Sezai Karakoç'un elini öptüm!

İbrahim Taha 10 yaşında. Babası ile Çarşamba günü Üstad Sezai Karakoç'u ziyarete gitmiş; Üstadla konuştuklarını günlüğüne yazmış.

Sezai Karakoç'un elini öptüm!

 

Babamla bugün il milli eğitim müdürlüğüne gittik. Çıktıktan sonra Cağaloğlu’nda eski bir binaya girdik. Kapının üzerinde Diriliş Gazetesi ve Yayınları yazıyordu. Zili çaldık, genç biri kapıyı açtı, “kitap alacağız” dedik, içeri girdik. Babam Sezai Karakoç’un kitaplarından alacaklarını seçti, aldı.

Sonra Sezai Bey’in odasına girdik. Babam selam verdi, tokalaştılar. Ben de gidip elini öptüm. Bir sandalyeye oturdum. Pencere kenarında idi sandalye. Babam da karşımda oturdu. Herkes sessiz idi. Sezai Karakoç bana ismimi sordu. “Taha” dedim. Babam ismimim Taha’nın Kitabı isimli şiir kitabından geldiğini söyleyerek kendisini merak ettiğimi söyledi. Üstad Sezai Karakoç kaçıncı sınıfa gittiğimi sordu. Eylülde 4. sınıfa gideceğimi söyledim.

Babam “Taha on yaşına yeni girdi, artık düzenli namaz kılmaya başladı” dedi. Ben de “okulda da namaz kılıyorum” dedim. Babam haftada bir teneffüste arkadaşlarım ile hadis okuduğumu söyledi. Öğretmenin hadis okumamızı yasakladığını söylediğinde de Sezai Karakoç’a bunun sebebini açıkladım.

Sebebi şöyle açıkladım: Arkadaşım Abdullah’ın sınıf kitaplığından kitap alma sırası gelmişti. Arkadaşım Sude onu çağırmıştı, o da yetişmek için okuyacağımız hadis açıklamasının ona düşen bölümünün yarısını anlaşılmaz ve hızlı bir şekilde okudu. Hadis okumamız bitince ben Abdullah’a “Sen böyle yaparsan bizim hadis derslerimize katılma, Allah’tan özür dilemelisin” dedim. Abdullah da bana ve arkadaşım Ahmet’e pişmanlıkla Allah’ın böyle büyük bir günahı affetmeyeceğini söyledi ve ağlamaya başladı. Öğretmen geldiğinde bile ağlıyordu. Öğretmene olayı anlattık, o da “çocuklar evde hadis okuyun, dini etkinliklerinizi evde yapabilirsiniz” dedi. Hadis okumayı yasakladı. Ama biz bir gün okul bahçesine çıkıp üç dört kişi ile beraber yine hadisimizi okuduk. Ve de öğretmen görmedi.

Bunları Üstad Sezai Karakoç’a anlattım. O da “günah olmaz, o bir eksikliktir ancak” dedi. “Eksiklik insanda olur” dedi.

Bugün çok büyük, önemli bir insanla görüşmüş, sohbet etmiş oldum

“Büyüyünce ne olmak istiyorsun” diye sordu. Ben de çok meslek edinmek istediğimi söyledim. “En çok istediğin hangisi” diye sordu. Biraz düşünüp “öğretmenlik” diye cevap verdim. “Diğerlerini de söyle” dedi. “İmamlık, şarkıcılık, ressamlık ve yöneticilik” dedim.

“Neden yöneticilik” diye babam sordu. Ben de “Türkiye’yi yeniden Osmanlı yapmak istiyorum” dedim. Sezai Bey “inşallah olur” dedi.

Bu arada birkaç genç ve adam geldi. Adamlar biraz konuştular. Sonra akıllarına bir şey gelmedi ve sustular. Babam sessizliği bozdu. Ben o sırada etrafı inceliyordum. O yüzden ne dediğini duyamadım. Bir damga vardı, onu önümdeki gazeteye bastım ama mürekkebi bitmişti. Bir kutuda mürekkep vardı, babam onun ıstampa olduğunu söyledi, ona batırdım ve bastım. İzi çıktı. Diriliş Yayınları yazıyordu. Adresi de yazıyordu.

