Şifa niyetine dile gelen kelimeler

"Var olma arzusu herkeste farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Bunun en güzel örneği, ortaya koyulan bir eserle ölümsüzlüğü aramaktır. Birçok gerçek sanatçı bunu başarmış, kendileri göçüp gitse de arkalarında eserlerini bırakmışlardır." Zeynep Odabaş yazdı.

Şifa niyetine dile gelen kelimeler

Her daim bir arayış içinde olan insan, bazen ne aradığını bilmese de özlemini çektiği şey aslında gerçek vatanı olan cennettir. Cennet, sonsuzluk demektir. Sonsuzluğu bu dünyada aramak beyhudedir. Buna rağmen dünyada kalıcıymış gibi hissederek ona dört elle sarılırız. Yaşarken ölümü yok saymaya çalışırız hatta öldükten sonra dahi yaşamayı isteriz. Tarihte eşyalarıyla gömülmek isteyen adamlar ve mumyalanmayı vasiyet eden krallar hep bu arzunun göstergesidir.

Var olma arzusu herkeste farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Bunun en güzel örneği, ortaya koyulan bir eserle ölümsüzlüğü aramaktır. Birçok gerçek sanatçı bunu başarmış, kendileri göçüp gitse de arkalarında eserlerini bırakmışlardır. Mimar Sinan’ın yaptığı camiler, Picasso’nun çizdiği resimler, Tolstoy’un yazdığı hikâyeler, Mevlanâ’nın yazdığı şiirler kendileri bu dünyadan göçse de bizimle yaşamaya ve onlar hakkında ipucu vermeye devam etmiştir. Kimi taşlarla kimi fırça izleriyle kimi de kelimelerle öldükten sonra da anılmış ve eserleriyle zamansızlığın kapısını çalmışlardır.

Bu dünyadan göçüp gittikten sonra ardında uzun süre yaşayacak hatta belki de ölümsüz olacak bir eser ortaya koymak her sanatçıya nasip olmamıştır. Bu, ancak samimi bir yürekle ve emek dolu bir çalışmayla mümkün olabilir. İsmini andığımız ve anmadığımız tüm sanatçılar en güzel ve en kalıcı eserlerini yaptıkları ilk çalışmalarla değil, işlerinde ustalaştıktan sonra verebilmişlerdir. Bu yola baş koyup uzun süreler emek sarf etmişlerdir. Bir ilke imza atan ve kendi sanat alanlarında farklı işler ortaya koyan isimler vardır. Bu sanatçıların ortak özellikleri evvela cesur olmaları ardından da kolay pes etmeyişleridir.

Bugün tüm dünyanın tanıdığı Van Gogh, hayatı boyunca yalnızca bir tablo satabilmişti, o da çok ucuza ve bir arkadaşınaydı. Yaşadığı süreçte başarıları fark edilmemiş olsa da o, ressamlıkta ısrarcı olmuş ve günümüzde bilinen sekiz yüz tablosunu bitirebilmek için aç kalmayı dahi göze almıştı. Bugün ise bu tablolar milyonlarca insan tarafından incelenmekte ve beğeniyle satın alınmaktadır.

Beyaz Diş ve Vahşetin Çağrısı gibi ses getiren kitaplar yayınlayacak olan Jack London’ın ilk hikâyesi, yayınevleri tarafından defalarca reddedilmişti.

Gelişim yıllarında genç Beethoven, viyolin çalmayı beceremiyordu ve kendi besteleri üzerinde çalışmaktan pratik yapamıyordu. Beste yapmaya olan tutkusuna rağmen öğretmenleri durumunun ümitsiz olduğunu ve ne viyolin çalmakta ne de bestekârlıkta başarılı olamayacağını düşünüyorlardı. Beethoven, çabalamaya devam ederek tüm zamanların en sevilen senfonilerini üretti ve bunların beşini tamamıyla sağır olduğu dönemde besteledi. Konuya dair verilebilecek örnekler çoğaltılabilir.

