banner17

Şu an yasak keyfi devam ediyor

Başörtüsü yasağı sorununda yaşananları ve gelinen durumu Av. Fatma Benli'ye sorduk.

Şu an yasak keyfi devam ediyor

2010’da neler oldu?

2010 yılı başörtüsü yasağı tartışmalarında önemli bir dönemeç noktası oldu. Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Kaldırılması Komitesi (CEDAW) Temmuz ayında Türkiye’nin ülke raporunu ve sivil toplum kuruluşlarının gölge raporunu değerlendirdi. Sözleşmeye imza atan 186 ülke gibi Türkiye’nin de kararlarına uymak zorunda olduğu Komite, başörtülü kadınlara karşı gerçekleştirilen eğitim, çalışma, siyasal yaşama katılım ve gündelik hayattaki farklı muameleleri ayrımcılık olarak kabul etti. Rapor verme süresi 4 yıl olmasına karşın Türkiye’den iki yıl içinde, kadına karşı şiddet ve başörtüsü yasağı konusunda yaptığı çalışmaları raporlamasını istedi.

Ayrıca 2010 yılında sivil haklar konusunda gelişme sağlayan Anayasa değişiklikleri gerçekleşti. Halkın bu değişikliklere referandumla destek verdiği değişiklik maddeleri arasında, kadınlara pozitif ayrımcılık da yer aldı. Zira Türkiye ekonomik ölçütlerde dünya on yedincisi olmasına ve tüm modernleşme söylemelerine rağmen kadın ve erkek eşitliğinin değerlendirildiği Dünya Cinsiyet Haritasında, 134 ülke arasında 129. sırada geliyordu.

28 Şubat etkisi bitti mi?

Militarizmin etkisinin azalması, Ergenekon davası ile ortaya çıkan gerçekler, Türkiye'nin sivilleşme süreci, kadınlara pozitif ayrımcılığın konuşulduğu Türkiye'de başörtülü kadınlara karşı gerçekleştirilen negatif ayrımcılığı, en azından en çok tartışma oluşturan üniversite eğitimi ile ilgili kesiminde fiilen yumuşamasını sağladı. Mayıs ayında Açık Öğretim Fakültesi öğrencilerinin başları açık olmadığı için “Ana dersler - Kuran” sınavı dahi iptal edilirken, bazı üniversitelerde öğrenciler şapka bere ile derslere girebilmeye başladılar. Şapkalı bir öğrenci 2009 yılı Kasım ayında dersten çıkartıldığında, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı ve Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu başkanlığına müracaat etti. Öğretim görevlisinin hangi yasanın hangi maddesi uyarınca bu yetkiyi kullandığını sordu ve devamsızlıktan kalmasına neden olan keyfi uygulamanın Türkiye'nin ulusal ve uluslar arası yükümlülükleri gereği cezalandırılmasını talep etti. Yükseköğretim Kurulu İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne gönderdiği cevabi yazıda, öğretim görevlisinin görev ve yetkilerinin yasa ile belirlendiğini ve bir öğretim görevlisinin öğrencinin dersten çıkarma yetkisi bulunmadığını, aksine davranışta bulunanlar hakkında soruşturma açılması gerektiğini bildirdi.

Yükseköğretim Kurulunun basına yansıyan bu cevabı, 28 Şubat’ın son tortularından olan başörtüsü yasağında yumuşamalara sebebiyet verdi. Zira başörtüsü yasağı yeni bir kanun ya da Anayasa Mahkemesi kararı ile değil, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün genelgesi ile başlamıştı. Yüksek rütbeli askerlerce, rektörlere, yargı ve basın mensuplarına verilen brifingler, fişlemeler, yasa hükmü olmadan eğitim hakkının kısıtlanamayacağını ifade eden hâkimler hakkında açılan soruşturmalar ise, yasağı yaygınlaştırmıştı. 2010 yılında fiili olarak başlayan yasak, fiili olarak çözülme sürecine girdi.

Yasağa hukuksuzca devam edenler var

Herhangi hukuki temeli olmayan yasak o derece güçlü zihinsel sapmalardan besleniyordu ki, Yükseköğretim Kurulu Başkanı hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Siyasal Partiler Kanununa göre işlem yapılacağını açıkladı ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığından evrakın aslını istedi. Aynı şekilde Eğitim-İş Sendikası, ÖSS ve ALES sınav kılavuzlarındaki başı açık olma zorunluluğu getiren düzenlemenin iptali istemiyle Danıştay'da dava açtı.24058

Bu suretle karşı tepkiler, parti kapatma ya da ceza tehditleri, yasağın fiili olarak rektörlüklerinin takdirine bırakılması ile sonuçlandı. Üniversiteden üniversiteye fakülteden fakülteye hatta öğretim görevlisinden öğretim görevlisine farklı uygulamalar halen devam etse de genel olarak üniversitelerde yasak kalktı. İzmir ve Tekirdağ başta olmak üzere bazı üniversitelerde ise halen devam ediyor. Çorum, Amasya Başkent, Tekirdağ Ankara, Akdeniz, İzmir Yaşar üniversiteleri yasağı kesin olarak uygularken, Kocaeli, Kütahya, Gazi, ODTÜ, 9 Eylül Üniversiteleri fakültelerine göre yasağı uygulamaya devam etti. Genel olarak hiçbir üniversitede kampus girişlerinde sorun yaşanmazken, Ankara Üniversitesi ve ODTÜ üniversitesinde halen öğrenciler güvenlik görevlileri tarafından engellenebiliyor ve kampüse giren otobüslerde dahi başlarını açmaları istenebiliyorlar. Ya da Malatya Üniversitesi örneğinde olduğu gibi öğrenciler öğretim görevlilerin “başlarını örterlerse sonuçlarına katlanacakları” tehdidine maruz bırakılıyorlar.

