Soran âşık, cevap veren mâşuk

"Şiir türü bir bütünden oluşur. “Asker ocaklarında, sınır kal’alarında, kahvehâne ve bozahânelerde, panayırlarda, köylerde ve göçebeler arasında zevk ve heyecanla dinlenen halk şiiri, birbirinden çok farklı menşe’lerden gelen muhtelif unsurlardan terekküp eden muhtelif ve çeşitli mahiyetiyle imparatorluğun aynî mahiyetteki ictimaî yapısını ve manevî havasını, büyük bir kuvvetle aksettirmiştir.” Ehliman Simitçioğlu yazdı.

Soran âşık, cevap veren mâşuk

Sözlü bir gelenekten beslenerek gelişen Türk Edebiyatı, her dönemiyle bir bütün olarak düşünülmelidir. Zira geniş bir coğrafyadan beslenen ve kaynağını halktan alan bu edebiyat için her zaman halk söylemleri ön planda tutulmuş olup bu etkilenmede halkın yaşadığı sosyal ve tarihî olayların etkisi görülmüştür. Yaşanan coğrafyanın zamanla değişmesi ve gelişmesiyle edebiyatın ayrıldığı bu kollarda da farklılıklar görülmeye başlanmıştır. Her ne kadar farklı gibi gözükse de aslında aynı kökten beslenen bu dalları birbirinden ayrı olarak düşünmek bir nevi sonradan gelişen dalları da kabul etmemek anlamına gelmektedir.

Şiir türü bir bütünden oluşur. “Asker ocaklarında, sınır kal’alarında, kahvehâne ve bozahânelerde, panayırlarda, köylerde ve göçebeler arasında zevk ve heyecanla dinlenen halk şiiri, birbirinden çok farklı menşe’lerden gelen muhtelif unsurlardan terekküp eden muhtelif ve çeşitli mahiyetiyle imparatorluğun aynî mahiyetteki ictimaî yapısını ve manevî havasını, büyük bir kuvvetle aksettirmiştir.”1 Estetik noktaları birbirlerinden farklı olsa da Halk şiiri ve Divan şiiri bu bütünün bir parçası olmuş ve her iki şiir kolu birbirinden beslenerek bazı yöntemlerde birliktelik göstermiştir. Bu birliktelik Şeyh Gâlip ve Nedim gibi öncü şairlerin hece vezniyle yazdığı şiirlerinde de görüldüğü gibi “Dedim-dedi” tarzında şiir söyleminde de görülmüştür.

Müracaa şiir

Divan şiirinde sorulu cevaplı olarak karşılıklı konuşma biçiminde yazılmış şiirlere “Müracaa şiir” denmektedir.2 Müracaa şiirinin Divan şiirindeki örnekleri 14. yüzyılda Kadı Burhaneddin’le verilmeye başlanır. Ahmedî ve Nesimî’nin de bu geleneğe uyduğu görülür. Nesimî’nin tuyuğ nazım şekliyle yazdığı bir müracası şöyledir:

Dedim zülflin kemendi perçem oldı

Dedim canım anunçün dirhem oldı

Dedim kûyun itiyim ey kamer-ruh

Dedi bu dahı ya’n’i Âdem oldı.3

Halk şiirinde ise bu tarz şiirler “Dedim-dedi” anılan bir türdür. Âşık Ömer, Gevherî, Erzurumlu Emrah, Ercişli Emrah başta olmak üzere pek çok saz şairi bu türde güzel örnekler vermişlerdir. Divan şiirinde bu tarz şiirler gazel, tuyuğ ve rubailerde kullanılırken halk şiirinde koşma ve semaî nazım şekillerinde görülmektedir:

Sabahtan uğradım ben bir güzele

Dedim mahmur musun söyledi yok yok             

Ak ellerin boğum boğum kınalı   

Dedim bayram mıdır söyledi yok yok 

Dedim inci nedir dedi dişimdir

Dedim kalem nedir dedi kaşımdır

Dedim on beş nedir dedi yaşımdır

Dedim daha var mı söyledi yok yok.4

Bu tarz şiirlerde genellikle sevenle sevilen arasındaki duygular âşık tarafından dile getirilir. Âşığın övgüleri sevgili tarafından küçümsenir, sevgili kendi güzelliğiyle övünür. Âşık içtenlikle sevdiğine kavuşmayı dilerken sevgili âşığını reddeder ve hep kendini üstün tutan ifadeler kullanır:5

Dedim ne gülersin dedi nazımdır

Dedim kaşın mıdır dedi gözümdür

Dedim ay mı doğdu dedi yüzümdür

Dedim ver öpeyim söyledi yok yok. 6

Soru cevap şeklinde oluşturulan dedim-dedi şiirlerinde soran her zaman âşık, cevap veren de mâşuktur. Fakat Yunus Emre’nin şiirinde farklı bir yapı görülür. Yunus, âşık olarak mâşuka ulaşmak için yol arar ve bu yolda kendisine rehber olarak Allah’ın tecelligâhı olan kâinattan yardım alır:

Sordum sarı çiçeğe benzin neden sarıdır?

