Sezai Karakoç ekran hocalarını uyardı

Mustafa Özçelik, üstad Sezai Karakoç’un bir konuşmasında değindiği bir hususa dikkat çekti..

Sezai Karakoç ekran hocalarını uyardı

 

Diriliş mimarı üstad Sezai Karakoç, parti genel merkezinde konuşuyor ve akabinde bu konuşmalar her hafta internet üzerinden de yayınlanıyor. Bu konuşmalarda dikkat çektiği pek çok konu var. Bunlardan biri de 5 Ocak tarihinde yaptığı konuşmada değindiği konular…

Ele aldığı konulardan biri de bir değişim-dönüşüm çağına girdiğimiz bir dönemde televizyonlardaki adına uzman(!) denilen kişilerin dinî konulardaki yorumlarındaki niyet, anlayış ve tutumlar konusunda söyledikleri… Söylediği özetle şu: İletişim araçlarında din ve dinî konularda söylenilenler bilhassa halkta kafa karışıklığı yaratmaktadır. Bu işi bilenlerin kendi aralarında konuşmaları ve kitleye sadece doğru bilginin aktarılması gerekmektedir.

Tartışmak mı, istişare etmek mi?

Üstada hak vermemek mümkün değil. Şöyle bir hatırlayalım. Ramazan ayındaysak bütün tartışmalar oruç, teravih, sadaka ve zekat üzerinde yoğunlaşıyor. Bunlar da, insanları bilgilendirmek gibi bir niyetten öte, bu konulardaki farklı yorumlarla kafa karışıklığı meydana getirmek neticesi doğuruyor. Sorulan sorulara “ilahiyatçı” kimliği ile televizyona çıkan herkes farklı şeyler söylüyor. Hele kurban ayında isek tam bir evlere şenlik manzaralı tartışmalara tanık oluyoruz. Keza hac konusu da öyle… Oysa din, tartışılan değil, inanılan ve kabul edilen bir şey… Yorumlama ayrı, tartışma ayrıdır. Farklı yorumlar görüşülüp konuşulur ve ortak bir kanaate varılır. Bu da istişare ile olur. Şimdiki tartışma mantığı ise birleştirici değil, ayrıştırıcı bir mantık…Sezai Karakoç

Detaylara girmeye gerek yok. Hepimiz bu tür tartışmaların tanığıyız. İnsanlar, şayet böyle programlarda dinlerini öğrenmek gibi bir niyet içindeyseler vay hallerine… Bunun imkânı yok. Her konuşmacı aynı ayetlerden, hadislerden yola çıkıyor ama varılan sonuçlar ayrı. Din, beşerî bir disiplin gibi ele alınıp tartışılıyor. Bunun kimseye faydası olmadığı ortada. Ama ortada olan bir şey daha var. İşte Üstad, buna dikkati çekiyor. Ona göre bu tartışmalarla halkın kafası karışıyor. Sonuçta şöyle bir kanaat oluşuyor: “Görüyor musunuz, konuşanlar bile anlaşamıyor, ortak bir kanaate varamıyorlar. Bu İslam, demek ki anlaşılmaz bir şey. Öyleyse bu çağın dini olamaz.” Son tahlilde de “ya bu dinden vazgeçelim ya da zamana uygun hale getirelim” görüşü şuuraltına şırınga ediliyor.

Bilen konuşmalı

Peki, tartışma yapılmayacak mı? Elbette yapılacak, yapılmalı da… Ama Sezai Karakoç, bu tartışmaların uluorta yapılmak yerine uzmanlar arasında yapılmasının, konu ile ilgili makaleler, kitaplar yazılmasının doğru olacağını söylüyor. Kamuoyu önündeki tartışmalar hem İslam algısı hem de konuşmacıların şahsiyeti konusunda olumsuz sonuçlar doğuruyor. Zira bu tartışmalarda güya dinî konular tartışılırken ağza alınmayacak sözlere, tavırlara, münakaşalara, hatta kavgalara bile tanık olunuyor.

Sezai Karakoç’un konuşmasında dikkat çektiği bir husus da değişim ve dönüşümün kaçınılmaz olduğu fakat bunun her inanç medeniyetinin kendi dinamikleriyle gerçekleştirmesi gerektiğidir. Yakın dönemi hatırlayalım. Dini yaşamak anlamında değişim, kendi iç dinamiklerimizden hareketle yapılmadığı için 60’lı 70’li, 80’li, 90’lı yılların Müslümanlık algısı dış tesirlere göre şekillendi. 2000’li yıllarda da durum aynı. Elbette çevremize, dünyamıza açık yaşayacağız. Ama Müslümanlar yaşıyor olsa bile farklı tarihî, siyasi, ekonomik vs. şartlarda ortaya çıkan değişim şartlarını Müslümanların yaşadığı her coğrafyada uygulamak mümkün müdür? Yine Batıdan esen rüzgârlarla kendimize özgü bir değişimi ne ölçüde gerçekleştirebiliriz?

