banner17

Soldan sağa yedi harf!

Çiçek düzenlemesinden sanat olur mu? Nasıl bir matematik hesap var, bilseniz; o zaman anlarsınız sanat olur mu olmaz mı…

Soldan sağa yedi harf!

Japonlara has “ikebana” yani çiçek düzenleme sanatını daha Japonya’ya gitmeden biliyordum. Biliyordum derken duymuştum, ‘wikipedia’dan şöyle bir araştırmış, “amaan çiçek doğada güzel, bu ne biçim sanat, iki günlük göz zevki için çiçek öldürme sanatı” demiştim içimden. Tabii bunları kelime kelime olduğu gibi düşündüm dersem yalan olur, ama kafamda oluşan genel bakış buydu. Japonya’nın kültürüne hayran olmakla birlikle, kültürün her bir parçasını körü körüne benimsemek mecburiyetinde olmadığım gibi, reddederek kişisel özgürlüğümü kendime hatırlatmış oldum ve gururlandım.

İkebana
(+)

İçimdeki anarşisti ehlileştiren çiçekler

Ama Japonya’da yaşayınca, o kültürü oluşturan parçaları birbirinden ayrı tutmanın çok zor hatta imkânsız olduğunu görüyorsunuz. Uzaktan gereksiz görünen bir parça, içerden tamamen hayatî geliyor size. Japonya’nın sakin, durgun, sessiz, yavaş, ağır ve tabiatla iç içe geleneksel kültürü ile bağlarınızı güçlendirip, kalabalık, gürültülü, karışık, iç içe ve boğucu modern Japonya’dan kaçmaya çalıştıkça, geleneksel bir Japon odasının sadeliği içinde, bir köşede düzenlenmiş çiçek vazosu arıyor insanın gözü.

İkebana
(+)

Yere serilmiş “tatami” hasırının üzerinde, yazlık kimono olan “yukata”nızın içinde dizinizi kırmış, ayaklarınızı altınıza almış, ayak ağrınız her saniye çoğalmasına rağmen sırtınız dik alnınız ak otururken ve “çay merasimi”ni öğrenmek için “sensei”nin (üstad) gelmesini sessizlik ve saygı içerisinde beklerken, odanın köşesinde, duvara asılı “kakemono”nun (kaligrafi-resim tomarı) hemen altında yerdeki çini kâsenin içindeki üç uzun sarı çiçek ve üç uzun yaprak, cümlenin sonundaki nokta gibi, sahneyi tamamlıyor. Eğer o çiçekler orda olmazsa, “seiza” şeklinde oturup kendime işkence etmek anlamsız görünür bana, kadın kısmı için saygısız addedilen bağdaşımı kurarım rahatça. Kalın ve uzun kemeri belime on kere dolanmış, arkamda kocaman bir düğümle herhangi bir yere yaslanmamı engelleyen “yukata”nin içinde boğulurum, pijamalarımı giyerim, yerdeki hasırın üstüne yastık döşek serer uzanırım, çay merasimindeki tüm kurallara karşı anarşi ile dolarım.

Budur ışığın savaşçısının yolu

Ama o üç dal çiçeğin varlığı, durgun güzelliği ve kuralcılığı, beni odayla bir bütün yapar. O bütünlüğün bozulmaması için son nefesime kadar savaşma hissiye dolarım. Daha da dikleşir, nefeslerimi daha düzenli tutarım. Ayaklarımı dinlemem, ağrıların ve işkencelerin sessizlik içinde kaybolması uzun sürmez. İşte o an, ben, “yukata”, “tatami” ve “ikebana” bir oluruz. Ondan sonra geçen zaman bir saniye de olabilir, bin yıl da.

Ya cidden bazen şaşıyorum kendi yazdıklarıma. Bu ne edebiyat. Tövbe. İlham mı geldi ne.

İkebana
(+)

Düzenin ardındaki matematik

Üç ayrı boydaki çiçeklerin boyları bir öncekinin üçte ikisidir. Her birinin kâsedeki açıları da hesaplıdır. En uzun çiçek hafif bir eğimle arkaya doğru uzanır. Ortanca çiçek yer ile 60 derecelik bir açı yapacak şekilde, soldan dışarı doğru çıkar. En kısa çiçek öne doğru iyice eğilmiştir. Yerle en fazla 25 derecelik bir açı yapar. Çiçeklerin saplarındaki yaprakların çoğu koparılmıştır, sadece kompozisyona yararlı olacak bir kaç küçük yaprak kalmıştır, çiçeğin taç yapraklarına daha yakın kısımda. Üç uzun yaprağın açıları daha büyüktür ama aynı düzenle uzanırlar dışa doğru çiçeklerin arkasından. Çiçeklerin güzelliğini vurgulamak istercesine onların arkasındadırlar, aynı zamanda sahip çıkan, koruyan bir duvar gibi.

Çiçek sapları ve yaprak diplerinin saplandığı çivili metal tabaka, her ne kadar yararlı olsa da çirkindir. Kâsenin dibinde, sığ suyun içinde, kâsenin soluna doğru özenle yerleştirilmiş olduğunu bilseniz bile, göremezsiniz. Türlü yeşillik ve ufacık çiçeklerle gizlenmiştir çünkü.

İkebana
(+)

Günlük koşuşturmada bir anlık huzur

Bu tarif ettiğim en temel, en kolay “ikebana” tabii ki. 500 yıldan fazla bir geçmişi olan “ikebana”nın, yıllar boyunca değişik türde modelleri, stilleri ve üslupları türemiş, değişik ortamlara münhasır tarzlar oluşturulmuştur. Katıldığım 5 saatlik temel “ikebana” kursunda ben de bu kadar öğrendim. Gittiğim neredeyse bütün Japon evlerinde, balkonda ya da bahçede, ya da odanın bir köşesinde, ev sahibesinin elinden çıkma bir “ikebana” vardı, en sadesinden bile olsa. O “ikebana”ya bakmak, iltifat etmek, çiçeklerin adlarını sormak nezaket kuralıdır. Ev sahibesi memnun olur, sanatının takdir edildiğine. Ama neredeyse her hafta değişik galerilerde gösterime sunulan “ikebana” sergilerinde, o kadar uçuk, fevkalade modeller görüyorsunuz ki, sade “ikebana”lar artık zaten hayatınızın bir parçası haline geliyor, önemsememeye, görmemeye başlıyorsunuz.

İkebana
(+)

Tam da burada hataya düşmüş, “ikebana”nın felsefesinden ayrılmış durumdasınız. En sade çiçeğin bile güzelliğinin takdir edilmesi, hayatın kargaşası içinde bir an bile olsa çiçeğin durgun güzelliğinde sakinliği yakalayabilmek, acele ile halledilen günlük işlerin arasında yaşamayı unutmuşken, bir an için bile olsa hayatın tadına varabilmek. Kör gözleri açabilmek. Gerçek huzuru yakalayabilmek.

Neler oldu bana.

 

Salome alıştı Japonlara

Güncelleme Tarihi: 23 Eylül 2010, 16:20
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20