banner17

Sizce böyle bir yazar var mıdır? Kim olabilir?

Hüseyin Çelik arkadaşımız rüyasında bir yazar görmüş. O yazarın özelliklerini sayıyor bize. Acaba kim olabilir ki bu yazar?

Sizce böyle bir yazar var mıdır? Kim olabilir?

 

Hani Üstad demiş ya, “bir hayata çattık ki hayata kurmuş pusu” diye, bundan 60 yıl evvel. Hiç de yabancısı değiliz bu dizenin anlattığı gerçeğin. İçindeyiz bilakis.

Siyaset, politika, sanat, ötekine yaranma vesilesi; edebiyat, rüştünü ispat etme meselesi; ilim, entelektüelin sermayesi olursa ne olur? Hiç iyi olmaz değil mi? İçimdeki vesveseye inansam, “bugün böyle bir ortamda yaşıyoruz” diyeceğim ama bir eûzu besmele çekiyorum ve def ediyorum şu kötü sesi.

Hâl böyleyken, gözlerimi kapadım, uykuya daldım. Güzel bir rüya gördüm. Hayırdır inşallah.

Daha televizyon afetinin yaraları sarılmadan internet musibetine duçar oluyor insanlık ailesi

Rüya bu ya, insanlar baş döndürücü bir hayata müptela olmuşlar. Tatiller, eğlenceler, lüks daireler, inanılmaz arabalar… Sokaklar, caddeler bakılacak gibi değil. Televizyon denen bir alet yakıp kavuruyor yuvaları. Daha televizyon afetinin yaraları sarılmadan internet musibetine duçar oluyor insanlık ailesi. Eli kalem tutan, ağzı laf yapan her âdemoğlu İbrahim Aleyhisselam’ın ateşine su taşıyan karıncadan dem vurduğu halde saflar belli değil. Ehl-i kıblenin kalmamış farkı, diğerlerinden…

Hâl böyleyken bir avuç kalmış güzel yüzlü, güzel sözlü, güzel özlü insanlar.

Sıcak ama bulutlu bir günde, bir dostu alıp yanıma, bir yazarın kapısına dayanıyoruz. Bu yazar, üç beş kitabı olan, kitaplarının baskısı tükenen, sonra ikinci üçüncü baskılar yapan, dergiler çıkaran, konferanslara çağrılan, sempozyumlarda bildiri sunan, yurt dışındaki fuarlara davet edilen saygın bir edebiyatçı rüyaya göre.

Batı klasiklerinden değil, tefsirden bahseden bir edebiyatçı o

Kapıyı açıyor gülümseyerek. Terlik giyiyoruz. (Öyle televizyonda gördüğümüz gibi ayakkabıyla dalmıyoruz içeri, o nasıl bir yaşam tarzı öyle?) Haremlik selamlık neyi gerektiriyorsa öyle davranıyoruz evde. Kapı çalınıyor, çay tepsisini alıp geliyor ev sahibi yazar. Bize eliyle çay ikram ediyor. İtiraz ediyoruz, itiraz ediyor.

Odada neredeyse eşya yok. (Öyle evler gördüm ki yoksulluktan dolayı birkaç eski halı, iki somya ve birkaç mutfak eşyasından ibaret. Fakat o evlerin hepsinde televizyon illa ki mevcut oluyor.) Televizyon da yok evinde. İnternet kesinlikle yok. Cep telefonunu da sabit hat niyetine evde bırakıyor, gün içinde birkaç kez açıyormuş. Elinde cep telefonu yahut TV kumandası yerine tesbih taşıyor. Fakat kimseyi kınamak yahut eleştirmek derdinde değil. Daima dua ediyor, şu duayı düşürmüyor dilinden: “Ya mukallibel kulub! Sebbit kalbi âlâ dînike.”

“Bazen içimden öyle geçiyor ki Kur’an ve hadis mihverindeki kitaplar dışındakileri atmak istiyorum kütüphanemden.” diyor ve derin bir cümleye girişiyor: “Bugün edebiyat ve ilim ve sanat, ‘göstermek’ üzerine kurulmuş. Riya kelimesi de göstermek anlamına geliyor zaten. İşte buna entelektüellik deniyor. Edebiyatı, entelektüellikten kurtarmalıyız. Bizi fena halde kandırmışlar. ‘Edebiyatın derdi davası olmaz’ safsatasından kurtulmalıyız. Bunun için de bol bol Kur’an okumalı, Efendimizin hayatını düşünmeli ve çokça dua etmeliyiz.” Evet, Kafka’yı değil ilmihal okumayı tavsiye eden; Batı klasiklerinden değil, tefsirden bahseden bir edebiyatçı o. Allah’a şükür ki yalnız değil, onun gibileri az da olsa var.

