ahmet Özalp’le yapılmış. Kitap hakkındaki yazılardan biri de N. Ahmet Özalp’in. Diğer yazı ise Necip Tosun imzalı. Bendeniz N. Ahmet Özalp’le yapılan mülakatı konu edinmek istiyorum.

Özgün Amak-ı Hayal de basıldı

Özalp’in yayına hazırladığı iki adet Amak-ı Hayal var. Birini Kapı Yayınları, diğerini Büyüyen Ay Yayınları neşretti. Büyüyen Ay’ın yayınladığı Amak-ı Hayal, özgün metin, sadeleştirilmeye uğramamış bir metin olması sebebiyle çok önemli. Mülakatı yapan Aykut Ertuğrul ve E. Emin Akgün, Özalp’e nitelikli sorular yöneltmişler. Bu sebeple bu söyleşi, yarınlara kalacak ve belki de Amak-ı Hayal hakkında önsöz olacak bir metin.

N. Ahmet Özalp, Türk romanının genel kabullere göre 1872’de Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat ile ilk eserini verdiğini ve 20 yıl gibi kısa bir sürede Halid Ziya Uşaklıgil’in eserleriyle büyük bir ivme kaydettiğini ifade ediyor. Bununla birlikte önemli bir hususa değiniyor Özalp: “Bu roman bize özgü olmaktan çok, Batılı ölçütlerin ve şablonların belirlediği bir romandır.” diyerek, o dönemde yazılan romanların dilinin Türkçe olmasının ve yerel bazı ögeler içermesinin, bu yazılanları bir Türk romanı olarak nitelemeye yetmeyeceğini vurguluyor.

Tam manasıyla bir Türk romanı

Amak-ı Hayal’in ise bu ilk roman denemelerinin aksine, tam manasıyla bir Türk romanı olduğunu söyleyen N. Ahmet Özalp, kitabın kimi kusurları olmasına rağmen yakaladığı başarının küçümsenemeyeceğini ifade ediyor.

N. Ahmet Özalp, Türk romanının temel sorununun Batılı örneklerden yola çıkmak olduğunu, bu sebeple en başarılı romanların bile toplumumuzla uyumsuzluk içinde bulunduğunu, Amak-ı Hayal’in bütün bunlar göz önüne alındığında çok değerli bir yer tuttuğuna dikkat çekiyor.

Tanzimat döneminde kendine yer açamadı

Amak-ı Hayal’in hak ettiği etki alanını bulamamasının iki nedeni olduğunu söylüyor Özalp. Bunlardan ilki kültürel kırılmalar. Tanzimat’ın ardınca gelen Batılılaşma rüzgarı, Türk aydınını kendi gözlerini çıkaran tiplere dönüştürünce, geçmişi ve kültür değerleriyle bağını koparmayı erdem olarak gören zihinlerin çokça bulunduğu bir iklimde Amak-ı Hayal’in tabiatıyla kendine bir yer açamadığını söylüyor N. Ahmet Özalp.

Bir diğer neden ise, kitabın yayın sürecindeki talihsizlikler olarak ifade ediliyor. İki ana bölümden oluşan eserin ilk bölümü fasiküller halinde Hikmet dergisiyle okura sunulur. Bu ilk bölüm tamamlanınca bütün fasiküller bir araya getirilerek bir kitap şeklini alır 1910 senesinde. Yayınlanan bu bölüm son derece titizlikle hazırlanmış vaziyettedir. Fakat bu baskı yapıldıktan 4 sene sonra Filibeli Ahmed Hilmi Bey dünyadan göçer.

Bir kitabın makus talihi

İki bölümün bir arada basımı ise 1925 yılında olur. Bu baskı diğerinin aksine hatalarla doludur. Daha sonra oluşan bütün sorunların temeli bu baskıdır. Zira bu baskı kendinden sonraki bütün baskılara kaynaklık eder. Muhtelif yayınevlerince defalarca neşredilen Amak-ı Hayal örneklerinde okuma yanlışları ve çeşitli hatalar mevcuttur. N. Ahmet Özalp, ‘Bir Kitabın Mâkus Talihi’ başlıklı yazısında da yapılan bu yayınları inceler. Bu yazı da dergide yer almakta.

Amak-ı Hayal’in 2000 yılından sonra hemen her yayınevi tarafından basıldığını ifade eden Özalp, bu sebeple sapla samanın karıştığını vurguluyor. Özalp kendi hazırladığı Amak-ı Hayal’in okurların beğenisinden ziyade aydın çevresinde yankı uyandırmasını, Türk romanı üzerine yeni bir düşünce ve müzakere ortamına katkı sağlamasını beklediğini, fakat henüz bu temennisinin gerçekleşmediğini ifade ediyor.

Talihsizlikler kitabın peşini bırakmıyor

N. Ahmet Özalp’in yayına hazırladığı Amak-ı Hayal’in hemen ardından Kaknüs Yayınları da Ali Yıldız’ın hazırladığı bir Amak-ı Hayal neşretmişti. Özalp, bu çalışmanın kitap hakkındaki talihsizliğin daha büyük boyutlarını gün yüzüne çıkardığını vurguluyor.

1925’de yayınlanan ve genellikle kaynak olarak ele alınan Amak-ı Hayal, yayıncının gadrine uğramış. Kitabın iki bölümü kısaltılarak birleştirilmiş ve son bölümden birkaç paragrafı gereksiz görerek çıkarmış yayıncı. Bir neşir eşkiyalığı olarak nitelendirebileceğimiz bu hareket maalesef bugüne kadar fark edilememiş.

Amak-ı Hayal çizgisi sürdürülmeliydi

Filibeli Ahmed Hilmi’nin Batı kültürünü çok iyi bilmesine rağmen, Batı tarzı bir roman taklidi yapmadığını ve kendi romanını kurma gayreti içinde olduğunu vurgulayan N. Ahmet Özalp, “Bu çizgi sürdürülebilmiş olsaydı, bugün kendimize özgü bir Türk romanından bahsedebilir, taklit ettiğimiz Batı’nın da ilgi gösterdiği bir anlatı biçimi kurmuş olurduk.” diyor.

Filibeli Ahmed Hilmi ve Amak-ı Hayal hakkında daha birçok hususa değinen röportaj, Post Öykü’nün ilk sayısında alkışlanacak hareketlerden biri olarak arz-ı endam ediyor. Böylesi nice güzel mülakatlar okuyabilmemiz için Post Öykü’nün uzun ömürlü ve nitelikli duruşunu muhafaza eden bir dergi olmasını temenni ediyorum.

 

Ahmed Sadreddin yazdı

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2017, 12:52
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13