Şeyhülislam İbni Kemal'in kabri ayakta

Yavuz Sultan Selim'in hocasıyla olan menkıbesini herkes bilir. Peki mevzubahis hocanın kabrinin başına gelenleri de bilir mi?

Şeyhülislam İbni Kemal'in kabri ayakta

 

Hani herkesin bildiği bir menkıbe vardır: Yavuz Sultan Selim Mısır seferinden dönerken İbni Kemal’in atının ayağından sıçrayan çamur Yavuz Selim Han’ın kaftanına sıçrayınca İbni Kemal çok mahcup olur ve ne diyeceğini şaşırır. Bu hali gören Padişah; “Âlimin atının ayağından sıçrayan çamurlar bize medar-ı ziynettir. Öldüğüm zaman bu kaftanı böylece sandukamın üstüne koysunlar” diyerek hocasını yüceltir. Vasiyeti üzere bu kaftan bugüne kadar yıkanmadan muhafaza edilmiştir. 

Bu menkıbede ismi geçen Şemsüddin Ahmed İbni Kemal Paşazade daha sonra Osmanlı’nın dokuzuncu şeyhülislamı olacaktır. Mehtap TV’de Can Alpgüvenç Hoca’nın sunduğu Gönül Sultanları programından öğrendiğime göre İbni Kemal âlim bir şahsiyet olarak onlarca eser vermiştir. Hatta bir hesap yapıldığında ömrünün her gününe yirmi sayfa yazı düştüğü görülmektedir. Bunu bir keramet olarak nitelendiren Can Alpgüvenç, türbesinde gerçekleştirdiği programında onun Şah İsmail’e karşı Yavuz Sultan Selim’e fetva desteği verdiğini ifade etmektedir. Nitekim İbni Kemal’in; “Şeriat kim sarây-ı kibriyâdır/ Hakikat yapısı muhkem binâdır/ Ânın bir taşını kim koparırsa/ Yerine başını koymak revâdır” şeklindeki şiiri meşhurdur.  

Gönül isterdi ki kıymetli Can Alpgüvenç büyüğümüz o türbeyi yedi sene önce onararak harabe olmaktan kurtaran, ziyaret edilesi bir mekân haline getiren Hüseyin Terzioğlu amcadan da bir cümle olsun bahsetsin. Bundan yedi sene önce İbni Kemal’in kabrini ziyaret etmek isteseydiniz Edirnekapı Kabristanı'ndaki o harabeye dönüşmüş türbeyle karşılaşacaktınız veyahut büyük bir ihtimalle orayı hiç bulamayacaktınız. Çünkü yolu bile olmayan ve mezar taşı kırılmış o kabirde okunacak bir yazı dahi kalmamıştır. Kaldı ki o zamanlar tinercilerin mekân tuttuğu bu kabri ziyaret etmek pek de güvenli bir tercih olmazdı.

İşte bu kabre yedi yıldır emek veren gönüllü türbedar Hüseyin Terzioğlu amcayı bulduk ve ondan sizin için bu mekânın dönüşüm hikâyesini dinledik?    

Hüseyin Amca Kimdir? Hüseyin Terzioğlu

Asıl adı Saldun Terzioğlu’dur fakat büyükler bu ismi münasip bulmayınca o ismi bir kenara atmış ve kendisine verilen Hüseyin ismini kullanmaya başlamış… 1944 Bursa doğumlu olan Hüseyin amca özel sektörden emekli olduktan sonra kendisini tasavvufa ve kitap okumaya vermiş. Bu dönemde gönlüne İsmailağa Camii’nde çalışma arzusu düşmüş. Camii vakfı başkanına giderek bu arzusunu iletmiş. İlk önce; “Sen yaşlısın yapamazsın” denilse de kendisinin; “Ben bu kapıya hizmet etmeye geldim, yaşlılığımı nazar-ı itibara almayın” demesi üzerine kendisine 34 tane helası bulunan tuvaletleri yıkama görevi verilmiş. Bu görevi seve seve yaptığını söyleyen Hüseyin amca, bu vesile ile Mahmut Ustaosmanoğlu Efendi’den çok dualar almış ve hatta bir seferinde Mahmut Efendi’nin “Hüseyin, Hüseyin sen çok hayırlı işler yapıyorsun” şeklindeki iltifatına mazhar olmuş.