Sezai Karakoç babamın soruları üzerine ortaokul ve lise yıllarını anlatıyordu. Bir hizmetçi kadın varmış lisede iken pansiyonda Antep’te. Onları namaz kılarken görmüş. Müdüre şikâyet eder diye tedirgin olmuşlar, ama söylememiş. Biraz konuştular, babam çok şey anlattırdı Sezai Bey’e. Çıktık. Çıkarken tokalaştım. Bana dua etti. “Başarılı ol, öğretmen ol, istediğin mesleklerin sahibi ol inşallah” dedi. Duasını aldım çıktım.

Bugün çok büyük, önemli bir insanla görüşmüş, sohbet etmiş oldum. Babam çıktıktan sonra bana onun dünyanın en iyi ve en büyük şairi ve yazarı olduğunu söyledi. Böyle birisini ziyaret ettiğimiz için çok mutlu oldum.

Allah ona uzun, sağlıklı, hayırlı bir ömür versin. Yitik Cennet, Taha’nın Kitabı kitaplarının ismini biliyorum. Diriliş diye bir dergisini babam göstermişti. Gazetesi de var, partisi de var. Her şey Diriliş’le başlıyor. Diriliş çok güzel bir şey mi? Bence güzel, çünkü insanlar yeniden hayatlarına kavuşuyor. Büyüyünce kitaplarını okuyacağım inşallah.

Sonra tramvaya bindik, Süleymaniye’de indik. Ensar Vakfı’nın Değerler Eğitim Merkezi’ne gittik. Orda bir çay içtik ağabeylerle. Kandil simiti yemiştim. Orada oynarken bir camdan kapıya çarptım. Görmediğim için çarpmıştım. Bilgisayar oynadım biraz, sonra namaz kıldık, sonra da kurufasülyecide fasülye et pilav yedik. Fasülye çok acıydı. Sonra yemeği bitirip babam ve arkadaşları ile sohbet ettik. Sonra Kuzey Haber Ajansı’na gittik.

Orada Kerem Abadi vardı.

Babam ondan Cafcaf aldı.

 

İbrahim Taha Gültekin yazdı

Güncelleme Tarihi: 29 Temmuz 2013, 13:32
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
halil
halil - 6 yıl Önce

Hay! Maşallah! Ne mutlu sana, ebeveynine ve o güzel adama...

esma
esma - 6 yıl Önce

Seni güzel duyguların, bunları yazarak dile getirmedeki başarın için ayrıca bu güzel ziyaretlerinde babana eşlik etmenden dolayı çok tebrik ederim İbrahim Taha. İnşallah bu topluma çok hizmetlerin geçer, dilerim muttakilere önder olursun. Sevgiler...

ŞEVKET
ŞEVKET - 6 yıl Önce

RABBİM, YARDIMCIN OLSUN, ÜMMETİ MUHAMMEDİN BÜYÜKLERİNDEN OL İNŞALLAH...

zeynep
zeynep - 6 yıl Önce

ben de 8 yaşında bir çocuğum. yazını çok beğendim. günlüğün de yazdıklarını bizimle paylaşman çok güzel.

zeynep
zeynep - 6 yıl Önce

Ey güzel çocuk bulunduğun çevrenin kıymetini ömrün boyunca bilirsin inşallah..tabi başta babanın ve annenin..Kıskandım çokk kıskandım..

Veyis DOGAN
Veyis DOGAN - 6 yıl Önce

2-3 Sene evvel 3 arkadas Asım hoca'ya gıdp bır rahatsız edelım deyıp telefon actık ve oda ıstemeye ıstemeye tamam dedi. Gıttıgımızde Asım hoca'nın ve Kucuk Taha'nın odasına gırıp kıtap ıncelemesı yaptık. sonra taha elındekı yazı yazmıs oldugu bır kartonu odaının kapısına astı. Yazı su: Personel harıcı gırılmesı kesınlıkle tehlıkelı ve yasaktır! :) O zaman demıstım bu cocuk buyuk adam olacak dıye :)

çocuk
çocuk - 6 yıl Önce

bende 19 yaşında bir çocuğum ve 8 yaşındaki zeynep ile 10 yaşındaki ibrahim taha'yı kocamaaaan öpüyorum :)

smuslu
smuslu - 6 yıl Önce

Allah, ömrüne bereket versin, yolunu açık etsin.Etrafındaki arkadaşlarına, yol göstererek cümle dostunun gönlünü kazanan Asım abi, dibinede ışık vermiş hamdolsun...


banner19

banner13