Çiçek eydür ey derviş ahım dağlar eridir

Yine sordum çiçeğe sizde ölüm var mıdır?

Çiçek eydür ey derviş ölümsüz yer var mıdır?   

Yine sordum çiçeğe rengi kandan alırsız

Çiçek eydür ey derviş ay ile gün nurudur

Yine sordum çiçeğe boynun neden eğridir

Çiçek eydür ey derviş kalbim Hakk’a doğrudur.

Halk şiiri ve divan edebiyatı müşterek unsurlarından olan “dedim-dedi” söyleyişlerinin klasik şairlerde biraz daha işlenmiş ve zenginleşmiş olduğu söylenebilir. Bu anlatım ve söyleyiş biçiminin divan şiiriyle halk şiirinde ortak bir kullanım alanı bulması sanatçılarımızın eski kültürümüzden aldıkları öğeleri kendi sanat anlayışları, bilgi birikimleri ve beğenileri doğrultusunda eserlerinde kullandıklarını göstermektedir. İlk örneklerini Divanu Lügati’t Türk’te gördüğümüz, dedim-dedi kalıp ifadeleriyle meydana getirilen karşılıklı konuşma biçiminde düzenlenmiş şiir örnekleri hem Divan şiirinde hem de Halk şiirinde değişik şekillerde kullanılmış, sevilen ve beğenilen bir anlatım şekli olarak varlığını sürdürmüştür.7

Ahmedî, bir gazelinde “Dedi-dedi” ifadelerini farklı yerlerinde kullanarak diğer şairlerin dışında bir söyleyiş geliştirmiştir. Ahmedî, sevgilinin güzelliğini dinî unsurlarla anlatarak aslında onun ne kadar ulaşılmaz olduğuna da işaret eder:

Yâre didüm bana virgil hüsn malından zekât

Kim fakîrem didi elbâkiyâtü’s-sâlihât

Yüzünün nûrı nedür didüm didi kim ve’d-duhâ

Gözlerün vasfı nedür didüm didi ve’n-nâzi’ât

Hâl-i müşgîn dudagunda nice konmışdur didüm

Didi Hızrun yiri olur çeşme-i âb-ı hayât…

Hem Ahmedî’nin hem de Şeyhî’nin maşukuna sorduğu sorulara aldığı cevap aslında Divan şiirindeki sevgilinin özelliklerini de anlatmaktadır:

Dedim: “Visaline ermek?” dedi: “Hayâl-i muhal.”

Dedim: “Cemâlini görmek?” dedi: “Mübarek fal.”

Dedim: “Yüzümü yüzüne?” dedi ki: “Sürme yürü.”

Dedim: “Tozunu gözüme?” dedi ki: “Sürmedir al.”  

O mâşuka ulaşmak bir hayal kadar zor olsa da ayağının tozu göze şifa olacak bir sürmeden başka nedir ki? Aslında ulaşılmak istenen mâşuk Allah, göze sürülecek olan da O’nun yolunda aşılan bütün sıkıntıların tozu değil midir?

Genel itibarıyla bakıldığında “Müracaa, dedim-dedi” şiirleri, şairlerin kendi sanat anlayışlarıyla farklı anlatımlarla kullanılsa da hem Divan şairleri hem de Halk şairleri tarafından beğenilen bir anlatım şekli olmuştur.

Ehliman Simitçioğlu

Dipnot:

1 M. Fuad Köprülü, “Saz şairleri: Dün ve Bugün”, Edebiyat Araştırmaları, Ankara 1986, s. 187

2 Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Yayına Hazırlayan: Aydın Sami Güneyçal, II. Baskı, Aydın Kitabevi, Ankara 1993, s. 731

3 Hüseyin Ayan Ayan, Nesimî Divanı, Akçağ Yay. Ankara 1990. s 432

4 Cem Dilçin, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, TDK Yay., Ankara 1983, s. 308

5 Dilek Batislam, Divan Şiiriyle Halk Şiirinde Ortak Bir Söyleyiş Biçimi (Mürâcaa- Dedim-Dedi) (Folklor/Edebiyat, c. VI, s. 22, Ankara 2000, s. 201-211)

6 Kul Nesimî

7 Dilek Batislam, “Divan Şiiriyle Halk Şiirinde Ortak Bir Söyleyiş Biçimi: Mürâcaa-Dedim-Dedi”, Folklor/Edebiyat, Sayı: 22, Ankara, s. 201-211

Yayın Tarihi: 10 Eylül 2021 Cuma 11:00
banner25
YORUM EKLE

banner26