Şimdi güneşin altında yerimizi alma zamanı

Bosna’da hayatını kaybeden binlerce insan için bizlerin de yapabileceği birçok şey var. En başta onlar için ve bu acıların tekrarlanmaması için dua etmek..

Şimdi güneşin altında yerimizi alma zamanı

 


“İslâm’ın olduğu yerde kayıtsızlık yoktur” diyor rahmetli Aliya İzzetbegoviç. İslâm’ın olduğu, olması gerektiği yer pek tabii ki evvelâ kalbimizdir. Kalbimizde İslâm’ın tohumları varsa şayet, onu yeşertmek yine Allah’ın izniyle o kalbin emanetçisi olan bizlerin elindedir. İslâm’ın nuruyla nurlansın istediğimiz kalbimiz eğer ki alenî bir acıya, bir zulme kayıtsız kalıyorsa, evvelâ eliyle, gücü yetmiyorsa diliyle, hiç olmadı kalbiyle düzeltmeye muktedir olamıyorsa, o zaman o kalbi bir yoklamak gerekir. Zira zulme ve acıya göz yummaya başladıysa bir kalp, kararmaya yüz tutmuştur ve bu kalp ne acı ki zamanla ‘bir et parçası’ndan öteye gidemeyecektir.

Gücümüz belki yaşanmış acıları, zulümleri hiç yaşanmamış kılmaya yetmiyor, evet. Ama bu demek değil ki bu acıları, zulümleri unutmamak elimizde değil. İstersek bu, elimizde. Hem öyle ki biz bu acıları unutmadığımızı gösterdikçe yeni zulümlere de açık kapı bırakmayacağız demektir. Geçmişteki acıların kabuğu henüz kapanmamışken, yara henüz ter-ü tazeyken ve durmadan kanıyorken, unutmayarak, belki kapanan kısımları da kanatıyoruz. Ama bu, inanın bizim hâlâ insan kalabildiğimizin göstergesi. Yine de bu demek değil ki geçmişteki acıya hapsolup kalmak gerek. Elbet ki kastımız böylesi değil. Sadece bir zulüm, bir acı, nice gözyaşının döküldüğü onca olay yaşanmışsa şayet, bunlardan ders almak ve bunların tekrar yaşanmaması adına, bu yürek yakan olayları hatırlamak elbet ki unutmaktan evlâdır. Ve bu bile o yaranın tekrar kanamasına değer.

Bu “soykırım” öyle göz önündeydi ki…

Yaraları hâlâ kabuk tutmamış insanlar var ve bu insanlardan katil olmakla kurban olmak arasında seçim yapmaları istendi. Ve onlar katil olmayı değil, kurban olmayı seçtiler. Ve tüm dünyanın, Avrupa’nın gözleri önünde katledildiler. “İnsan olmak için biyolojik hayatın ötesinde bir şeylere sahip olmak gerekir. Sorun, nasıl yaşadığın değil, niçin yaşadığındır.” diyen rahmetli Aliya ve sadece Müslüman oldukları için acımasızca katledilen ve insanlık dışı birçok muameleye tutulan binlerce insanın kutlu bir amacı vardı. Onlar farkındaydılar ki bir insan sadece maddeden ibaret değil. Kalp sadece bir organ, bir et parçası hiç değil. Onlar farkındaydılar ki o kalptir insanı insan kılan, o kalpte olması gereken vicdandır. Ama ne yazık ki muhataplarında vicdanın zerresi yoktu, yoktu ki gözleri dönmüşçesine bir gecede binlerce insanı katledebildiler.

Ayak seslerini belki pek az kimsenin duyduğu ama hiç kimsenin bu kadar ileriye gidilebileceğini düşünmediği (Avrupa’nın gözleri önünde hem de) 1992 yılında başlayan acı bir süreçti Bosna’daki… Çetin bir imtihan. Hâlâ süregelen. Ve tam da “güvenli bölge” ilan edilmişken bir gecede kadın, çocuk, yaşlı diye ayırmadan binlerce insan katledildi, 11 Temmuz 1995’te Srebrenitsa’da.  Hani bu katlediliş, bu “soykırım” öyle göz önündeydi ki yine de kalpleri kararmış olanlar göremediler, görmek istemediler ve sustular. Susarak zalimin zulmüne ortak oldular. Konuşmaya başladıklarında ise artık çok geçti.