Sempozyumda bildiri sunarken değil ama mescitte kamet getirirken mutlu görünüyor

“Bir şeyler yapmalı” diyor. “Haftada bir gün gittiğimiz sohbetler, gençleri internetteki müstehcen dünyadan alıkoyamaz, Hakk’ı hâkim kılamaz” diyor. “Allah lütfetti de yazdım bu kitapları” diyor. “Allah size saliha eşler nasip etsin” diyor. “Konferans salonlarında İslamcılık olmaz, camiye gidin” diyor. Rüyada olduğumu fark ediyorum hemen.

Tabi ya, yazar dediğin şöyle tepeden bakar adama. Ne bileyim ağzını açtı mı Poe’dan, Camus’den, Bukowski’den, hiç olmasa Nietzsche’den aşağı inmez. Sonra Batı karşısındaki mağlubiyetimizi tespit ve tenkit etmeden olur mu?  Nasıl bir uykuya dalmışsam böyle?

Sonra vakit geliyor, apartmanın giriş dairesi, mescit. İniyoruz. Sempozyumda bildiri sunarken değil ama mescitte kamet getirirken mutlu görünüyor.  Ayağında şalvarı, omuz omuza namaz kılıyoruz.

İkindi sonrası sohbete devam ediyoruz. “Önemli olan ahirete iman ile göçmektir. Okumak yazmak bahane” diyor. “Bir şeyhin eteğine, bir dervişin hırkasına, bir mücahidin omzuna, bir âlimin rahlesine değmeden olmaz” diyor. “İçinde Allah’ı kelamı geçmeyen meclis batıldır” diyor, açıyor Kur’an’ı, birkaç ayet okuyor. İki de hadis ekliyor daha da bereketli olsun diye. Müsaade istiyoruz, kalkıyoruz, “durun” diyor, Asr suresini okuyor, kapıya kadar eşlik ediyor ve mübarek hanesine veda ediyoruz.

İnsan bazen rüyalarda yaşamak istiyor.

 

Hüseyin Çelik, “kim bilir, belki de gerçektir” dedi

GYY notu: Arkadaşımız acaba kendi yapamadıklarını hayalindeki bir yazarın yapabileceğini düşündüğünü mü söylemiş oluyor bu metni ile, bilemiyoruz. Elbette yazarlar okurların hayallerine göre kendilerini biçimlendirmek, şekilllendirmek zorunda değildir, olmamalıdır! :)

Güncelleme Tarihi: 13 Eylül 2012, 13:56
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yeşim Sünnetçioğlu
Yeşim Sünnetçioğlu - 6 yıl Önce

Ömer Faruk Dönmez'in böyle bir hayatı vardır gibime geliyor,Bir Yobaz'ın Günlüğü'nden bu kanıya vararak..:)

aydın başar
aydın başar - 6 yıl Önce

Yazınızı çok samimi ve güzel buldum. Fakat batı karşısında yenilme meselesine katılamadım. Galibiyetin ve yenilginin kıstasını ortaya koymamız lazım. Galibiyetin kıstası ilim ve teknik midir? Neye göre yenildik? Biz batı karşısında hiçbir zaman yenilmedik.... Bunu duygusal bir tespit olarak değil realite olarak söylüyorum.

emrah
emrah - 6 yıl Önce

yazıdan çıkardığım kadarıyla bahsettiği yazar resimde soldan ikinci şahıs. en azından mezkur dua cümlesini bir kaç mecliste dile getirdiğine şahit oldum. ve yine teknoloji ile olan ilişkisi aynen anlatıldığı gibidir. bir de fena derecede kitap satın aldığını biliyorum. o yazara burdan bir not: hocam, kuran ve hadis mihveri dışındaki kitaplarınızı atmayı düşünürseniz bize haber verin lütfen. öğrencilik hali, memnuniyetle kabul ederiz :)

mustafa enis
mustafa enis - 6 yıl Önce

abdurrahman hoca ve bedri hoca bu metindeki hasletlere, vasıflara sahipler. Kelamullah ve Rasulullah(sünneti seniyye) vurgusu dahil.Yalnız ayağı şalvarlı olan Rene Guenon olabilir. zira sözüm ona müslümanların bile şalvarlıları -çarşaflıları da- tahkir ve tezyif ettiği bir dönemde cesaret edip jilet gibi frenk elbisesinden(ağı yukarıda biten)vazgeçmek kolay değil.

Talebe
Talebe - 6 yıl Önce

O, Faruk Dönmez... :)

Emine
Emine - 6 yıl Önce

Yazıda bahsi geçen birçok şey yazarlarda ortak, ayrım yapmak oldukça güç.Ancak Bedri Gencer,biriyle buluşacağı vakit merkezi bir camide vakit namazında buluşmak üzere sözleştiğini belirtiyor.Bu düşünceden hareketle yazarın Bedri Gencer olduğunu düşünüyorum.

Ahmet gazali
Ahmet gazali - 6 yıl Önce

Ömer abimdir :)

banner8

banner19

banner20