Türbenin onarımı

Orada dört sene çalıştıktan sonra 2004 yılında bahsetmek istemediği bir takım işaretlerle ecdadının kabirlerinin bulunduğu Edirnekapı Kabristanı'nda gönüllü olarak temizlik ve düzenleme faaliyetlerine başlamış. O dönemde İbni Kemal’in harabeye dönmüş kabrini görünce çok üzülmüş ve ağlamış. Zira tinerciler kabrin içerisinde ateş yakmış, içki içmiş ve pislemişler. Hüseyin amca o günden sonra bu kabri onarmaya ve başında durmaya karar vermiş. O günleri kendisi şöyle anlatıyor: “Yedi sene önce kabri onarmaya başladım. O zaman kabristanlarda güvenlikler yoktu. Takkem çalındı, cübbem çalındı, içinde cüzdanım vardı, param vardı; iki kere de telefonum çalındı. Kendini bilmez insanlar buraları mekân tutmuştu. Her gün gelip buraya hizmet ettim. Rabbim burayı bize tertemiz yapmayı nasip etti. Haziresini onardık, yerlerine taş döşedik, çeşmesi yoktu çeşme getirdik. Küçük bir pano aldım oraya da tarihçesini yazdırdım. Tramvay yolu yapılırken müteahhit Metin Beye mezara çıkmak için bir merdiven yapmasını rica ettim. Sağ olsun beni kırmadı. Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nden çiçek istedim, getirip diktim. Belediyeden kaldırım taşı alıp mezara giden yolu yaptırdım. Zaman zaman İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne, Fatih Belediyesi’ne ve Eyüp Belediyesi’ne gidiyorum türbenin ihtiyaçlarını söylüyorum. Hepsi de yardımcı oluyorlar, Allah razı olsun.” 

Hüseyin amca birtakım zayiatlar vererek bu türbeyi onardıktan sonra bu mekân yine bir takım saldırılara maruz kalmış. Bu sıkıntıları şöyle anlatıyor: “Biz bu onarımı yaptıktan sonra defineciler bu mübareğin kabrini rahatsız etmişler. İki – iki buçuk metre kabrini kazmışlar bir hazine buluruz diye… Bu da bana çok dokundu, çok üzülerek onu muhafazaya almak için demir bir kafes yaptırmak zorunda kaldım. İbni Kemal Hazretleri vasiyetinde kendisi için vefat ettiğinde üstü kapalı türbe yaptırılmasını istememiştir. Ben de içine yağmur girmeyen kapalı türbeler gibi olmaması gerektiğini düşünerek bu demir kafesi yaptırdım.“

Eskiden her gün türbeye gelen Hüseyin amca şimdilerde haftanın üç günü gelebiliyor. Burada huzur bulduğunu söylüyor ve ilave ediyor: “Buraya devamlı gelmediğim zaman içim sıkılıyor, evde duramıyorum. Bir de rüyamda sakallı bir zat eliyle gel diye bana işaret ediyor.” Onun bu kabre olan düşkünlüğü öyle bir hal almış ki artık hane halkı da rahatsız olmaya başlamışlar. Öyle ki hanım teyzemiz Hüseyin amcaya; “Bir gün mezarlıklarda ölüp kalacaksın” diyormuş…

28485Mahmut Çelebi Haziresi

Hüseyin amca türbenin bulunduğu Mahmut Çelebi Haziresi ile ilgili şu bilgileri verdi: “İbni Kemal’in bulunduğu hazireye Mahmut Çelebi Haziresi denilmektedir. Kapıdan girildiğinde türbedeki ilk kabir İbni Kemal’in kabridir. Türbedeki ikinci kabir Mahmut Çelebi’ye aittir. Mahmut Çelebi meşhur Şeyh Emir Buhari’nin (Emir Sultan) damadı ve bu isimle bilinen tekkenin ilk şeyhidir. 1531 tarihinde vefat etmiştir. Ayvansaraylı Hafız Hüseyin Efendi’ye göre Kazasker Mehmet Efendi’nin ve Muhyittin Hicri Efendi’nin kabirleri de bu türbededir.” Hüseyin amca bu ve benzeri bilgileri bir levhaya yazdırarak türbenin yanına da asmış. 

