Şimşek gökyüzünde çakar, içimizde titrer

Düşünsel yolculuk duraksızdır. Katı haldeki araçsal aklın çözülüp bir nehrin öyküsü gibi vadiden vadiye yola düşmesi, aynı zamanda, insanın kendine yaptığı yolculuğu da içine alır. Ahmet Mercan yazdı.

Şimşek gökyüzünde çakar, içimizde titrer

Şimşek gökyüzünde çakar, içimizde titrer.

Kendi semamızla üzerimizdeki yedi kat gökyüzünün ikiz kardeş olduğunun işaretidir bu ortak titreyiş.

Gecenin en karanlık deminde aniden çakan şimşek, zamanın çok küçük biriminde aydınlatır mekânı ve hızla çekilir.

İnsan korku ile irkilir. Hiç bir insan bu hale bigane kalamaz. Rahmet kapısının yeni bir imkan sunuşu, gafletten uyanış için, ışıkla atılan bir imza olarak tezahür eden şimşek sonrası, işitsel uyarı gelir.

Gök gürültüsü, “işittik itaat ettik” diyemeyenlere, hususi bir ikaz, son fırsat gibidir.

Göklerden gelen işaret, insan kelamına benzemez.

Görsel ve işitsel sarsıntı, aklın direğini salladığında, insan ola ki “aklede”.

Akletme her bünyede farklı tezahür eder.

İnsan zaaf noktasından kalkar ve dirilir.

Düşünsel yolculuk duraksızdır. Katı haldeki araçsal aklın çözülüp bir nehrin öyküsü gibi vadiden vadiye yola düşmesi, aynı zamanda, insanın kendine yaptığı yolculuğu da içine alır.

Aklın adımları semada, ayak sesleri içimizde…

Şimşek, gök gürültüsü ve yağmur…

Ya yağmur olmasa…

Yağmur rahmet… Yağmur canlıların can damarı ihtiyaç.

Şimşek, gök gürültüsü ve yağmur; bir başka dünyanın sinyali, kapı gürültüsü ve ikramı mı?

Şimşeğin anlık çakışı, dünya hayatının sonsuza nispeti mi?

Gök gürültüsü, dünyayı ötelere iliştiren ses köprüsü mü? Ve yağmur, tane tane; kelime kelime dökülen en yeni haber mi; ötelerin, gök ve arz dilinde insana son sunumu mu?

 

Ahmet Mercan yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Eylül 2015, 13:11
YORUM EKLE

banner19