Kelimelerin izinde

Edebiyata, yazar ve şairlerin kelimelerle sonsuzluk arayışına mercek tutacak olursak konu üzerinde kafa yormaya Âdem Peygamberden başlayabiliriz. Nitekim kelimeleri öğrenen ilk kişiydi ve öğrendikten sonra konuştuğu ilk varlık da Rabbi idi. Ellerini açıp kelimeler sayesinde O’ndan af dileyebilmişti. Kelimelerin hayatımızdaki bu vazgeçilmez yeri, ilk insanın yaratılışının kelimelerle anlamlandığı o güne dayanmaktadır. “Ve Allah insana bütün varlıkların ismini öğretti.”1 ayeti de yine kelimelerin Allah’tan bize bir lütuf olduğunu göstermektedir. Üstelik Yaratan, bize eşyaların ismini öğretmekle yetinmeyip hislerimizi, düşüncelerimizi ifade edebileceğimiz nice başka kelimler de ilham etti. Bununla da kalmadı, kendi sanatkârlığından bir küçük cüzü de bize bağışlayıp sözü güzel söyleme yeteneği verdi. Kelimeler sayesinde yazarak yüreklere dokunabilmeyi nasip etti. Kalpten kalbe uçsuz bir yol, zamansız bir yolculuk verdi. Geçmişten geleceğe ışık olabilmeyi, tecrübeleri paylaşabilmeyi, hayalleri anlatabilmeyi bizlere lütfetti. Bazı kelimeleri yan yana getirince öyle bir ahenk doğdu ki buna “şiir” dendi. Bazı olaylar öyle güzel anlatıldı ki buna “hikâye” dendi. Bazı hayatlar öyle canlı yansıtıldı ki buna da “roman” dendi. Düşünceler derli toplu ince bir üslupla dile getirildi “deneme” doğdu. Her biri okuyanların kalbine başka bir iz bıraktı. Bazen hüzünlendirdi bazen gülümsetti bazen de yalnızca düşündürdü.

Yazarlar, yazarak var olmayı seçtiler. Yazdıklarıyla anılmak ve geride iz bırakmayı dilediler. Ancak bunu takdir edecek olan zaman ve okuyucudur. Nice kitap kendi döneminde popülerliği yakalasa da gelecekte unutulmuştur. Nice yazar, zamanında dergi ve gazetelerde görünse de bir zaman sonra adı anılmaz olmuştur. Ölümsüz bir eser verebilmek her yazara nasip olmamıştır. Belki de dertleri kalıcı olmaktı fakat kaybolup gittiler… Yahut dertleri kendi sonsuzluklarını bulmaktı, gittiler ve isimleri unutulmaz oldu.

Elbette kalıcı olmayı istemek başka, sadece isminden söz ettirmeyi hedef hâline getirip herkes tarafından bilinmeyi arzulayarak yola çıkmak başkadır. İlki mazur görülebilir bir istekse de ikincisi yazmanın büyüsünü bozacağından beklenilenin aksine bir sonuç doğuracaktır.

Ancak bize emanet edilen kelimeleri, kalbimizden süzülen kavrayışlarla yan yana getirdi-  ğimizde sonsuzluğa bir kapı aralamış oluruz. Çünkü yalnızca hakikat sonsuza kadar var olur. Yazarken bir doğruyu dile getirdiğimiz, erdemli bir davranışı gösterebildiğimiz, hislere tercüman olabildiğimiz, birbirimize teselli verebildiğimiz ölçüde o kapı aralık kalacaktır. Yoksa kuru bir gösteriş yahut yayvan bir taklitle yazdıklarımız yok olmaya mahkûmdur. Her konuda olduğu gibi yazarken de kişinin hüviyetini belirleyecek olan en önemli şey, niyettir. Niyeti sağlam olanın yolları açılacak, anlam derinliği çoğalacak, içinden taşan hazineler kelimelerle vücut bulacaktır. Okuyana tesir edip kalbine dokunacaktır.

Evet, hakikatli yazılar kâğıtlarda kalmaz. Onların asıl yeri kalplerdir. Kalpten kalbe de hâl diliyle aktarılırlar. Yoksa elbette her şey bir gün yok olacaktır. Ama ruhlarımız var olacak ve beslendikleri her güzel cümle de onlarla beraber sonsuzluğa kavuşacaktır.

Okumak ve yazmak şifadır.

Okumak ve yazmak ruhun gıdasıdır.

Okumak ve yazmak günlük hayatın sıradanlığından sıyrılmaktır.

Okumak ve yazmak sonsuzluğu aramaktır.

Zeynep Odabaş

Dipnot:

1 Bakara Suresi, 31

Yayın Tarihi: 19 Kasım 2021 Cuma 12:00
banner25
YORUM EKLE

banner26