Şeyhülislam İbni Kemal

Hüseyin amca İbni Kemal Paşazade ile ilgili bildiklerini şöyle özetledi: “Osmanlı döneminde üç padişah görmüş Osmanlı’nın dokuzuncu şeyhülislamı İbni Kemal, Sultan II. Beyazıd-ı Veli zamanında Sipahi Ocağında bir askermiş. O zaman bir komutanının yani bir paşanın Filibeli bir âlim geldiğinde ayağa kalktığını görmüş. Bir asker arkadaşı ile bu konuda sohbet etmişler. ‘Bu zat kim ki paşa ayağa kalktı?’ diyerek hayrete kapılmış. Arkadaşı da onun Tokatlı Molla Lütfi adında çok büyük bir âlim olduğunu söylemiş. O gün Osmanlı’da âlimlerin baş üstünde tutulduklarını anlayan İbni Kemal; ‘Ben orduda yükselsem en fazla bir paşa olurum’ diye düşünmüş ve asıl önemli makamın paşalık değil hocalık olduğunu anlamış. İstanbul’a döndüğünde ordudan ayrılmaya ve kendisini ilme vermeye karar vermiş. Ve hakikaten döndüğünde dediği gibi yapmış ve ordudan ayrılarak Edirne’ye Molla Lütfi’nin yanına ilim tahsil etmeye gitmiş. Orada talebeliğe başlamış, daha sonra başka hocalardan ders alarak sonunda müderris olmuş. Gel zaman git zaman ilimde iyice ilerlemiş. Bunu bilen Osmanlı padişahı II. Beyazıd-ı Veli kendisine Osmanlı’nın ilk ansiklopedisini yazmasını emretmiş. O da büyük bir tarih ansiklopedisi yazmış.

Yavuz Sultan Selim dönemi

“Yavuz döneminde İbni Kemal’le padişahın arasında bir ahbaplık oluşmuş. Yani Yavuz Sultan Selim Han’ın çok sevgili bir hocası olmuş. İbni Kemal kitabında der ki; ‘İran taraflarından Şah İsmail, Allah tarafından haram kılınanı helal, helal kılınanı haram telakki ediyor.’ Onun İslam’a böyle zarar verdiğini düşünerek Yavuz Selim Han’a, Şah İsmail’i haklaması gerektiğini söylemiş. Yavuz Sultan Selim Han da bunun üzerine Şah İsmail’e birçok kez elçiler göndermiş. Elçiler öldürülünce, olumlu cevaplar da gelmeyince; Yavuz da İstanbul’dan başlayarak ordusunu toplamış ve Çaldıran’da Şah İsmail’i hezimete uğratmış... Şah İsmail tasını tarağını alıp kaçınca Yavuz Sultan Selim onun hanımlarını komutanları ile evlendirmiş.” 

“Daha sonra cifir ilmini kullanarak Yavuz’a Mısır’ı fethedecekleri zamanı söylemiş. Sonra da Sultan’a Şah İsmail’i destekleyen Memlüklerle mücadele etmesi gerektiğini söylemiş. İbni Kemal Şam fethinden sonra orada ebcetle İbni Arabi’nin kabrini bulmuş. Yavuz Selim Han da oraya bir cami bir medrese, bir aşevi yaptırmış. Benim bildiklerim bu kadar.”  