“Srebrenitsa’da yaşananları ve öncesini unutmadık, unutursak tekrarlanır” demek adına, geçen yıl soykırımın yıldönümünde, yani 11 Temmuz 2012’de çok sayıda Boşnak vatandaşımızın yaşadığı Buca’da, Buca Belediyesi tarafından yaptırılan anıtın açılışı yapıldı: “Srebrenitsa Anıtı”…  Katliamda yaşamını yitirenlerin tabutlarını temsilen anıt, yeşil ve siyah granit plakaların üzerinde yükselmekte olup yine katliam gününe ithafen 11 metre olacak şekilde inşa edildi. Anıtın ön bölümünde rahmetli Aliya’nın yakın arkadaşı, Bosna’nın millî şairi Cemaleddin Latiç’in yazmış olduğu “Bosna Ağıtı” yer alırken, anıtın yan bölümlerinde ise 11 yaşında tuttuğu günlüklerle yaşadıkları acıyı en etkili biçimde bizlere hissettiren Zlata Filipoviç’in iki şiirine yer veriliyor. Anıtın üstünde ise katliamda kızını kaybeden bir annenin ağıtını tasvir eden bir heykel bulunuyor.

Buca’da, Adatepe Mahallesi, Özbekistan Caddesi’nde bulunan ve kaldığım yer itibariyle bana çok yakın olup orada olduğunu bilmekle bile bir nefeslik ferahlamama vesile olan bu anıtı, mümkün oldukça herkesin gidip görmesini tavsiye ediyorum. İnanın hatırlamak ve hatırlatmak bizim ellerimizde. Bunun bir vefa borcu olduğunu bilmek ve ona göre hareket etmek de öyle.

Hayatını kaybeden binlerce insan için bizlerin de yapabileceği birçok şey var

Geçen yıl “unutmak ve unutturmamak” adına pek çok etkinlik yapıldı ülkemizin birçok yerinde. Bunlardan bir tanesi de Ankara’da ve İstanbul’da bulunan ve Genç Boşnaklar Derneği’nin başlatmış olduğu “31 Mayıs’ta Her Kolda Beyaz Bir Kurdele” adlı bir anma projesiydi. Bunun hikayesi ise şöyle: Yine bu soykırım sürecinde binlerce insanın katledildiği tek şehir maalesef ki Srebrenitsa değildi. Bu acıların yaşandığı Priyedor şehri de bunlardan biriydi. Ve Boşnak nüfusun çoğunlukta olduğu bu küçük şehirde, 31 Mayıs 1992 günü, Sırp yetkilileri tarafından bir emir verilir. Emre göre Sırp olmayanlar evlerinin pencerelerine beyaz bayrak veya çarşaf asacak, dışarı çıktıklarında ise kollarına beyaz bir bant takacaktır. Böylece Sırp olanlar olmayanlardan kolayca ayrılacak ve acımasız zulüm daha kolay seyredecektir.

Ve nitekim öyle de oldu. Bu yolla binlerce kişi esir kamplarına (Omarska, Keraterm, Trnopolje, Manjaça) kolayca götürüldü. Binlerce insan katledildi, işkenceye uğradı ve kadınlara tecavüz edildi. Orada o günlerde 5000’i aşkın sivil öldürüldü ve binlercesi hâlâ kayıp. Esir kamplarından birinde (Omarska) yakınlarını kaybeden Emir Hodzic, 23 Mayıs 2012’de, esir kampının bulunduğu mevkide öldürülen tüm insanları anmak istemişti. Ancak kendisine izin verilmedi. O ise vazgeçmedi ve kolunda beyaz bir kurdele ile Priyedor Meydanı’nda sakince durdu.

Hayatını kaybeden binlerce insan için bizlerin de yapabileceği birçok şey var. En başta onlar için ve bu acıların tekrarlanmaması için dua etmek. Bir de her 31 Mayıs'ta kolumuzda beyaz bir kurdele ile dolaşmak. Soranlara ise sebebini uzun uzun anlatmak. “Unutursak, soykırım tekrarlanır” diye.

Unutmuyoruz, unutturmuyoruz. Allah’ın izniyle.

Bilge Kral’ın da dediği gibi… “Şimdi güneşin altında yerimizi alma zamanı”…



Hazal Sezgin yazdı

Güncelleme Tarihi: 07 Temmuz 2013, 12:20
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13