Siz Doğululardan öğrenecek çok şeyimiz var

Nüfus çoğunluğundan ve vatandaşlık haklarından dolayı Fransa’da Müslüman olarak Fas ve Cezayirlerin sözü geçiyor. Melih Turan Fransa izlenimlerini yazdı..

Siz Doğululardan öğrenecek çok şeyimiz var

Bir yıla yakın bir süreliğine Fransa’ya eğitim için gitmiştim. Eğitim gördüğüm şehir Dijon şehriydi. Pek duyulmayan bu şehir Paris’in güneydoğusunda kalıyor. Yaklaşık 150-200 bin nüfusa sahip olan Dijon, Fransa’nın tarihi tahrif olmamış kentlerinden biri. Zaten şehirde sizi kendine çeken, 18-19. yüzyılı yansıtan mimari yapısıdır. Şehrin merkezindeki tarihi doku adeta sizi eski devirlerde yaşatıyor. Fakat ne yazık ki modernizm dünyanın en tarihi mekanlarına dahi yapmacık bir hava katmış. En çok şaşırdığım şey ise ecdadımızın izine orada da rastlamış olmaktı. Bunu bir haberimde tafsîlen beyan etmiştim.

Genel olarak Fransa yeşil dokusu ve nehirleri ile zengin. Tabiatı hoş. Ne tam sıcak ne tam soğuk. Süt ürünleri hayli gelişmiş. Üç yüzün üzerinde peynir çeşidi var. Marketlerde helal ürünler de satılmakta.

Fakat benim ilgilendiğim alan daha çok insanların sosyal yaşamı oldu. Fransızları sadece gururlu ve kibirli olarak tanımışızdır Türkiye’den baktığımızda. Evet doğrudur. Fakat iyi olan hasletlerini de yabana atamayız. Mesela Fransız halkı yardımseverdir de. Herhangi bir sorununuz olduğu zaman rahatlıkla sorabilir ve yardım alabilirsiniz. Size yabancı diye kibirli davranmazlar. Ama bir takıntıları vardır ki Fransızca bilmiyorsanız siz de takılabilirsiniz. Yıllar süren bir husumetten dolayı Fransızlar İngilizce konuşmamakta dirençlidirler. Bilseler dahi size Fransızca cevap verirler. Halkın İngilizce seviyesi eğitim düzeyine göre değişmekte.

Faslı ve Cezayirli kardeşlerimiz orada Türkiyelilerden daha çok söz sahibi

Doğusundan, kuzeyine ve güneyine ettiğim seyahatler boyunca dikkatimi çeken bir diğer husus da insanların çokça kırsal alanda yaşamaları olmuştu. Sokaklar akşam saatlerinden sonra sessizdi ve dükkanlar çok erken kapanırdı. Eğer akşam saat altı-yediden önce ekmek almamışsanız o saatten sonra bulmanız zordu. Ekmek demişken, fırıncılıklarını ileri düzeyde buldum. ‘Baguette’ olarak bildiğimiz uzun ekmeklerin tadı bizim Türkiye ekmeğinden tad olarak fazla farklı değildi. Köy ekmeğine verdikleri değer de oldukça fazlaydı. Bizlerin ‘kurusavan’ olarak bildiği ‘Croissant’ adlı hilal şekilli kahvaltı ekmeği ya da Fransız poğaçası helal olarak yiyebileceğiniz Fransız kültürüne has bir ürün. Denemenizi şiddetle tavsiye ederim. Türkiye’de yapılan hazır kurusavanların tadı yanından geçmez.

Tabi ki bizim dönerimiz de orada yapılan dönerin fevkalade üstünde. Nasıl olmuşsa bizdeki ekmek arası döner oraya kebap adıyla geçmiş. Kebap Fransa’nın her yerinde bulabileceğiniz pizza gibi bir hazır yemek. Zaten Müslüman olarak dışarıda yiyebileceğimiz en emin yemek. Yalnız tadı, hindi-tavuk karışımı bir etten olduğu için, asli vatanındakini tutmuyor. İçinde ise farklı çeşitte soslar kullanıyorlar. Her halükarda helal olup olmadığını sormak lazım tabi.

İslami değerler açısından Fransa İslamiyet’i ikinci resmi dil olarak kabul etmiş durumda. Çünkü 65 milyonluk nüfusta 10 milyona yakın Müslüman var. Bunların beş milyonu Kuzey Afrika Arapları, bir milyona yakını Türkiyeliler ve geri kalanı da Afrika, Asya gibi kıtalardan insanlar. Nüfus çoğunluğundan ve vatandaşlık haklarından dolayı Fransa’da Müslüman olarak Fas ve Cezayirlerin sözü geçiyor. Yani İslam’ı daha çok onlardan tanıyorlar. Resmiyet açısından da Faslı ve Cezayirli kardeşlerimiz orada Türkiyelilerden daha çok söz sahibi. Kıyafetlerine ve kültürlerine azami dikkat gösteriyorlar. Camilerinin bazıları minareli, bazıları değil. Fakat bir kısım Kuzey Afrikalılar oradaki yaşantıya uyum sağladıkları ve İslam’a aykırı hareket ettikleri için yanlış bir izlenim bırakıyorlar. Fransızlar ise Müslümanlığı onlara mal ederek büyük bir hazineden mahrum kalabiliyorlar. Bunun yanında onların hidayetlerine vesile olduğu Fransız kardeşlerimiz de fazlasıyla mevcut tabii.