Açık Öğretim Fakültesi yasağı sürdürüyor

2010 yılının ilk yarısında tüm gurur kırıcılığına rağmen peruk takarak okulunu bitirmeye çalışan açık öğretim fakültesi öğrencisinin sınavı, “kulakları görünmediği” gerekçesiyle iptal edilebilmekte iken, 2010 yılının ikinci yarısında, sınav kılavuzlarında başı açık olacak hükmünün kalması ile yasak istisna haline getirilmiş oldu. Senelerdir süren yasak mağdurlarının azaltılması, sadece eğitim hakkı kısıtlanan, okumak için şahsiyetleri zedelenen, kapı önlerinde kabinlerde değişmek, olmadıkları bir kimliğe bürünmek zorunda bırakılan öğrenciler için değil, tüm Türkiye için olumlu bir kazanım niteliğinde.

Ancak olumlu gelişmelerin yaşanması, başörtülü kadınlara karşı gerçekleştirilen ayrımcılığın tüm alanlarda sona erdirilmesi talebini köreltmemeli. Zira başörtülü kadınlara karşı gerçekleştirilen ayrımcılık, üniversitelerde azalmakla birlikte, hayatın tüm alanında halen devam etmekte. Üstelik diğer alanlardaki ayrımcılık hiç konuşulmadığı için sonuçları daha ağır olmaktadır. TESEV’in 2010 yılında gerçekleştirdiği “Başörtüsü Yasağı ve Ayrımcılık Uzman Mesleklerde Başörtülü Kadınlar” çalışması, kamu kurumlarında var olan başörtüsü yasağının, özel sektörü olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor. Yüksek öğrenimli ve meslek sahibi başörtülü kadınlar, memur olmalarına izin verilmediği için, özel sektöre yöneliyorlar. Ancak ya başka yerde çalışamayacağından daha düşük ücretler karşılığı çalıştırılıyorlar, ya da bir kısmı sahibi dindar olan işyerlerinde dahi imaj kaygısı ile hiç tercih edilmiyorlar. Veya arka odalarda, göz önünde olmayan yerlerde istihdam ediliyorlar.

Sadece öğrenim hakkı değil, seçme ve seçilme hakkı da sıkıntılı

Siyasi yaşamda, başörtüsü yasağının devam etmesi, kadınların milletvekili, belediye başkanı olmamaları hatta seçilen il meclis üyelerinin istifa ettirilmesi ya da peruk takmak zorunda bırakılması ile sonuçlanıyor. Üstelik bu durumun sadece kadınların %62’sini oluşturan başörtülü kadınların ”seçilme haklarını” engellemekle kalmadığı, bu kişileri seçmek isteyen halkı da “seçme” haklarının ihlal edildiği göz ardı ediliyor.

Bu nedenle yaşadığımız sürecin, daha çok, “eğitim hakkınız kısmen de olsa sağlandı, artık lütfen diğer hak taleplerinizi çok fazla dinlendirmeyin ve size verilenlere yetinin” şeklinde değerlendirilmemesi gerekiyor. Aksine sürecin ”artık yasakların değil özgürlüklerin konuşulduğu, hakların keyfi yorumlarla kısıtlanamayacağı gerçeğinin kabullenilmeye başlanıldığı bir kadının başının açık ya da örtülü olmasının herhangi bir hakkının kullanımında etken olmaması gerektiğinin kabul edildiği bir dönem olarak” nitelendirilmesi gerekiyor. Bu durum da yapılan her haksızlığa karşı çıkılmaya devam etmeyi gerektiriyor.

Neler yapmalıyız?

Bu noktada her birimize düşen görevler bulunmaktadır. Zira ayrımcılığın engellenebilmesi, ayrımcılıkların görünür olmasına bağlıdır. Başörtüsü ayrımcılığı ile ilgili iki yıl içinde CEDAW’a rapor verileceğinden bireylerin uğradığı mağduriyetleri sivil toplum kuruluşlarına bildirmeleri, buna ilişkin yazılı dilekçeleri ilgili kuruluşlarına göndermeleri (avfatmabenli@yahoo.com adresime mail atmaları durumunda ücretsiz olarak kendilerine yardımcı olunacaktır.), sivil toplum kuruluşları ve kamu görevlerinin görevlerini yerine getirerek konunun çözümü için çaba sarf etmeleri, Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Yasa tasarısına “dinsel semboller nedeni ile ayrımcılık yapılması halinde de ayrımcılığın kurul tarafından değerlendirileceği” ibaresinin eklenmesi için hükümete yazılı öneriler sunulması bu konuda yapılacak mücadele yöntemlerinden bir kaçını oluşturmaktadır.

2011 yılının yasaklarla değil, özgürlükle anılması ve yasak kronolojisine gerek duyulmaması hepimizin çabası ile gerçekleşecektir.

 

Beytullah Önce sordu

Güncelleme Tarihi: 16 Şubat 2011, 17:38
YORUM EKLE
banner8

banner20