Sezai KarakoçYerlilik bilinci

Bu noktada aslında bir yerlilik bilincine ihtiyacımız var. Ortadoğulu Müslüman yazarlar, Türkiye’yi çok etkilediler. Ama yazdıkları, konuştukları ortam farklı olduğu için bu toprakların insanının dine daha çok sarılması manasında değişimini sağlıklı olarak gerçekleştirecek bir dil kurmamızı sağlayamadılar. Radikalizm ya da selefiliğin etkinliği böyle ortaya çıktı. Mesela Seyyid Kutup’la birlikte Mevlana okuyabilseydik, Hasan El Benna ile birlikte Yûnus Emre okuyabilseydik, Heidegger kadar Bediüzzaman’ı anlayabilseydik kanaatimce durum daha farklı olurdu. Yine temel kaynaklarıyla irtibatı çok zayıf iken Batılı yazarları çağı ve meseleleri anlamada referans olarak görmek bize entelektüel ukalalıktan başka hiçbir şey kazandırmamıştır.

Cenab-ı Allah, Türkiye’ye, geleneğin tecrübelerini modern zamanların bilgileriyle de yorumlayan bir mütefekkir nasip etti. Bu, üstad Sezai Karakoç’tur. O, yeni çağda üzerimizdeki ölü toprakları üfleyerek kendi dinamiklerimizle bu çağda nasıl var olacağımızın yolunu gösterdi. Bunu “Diriliş” kavramıyla da sistemleştirdi. Ama bunun kıymetini bilemedik. Bu sesin duyulmaması için ne gerekiyorsa yapıldı.

Ama üstad, duymak isteyen için hâlâ ikaz görevini, tebliğ görevini yapıyor. Kitapları da öyle… Günü, zamanı, çağı anlamak isteyenler üstadın bir taraftan kitaplarını okumaya devam ederek, bir taraftan da bahsini ettiğimiz konuşmalarını dinleyerek olup biteni anlamaya çalışmalılar. Zira karşı karşıya olduğumuz değişim, bir yenilenme değil tamamen bir çürüme ve bozulmaya da sebebiyet verebilecek çapta. Zira bu değişim, aynı gelenekten geldiğimiz insanlar eliyle yapılmaya çalışılıyor bu kez. Bu yüzden olup biteni, olacak olanı fark etmek bir hayli güç oluyor. Sözü üstadın yol gösterici şu cümleleriyle bitirelim: “Düşüncede diriliş, inançta diriliş, edebiyat ve sanatta diriliş, tabi siyasette de diriliş ve İslam âleminin bütünleşmesini gerçekleştirmek için bir hareket lazım ki, işte bizim diriliş hareketi o harekettir.”

Bir not: Merak edenler, üstadın konuşmalarına //yucedirilis.org.tr/ adresinden, kitaplarına ise //dirilisyayinlari.gen.tr/ ulaşabilirler.

 

Mustafa Özçelik yazdı

Yayın Tarihi: 11 Ocak 2013 Cuma 17:09 Güncelleme Tarihi: 11 Ocak 2013, 17:09
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Aydın Başar
Aydın Başar - 9 yıl Önce

Yerlilik bilinci denilen şeyin tehlikeli bir şey olduğunu düşünüyorum. Bir tek ümmet var. Bu ümmetin alimlerinin hangi coğrafyanın parçası olduğunun hiç bir önemi yok. Bilhassa ortadoğulu İslam alimleri ülkemizdeki müslümanların uyanmasında çok etkili oldular. yerlilik düşüncesi bizi öyle kötü bir yere götürüyor ki; "Sezai karakoç yerli olduğu için güzel, hasan El benna, Mevdudi ve S Kutub da selefiliğe ve radikalizme kapı aralıyor" deme noktasına götürüyor.Radikalizm söylemi batıların iftirasıoysa

nizamettin yıldız
nizamettin yıldız - 9 yıl Önce

Sezai Karakoçun 5 ocak taki yaptığı konuşmanın,yazıya çevrilmiş tam metni çeşitli sitelerde yayınlandı.bu konuşmada Seyyid Kutubun falan adı bile geçmiyor.Sezai Karakoçun dış etki derken belirttiği batı etkisidir.aydın Başar arkadaşımıza konuşma metninin tamamını okumasını tavsiye ediyorum..yerellikle ilgili yazılan düşünceler Mustafa Özçelike ait olsa gerek..

muzaffer
muzaffer - 9 yıl Önce

yerliliğin yanlış bişey olduğunu düşünmüyorum, kafamızı aklımızı rüyalarımızı hayallerimizi planlarmızı projelerimizi dualarımızı yardımlarımızı ulus devlet anlayışının dayattığı sınırlar içinde batılıların istediği şekilde hapsetmemiz yerlilik değildir.yerliliğin yerin yerimizin tanımını gerçek anlamıyla güzelce yaparsak yerlilik sarılmamız gereken bir ilke olarak karşımıza çıkar.biz de yerli olan herkesi alkışlarız yerli olmaya çalışırız.yer:İSLAM ÜLKESİ yerli:İSLAM MİLLETİ.ne mutlu yerlilere.

banner26