Hristiyanlığa aşırı bir bağlılıkları yok Fransızların

Paris’in dünyaca ünlü müzesi olarak bilinen Louvre Müzesi'nde ise İslami sanatlara büyük bir bölüm ayrılmış. İslam sanat tarihi açısından önem arz ettiğini düşünüyorum. Bütün Müslüman coğrafyalardan tarihi sanat eserleri mevcut hemen hemen. İznik çinileri de sergilenmekte. Bu konuda araştırma yapan kişilerin ziyaret edip incelemesinde fayda olacaktır. Müzecilik anlayışları da hakikaten ileri düzeyde. İslam diye ayırt etmemişler, ciddi bir uğraş ile teknolojik bir şekilde İslam sanatlarını tanıtmışlar doğrusu.

Kendi dinleri olan Hristiyanlığa aşırı bir bağlılıkları yok. Pazar günleri falan pek de tercih edilen bir ibadet zamanı değil. Ancak cenazeler ve düğünler kilisede ilgi görüyor. Çokça kilise mevcut. Boş, atıl kalmış çoğu. Birer tarihi yapı olarak terkedilmiş durumdalar. Çoğunu ziyaret edebiliyorsunuz ama. Kilise mantığı genellikle aynı. Oturaklar, sahne, heykeller, resimler, dilek mumları, büyük kiliselerde açık papaz odası gibi. Ama ürkütücü olduğunu söylemeliyim. Hem dışarıdan hem içeriden. Dış mimarisinde yaratıklar, cadılar, hayvanlar ile süslenmiş olduğunu görseniz bir ibadethanenin, orada ne kadar ibadet edesiniz gelir ki? Belki de kilisenin soğuk tavrı halkı kendine çekmiyor. Maneviyat boşluğunu gidermek için daha çok Budizm'e başvuruyorlar. Edindikleri yanlış izlenimler ve önyargıları onları İslam'dan uzak tutuyor. Hidayet Allah’tan.

Vatana gidip 1-2 ay rahatlamak için 10-11 ay boyunca çalışıyorlar

Artık ülkemizden çalışmak için giden fazla insan yok oraya. Zaten değmiyor da. Orada aldıkları maaş artık ancak onlara yetiyor. Eskisi gibi Türkiye’ye yatırım yapabilen daha az. İşsizlik de çok fazla. Fakat işsizlik maaşıyla geçindikleri için fazla problem etmiyorlar. Bizim insanımız genellikle inşaat sektöründe. Fabrikalarda çalışan sayısı da hayli mevcut. Okuyan nesil daha tam yetişmemiş. Yeni yeni halkımızdan üniversite mezunları artmakta. Almanya’daki hemşerilerimiz gibi değiller maalesef. Belki on-yirmi yıl geriden takip ediyorlar. Tabi bunun bir sebebi de Fransa’nın yabancıları fazlaca yüksek makamlarda görmek istememeleri.

Orada yaşayan halkımız hep vatan hasreti çekiyorlar. Farklı umutlarla vatanlarından ayrılmışlar ama burunlarında tütüyor memleketleri. Vatana gidip 1-2 ay rahatlamak için 10-11 ay boyunca çalışıyorlar diyebilirim.

Yaşananları anlatsam belki sayfalar sürer. Şimdilik bu izlenimlerim ile yetiniyorum. Son olarak diyeceğim şu: Gitmeden önceki Fransa hakkındaki beklentilerim karşılanmadı maalesef. Daha modern ve daha dünyaya ayak uydurmuş bir ülke beklemiştim. Lakin bizim kendi öz değerlerimiz olarak benimsediğimiz ahlak, temizlik, saygı, merhamet gibi kavramların gelişmemiş olması vatanımın kıymetini daha bir anlamama sebep oldu çok şükür.

Hüner insanın ürünlerinde değilmiş. Asıl hüner insanlığa yapılan yatırımda imiş. Bu çıkarımı onları kötülemek için yapmadım. Zira bir Fransız öğretim görevlisinin kendi ifadeleriydi bunlar. Mevlana hazretlerini ziyarete geldiğinde Türkiye’yi müşahede etmiş. Bizzat bana dediği şey mealen şöyleydi: “Bizim Batı olarak Doğudan ve siz Doğululardan öğrenecek çok şeyimiz var. Çünkü biz tahrip ediyoruz. Sizlerde olan merhamet duygularımız maalesef eksik.”

 

Melih Turan yazdı

Yayın Tarihi: 01 Ekim 2014 Çarşamba 14:07 Güncelleme Tarihi: 03 Ekim 2014, 11:21
banner25
YORUM EKLE

banner26