Siz hangi kabiledensiniz? Derdimiz tanışmak!

Oysa bir kabileye mensup olmanın pek çoklarımızın dudak büktüğü gibi öyle pek de arkaik bir tarafı yok. Çünkü biz ne dersek diyelim bal gibi de hepimizin bir kabilesi var, kendimize biçtiğimiz bir yer, kendimizi içinde gördüğümüz bir yerleşke var. Necdet Subaşı yazdı.

Siz hangi kabiledensiniz? Derdimiz tanışmak!

Bir kabilede yaşıyoruz. Hepimizin bir kabilesi var. Kelime hoşumuza gitmiyor, her kabile dediğimizde aklımıza sözüm ona ilkel bir sürü şey geliyor. Eskilere ait bir düzenek, geçmişe ait bir yapı diye ister istemez mesafeli davranıyoruz. Bir kabileye mensup olmak, bir kabilede nefes almak günümüz insanı için kabul edilmesi kolay bir şey değil.

Oysa insan için hiçbir yere mensup olmamak da bir o kadar sorunlu. Düşünsenize bir yere ait değilsiniz, bir adresiniz yok, nerede nasıl yaşarsınız, nerede nasıl soluk alırsınız belli değil. Bir yerde kalmak, bir yere çakılı olmak bugün pek de matah bir şey olarak görülmüyor. İnsanın bir adresi olmalı, amenna, ama bu adres sadece arandığında kişinin bulunması için mi olmalı, yoksa orada birlikte olduklarıyla taşıdığı rengi, aldığı tadı, soluduğu havayı bilmek için mi?

Oysa bir kabileye mensup olmanın pek çoklarımızın dudak büktüğü gibi öyle pek de arkaik bir tarafı yok. Çünkü biz ne dersek diyelim bal gibi de hepimizin bir kabilesi var, kendimize biçtiğimiz bir yer, kendimizi içinde gördüğümüz bir yerleşke var.

Bazıları buna “habitus” demiş, bazıları “zihniyet” bazıları da “paradigma”. Hangisinden yola çıkarsak çıkalım sonuçta sadece bedensel varlığımızla değil duygusal, entelektüel ve ruhsal eğilimlerimizle de kendimizi içinde saydığımız bir adres var. Düşünsenize kimlik denilen şeyin de aidiyet dediğimiz şeyin de bununla ilgisi var. Eskiden nerelisin diye sorduklarında muhatabımızın derdi bir yer bildirimiyle sınırlı bir ilgi değildi. Nereliydik önemliydi, çünkü geldiğimiz yerden bir şeyler taşıdığımızdan, oraya ait değerlerle bezendiğimizden herkes haberdardı. Ondandı bizi tanımak isteyen biri ya memleketimizi ya ailemizi ya mensubiyet duyduğumuz şeyi bir yolunu bulup kurcalamak istiyor ve bize bir kimlik biçiyordu.

Değişen bir şey yok

Değişen bir şey yok aslında. Bugün eskisinden farklı değil. Şimdi de tanışmak için birine selam verip, onunla hoş beş ettiğimizde bir yolunu bulup onun kabilesini öğrenmek istiyoruz. Öyledir; hangi kabiledendir, nerelerin suyunu içmiştir, hangi toprağın insanıdır.

Etrafımızda sayısız kabileler var. Günde elli kez yüz göz olduğumuz insanlarla aynı kabileden olduğumuzu iddia etmek hiç de doğru değil. Dünyalarımız farklı, ilgilerimiz, eğilimlerimiz, hiç de aynı noktalarda kesişmiyor. Kullandığımız kavramlar, dilimizde dolaşan sözcükler, reflekslerimizi harekete geçiren gözlemler birbirinden farklı. Bütün bunlara dünya görüşü dediğimiz ideolojileri, dinleri, inançları kattığımızda iş iyice çığırından çıkıyor. Cinsiyetimiz, milliyetimiz, idrak biçimimiz üzerimize çakılı birer aksesuar gibi biz nereye gitsek sırtımızda geliyor.

Biz bir kabileye mensubuz. Düşüncelerimizle, tavırlarımızla, eylemlerimizle kendimizi bağlı hissettiğimiz bir adres var. Kabileden, yaşadığımız dünyada artık kendisinden hiçbir iz hiçbir eser kalmamış bir şey gibi söz edilse de sonuçta bizi bir yerlere bağlayan istinat noktaları var. Ayakta dimdik durabilmemizin, arkamızı bir yerlere yaslayabilmemizin, sahip olduğumuz özgüvenin ve şimdi çok az kullanılan şu asabiyenin irtibatlı olduğu tek şey var, o da bizim kabilemiz.

Bazıları dışarıda kalanlardan

Hepimiz bir kabileye mensubuz. Kimilerinin meşruiyet sorunu yok gibidir, yasaldır, hukuki bir zeminde kendini tanımlamıştır. Bazıları marjinaldir, şehre sokulmazlar, eve sokulmazlar, hayatın kıyısında konuşlanmışlardır.

Bazıları da bizim gibi “dışarıda kalanlar”dır. Akıntıya kürek çekmez, uymazlar; hayatta kendine bir karşılık bulan şeylere karşı şehvetle yönelmez, sorgulamayı, yüzleşmeyi, hesaplaşmayı önemli bir adım olarak görürler.

Biz bir kabileyiz. Dünyaya bakışımız bellidir. Bize “dışarıda kalanlar” diyorlar. Desinler, ne gam! Zaman zaman kim içeride kim dışarıda diye sorduğumuz olur. Sahi içeridekiler nelerden mahrumdur, dışarıdakiler ne kazanmıştır, sürekli sorulması ve hatırlanması gereken sorular.

Bir kabileye mensubuz. Sizinle tanışmak için, sizinle muhabbet etmek için hem bizim hem de sizin bir kabile adresiniz olmalı. Fiziksel adreslerde bunalanların daha geniş ölçekte belki de siber uzayda yeni adresler içinde kendilerine bir kabile yarattıklarını biliyoruz.

O hâlde daha ne olsun? Bizim kabilemiz yabancı değil, biz epeydir buradayız, buralardayız. Siz hangi kabiledensiniz? Sorun yok, derdimiz tanışmak, derdimiz bilişmek.

Necdet Subaşı

Güncelleme Tarihi: 01 Şubat 2019, 09:30
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13