banner17

Sonra insanlar uyumaya başladılar bir bir

‘Demek ki’ diyorum kendi kendime, ‘Troya atının bu topraklarda doğmuş olması tesadüf değil, çünkü buna kanacak insanlar varmış burada.’

Sonra insanlar uyumaya başladılar bir bir

 

Şehri soluyorum, kulağımı binlerce yıllık tarihe vererek. Bir gerçeği fark ediyorum sonra. Çanakkale’nin batısı Yunanistan; Yunanistan, Helen kültürü demek; Helen kültürü Batı medeniyeti, Avrupa, Amerika demek... Yüzümü Çanakkale’nin doğusuna çeviriyorum. Doğu medeniyeti, yani Türkiye Mezopotamya, Arabistan, Japonya, Rusya, Çin, Orta Asya... Burası Doğu ile Batı’nın birleştiği yer. Suni sınırlar bizi birbirimizden ayırmış. Hepimiz burada, Anadolu’da bir arada yaşayabiliriz, farklı inançlara sahip olsak da. ‘Bizim’ İzmir’imiz, Manisa’mız, Muğla’mız, Antalya’mız, yani Ege ve Akdeniz’deki şehirlerimiz ile ‘onların’ Ege’deki şehirleri ve Akdeniz suları Anadolu medeniyetinin tamamı. Onlar ve biz, Anadolu’nun iki yakası birbirine muhtaç. Bu yaka olamadan o yaka anlaşılmaz, var olmaz; o yaka olmadan da bu yaka anlaşılmaz, var olamaz. Bir araya gelmemiz, bir arada yaşamamız gerekir.

Çanakkale destanını yeniden yaşıyorum

Salim Mutlu Müzesi’nde Cemal Tollu’nun bir tablosunu görünce, “Çanakkale Destanı”nı yeniden yaşıyorum 97 yıl sonra, bir başıma bütün bir milletimle. Büyük harflerle yazıyorum: Çanakkale Geçilmez!

Cemal Tollu

İkindi namazını kılıyoruz camide. Uyku ile uyanıklık arasında gidip geliyorum, sanırım bir süreliğine uykunun öteki yakasında kalıyorum. Şehitliği geziyoruz kafileyle.

Çanakkale destanından 97 yıl sonraki halimiz

Sonra insanlar uyumaya başladılar, bir bir, sırayla, gönül rızasıyla. Birbirlerinin gözlerinin içine bakıp bakıp uyudular, yol aldılar birbirlerinin gözlerinden, yol oldular gözlerde uzak uzak, pek yitik savruk. Evlerine çekildiler, kayıp kentin sözcülüğüne soyundular. Yitik cennetin provalarını yapıyorlardı akılları sıra, güya. Pek az yer veriyorlardı Allah’a hayatlarında, rollerin yanı sıra. Her şeyi bildiğini düşünüyorlardı bu şehrin insanları, her şeyin en iyisini yapacağına inanıyorlardı. Allah’ı unutmuşlardı. Kendilerini gündelik işlere kaptırmışlardı ve bir başlarına her şeyin üstesinden geleceğine inanıyorlardı. Kendilerine çok inanıyorlardı, ama körü körüne ve kendilerinden korkarcasına; çünkü yarının ne getireceğini bilmiyorlardı ve korkuyla gündelik işlerine ve gündelik işlerin içinde kaybolmuş belirsiz bir hal almış kendilerine sarılıyorlardı.Çanakkale

“Demek ki” diyorum kendi kendime, “Troya atının bu topraklarda doğmuş olması tesadüf değil, çünkü buna kanacak insanlar varmış burada.” Efsane şehre dönüşmüştü, şehir kendileri olmuştu. Onlar da Allah’tan yüz çevirmişlerdi, bunu farkında olmadan yapmışlardı. Hiç acımamışlardı kendilerine. Bu şehrin insanları pek garipti. Anlaşılmak istemiyorlardı, görünmeyeni anlamakta güçlük çekiyorlardı ve bunu kendilerine dert, sorun etmiyorlardı. Ötelere açılmayan bir akışa kaptırmışlardı kendilerini ve buna “kısır döngü” diyenleri şehirlerinden kovuyorlardı, yanlarında istemiyorlardı. Ömürlerini bu uğurda harcamakta çekinmiyorlardı, şarkılarına benziyorlardı, isterik köpük, boğazdan yalıtılmış. Denizin suyuna benziyorlardı, melankolik karanlık, dibi bulmuş.

Yüzü bana dönük olan ayete binip gideceğim gecenin bir yarısı

Bırakırsan önlerine çıkan ilk mezarda kafayı vurup uyuyacaklar, güvenli duvarların arasında ‘kıyametin kopmasını’ bekleyecekler. Hiç inanmadıkları ve anlam vermedikleri kıyamet… Bırakırsan hiç büyümeyecekler ve sabun köpükleriyle oynayacaklar sonsuza dek. Bırakırsan başını yerden kaldırmayacaklar, rahatsız edilmek istemeyecekler hiç. Bırakırsan verdikleri sözleri akıllarına hiç getirmeyecekler.

Ben de bırakıyorum onları, rahatsız etmiyorum. Her ayet hak hukukunu, hudut haddini bilmeli. Yüzü bana dönük olan ayete binip gideceğim gecenin bir yarısı.

Biliyorum, bıraktığım yerde olacaksınız, yapayalnız ve korkulu. Hiç olmamış gibi geçip gideceksiniz buralardan. Aklıma eski Odeon’unuz geliyor. Sadece şekil, biçim ve yer değiştirmiş. Diğer her şey aynı, bir Odeon’dan başka bir Odeon’a, ne garip, Allah’ım. Ben şahitliğimi evla tutuyorum her şeyden evvel, üstün kılıyorum ibret aldıklarımı, yaşadığımı ciddiye alıyorum, mülkler satın almanıza inat göçüp gideceğim bir yerden başka bir yere. Emanet bir can taşıyorum yerimde; vakit erişince, Huda “tamam” deyince, Azrail kapıma dayanınca, ecel tetik indirince, sular kalkınca, son kuşlar göğüs kafesimden uçunca, kalbim zayıf atınca…

 

Faik Öcal Çanakkale izlenimlerini anlattı

Güncelleme Tarihi: 21 Mart 2012, 00:45
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20