Çarşambalı Hattat Bakkal Arif Efendi

Yağmur çiselemeye başlayınca daha Mavi Marmara şehitlerini ziyaret edemeden Hüseyin amcayla vedalaşmak zorunda kaldık… Türbeden dönerken yolda Çarşambalı Hattat Bakkal Arif Efendi’nin mezarını da ziyaret ederek bir Fatiha okuduk. Hüseyin amca bu zatla ilgili olarak da şu bilgileri verdi: “Bu mübareğin yazısı öyle güzeldir ki Şehzadepaşa Camii’nin Vefa’ya bakan kapısındaki yazmış olduğu sülüs yazılı besmele insanı mest eder. Bu mübareğin yazılarını meşhur Hattat Sami Efendi de övmüştür. Bu mübarek Çarşamba’da evinden çıkıp çarşıda kahvenin önünden geçtiği zaman saygıdan bütün herkes ayağa kalkarmış. Mezarının baş taşındaki güzel yazıyı ise Hattat Rakım Efendi yazmıştır.” 

Utanç duvarı yıkıldı

Edirnekapı mezarlığının çıkış kapısına ulaştığımızda Hüseyin amca eskiden mezarlığın yola bakan tarafında yüksek bir utanç duvarı olduğunu ve kendisinin ecdadımızın mezarını kapatan bu duvardan dolayı çok üzüldüğünü hatta bu yüzden; “Ecdadımızın kabristanını bu büyük utanç duvarı ile kapattılar” diyerek çok ağladığını söyledi… Daha sonra bu duvar tramvay yolu yapımı esnasında kaldırılınca Hüseyin amca Rabbine gözyaşları ile çok şükürler etmiş.

Ne kadar takdir edilesi bir tavır. Zira İslam medeniyetinde hayatla ölüm iç içe algılandığından mezarlıkların yüksek duvarlarla gizlenmesi bu medeniyetin inceliklerine yakışmayan bir uygulama olsa gerektir. Hem mezarlıkların görünmesi okunan Fatihalar anlamında da bir bereket vesilesidir. El Fatiha… 

Aydın Başar haber verdi

Güncelleme Tarihi: 13 Eylül 2011, 22:44
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
y. t. günaydın
y. t. günaydın - 8 yıl Önce

Vâ esefâ. İbn-i Kemal'in kabri zaten yol yapımı bahanesiyle asıl olduğu yerden yıllarca önce şimdiki yerine nakledilmişti. Burada da perişan vaziyette kalmış. Mezarlara sadece birer mezar parçası diyemiyorum; bizi bu topraklardan sürmek isteyenler, yerin altındakilerin de düşmanıdırlar. Hafız Esed, Hama'yı yok ederken şehrin mezarlığınıı da ihmal etmemişti. Bosna'da Sırplar sadece insan öldürmediler, mezarlara varıncaya kadar herşeyi temellerine kadar söküp yok etmeye çalışmışlardı.

nur
nur - 8 yıl Önce

bilmediğimiz neler varmış... bu güzel haber için çok teşekkürler...

ZAFER ACAR
ZAFER ACAR - 8 yıl Önce

Ahmed İbn-i Kemal hazretlerinin herkese öğüt ve nasîhat niteliğinde darb-ı mesel hâlini almış kıt'a ve beyitleri vardır."Kısmetindir gezdiren yer yer seni,Arş'a çıksan, âkıbet yer yer seni.... Her ki gayrın yolunda kazdı kuyu,Kendi düştü kuyuya yüzü koyu.""Hemişe çok yanılır söyleyen çokKi söyler bulduğun dilde kemik yok.""Kıl iyilik suya at, bile balıkBalık bilmezse bilir anı Halık.""Ululuk kişiye Hak'tan atadur,Küçük görmek uluları hatâdur.""Sakla ku

ibrahim kaya
ibrahim kaya - 7 yıl Önce

İbni Kemalin kitapları belli. Böyle günde 20 yaprak düşüyor diye aslı olmayan abartılı bilgilerle hem gerçeğe hem de Paşazade'ye saygısızlık etmeyelim

banner19

banner13