banner17

Sen ne yaptın Huka?!

Seramiğin, çininin hikâyesi nedir? Bu sanatın incelikleri neler? Öznur Balık bizler için haberleştirdi.

Sen ne yaptın Huka?!

Haberiniz var mı bilmiyorum. Bize öğretilene göre seramik tesadüfen bulunmuş ve fakat şimdilerde etrafımızı çepeçevre kuşatmış bir ürün. Hadi biraz da ben kendimden bir şeyler katayım, size hikâyesini anlatayım:

Öznur Balık -Seramik & Çini
(+)

Huka isminde bir genç varmış. Gencin görevi dere kenarından eve kadar su getirmekmiş. Ancak ne var ki; eve hiç su getiremez, dahası onca yolu boşuna yürürmüş her gün. Çünkü zavallının su taşımakta kullandığı gereç bir sepetmiş. Bakmış hiç akıl kârı değil, sıvamış sepeti çamurla...

Almış eline sepeti, vurmuş yerden yere Huka

Ne var ki; ıslak olan çamur, suyun yumuşak ama dirençli yapısına çok dayanamıyor, eve varıncaya kadar deliniveriyormuş. Delikanlı da bu duruma sinirlenmiş haliyle; “Ne yapayım sepet seni!” demiş, vermiş ateşe... Zevk ve sinir haliyle izlediği sepetin kül olmasını bekliyormuş ama ateş bile sönüp gitmiş ama sepet ortada.

Soğumasını dahi beklememiş, almış eline sepeti, vurmuş yerden yere. Yok arkadaş, sepet kırılmak bilmiyor. Ateşte mukavemet kazanan çamur sepetle bütünleşmesin mi? Delikanlı artık döküp saçmadan evine su götürmenin yolunu bulmuş. Tabii buna benzer bir şeymiş seramiğin hikâyesi.

Öznur Balık -Seramik & Çini
(+)

Huka ne âlemde bilmiyorum ama bulduğu yanmış toprak şimdilerde diş porseleninden uçak motoruna, banyo ve lavabolardan kemik protezi ameliyatlarına, hatta ve hatta bizim kokoşların kullandığı saç düzleştiricilerine... Hemen her alana yayılmış durumda. ‘Seramik’in kelime olarak Yunanca’dan geldiği söylenmekte. Hemen her dilde benzer bir isimle telaffuz edilmekte.

Çin işi çini nasıl kök saldı bu topraklarda?

Seramik tarihini şöyle bir didikledikten sonra gelelim çiniye... Çini, Çin'den getirilmesi sebebiyle bu ismi almış. “Çin'den gelen” anlamında kullanılmakta. Osmanlı Devleti'nin puttan uzak, zarafete yakın sanat anlayışıyla örtüşen bu güzide çalışmaların Osmanlı'da başlı başına bir sanat dalı haline gelmesi, Çin'in şemsiyeli kadınlar portrelerinden soyutlanıp rumi, hat, haliç ve benzeri süslemeleriyle yeniden ele alınması ve camilerin bu sanatlarla tanışmasıyla başlamış.

Bu süreçte zorlanmayan ve süse püse düşkün olan atalarımız İznik'te kurulan atölyeleri çoğaltıp Bursa ve İstanbul'daki cami, saray ve medrese gibi yerleri bir güzel döşetmiş çinilerle. Bu sanat, İznik'ten sonra Kütahya ve Çanakkale'de de atölye ve fabrika çalışmalarıyla günümüzde kendisini göstermekte.Kuvars

İnsanla arasında nasıl bir bağ var çininin?

Ateşte pişirilen bu emeklerin çok ince bir sırrı vardır. Dilerseniz biz işin sanat kısmına bir değinelim. Değinmek demişken; balçıktan yapılan bünyeden bahsederek başlayabiliriz işe. Bisküvi dediğimiz bu alt bünye, üzerine harikalar işlenen ve hikmetini doğadan alan bir reçetenin bütünüdür. Bu reçete; illit, fedspat, kaolin, kuvars gibi doğada bulunan organik ve inorganik hammaddelerden oluşmaktadır. Muazzam yüzde hesaplarıyla kusursuz bisküviler elde etmeye çalışan atölyeler, çalışmalarıyla sanata burun kıvıran halkımızın gözünü doldurmayı başaramasa da, turistlerin ilgisini çekmeyi bir hayli başarmaktadır. Bu bisküvinin üzerine müthiş şaheserler döşememizi sağlayacak olan renk çemberi ise yine gücünü topraktan almakta ve insanın da balçıktan gelip güzelleşebileceğini gözler önüne sermektedir. Oksitlerle zenginleştirilen doğal hammaddelerin bütünü olan bu boyalarla geleneksel ve artistik çalışmalar uygulanır.

Öznur Balık -Seramik & Çini
(+)

Siyah renk kırmızıya âşık mı?

Her boyanın farklı sürüş tekniği ve biçimi vardır. Örneğin; kırmızıyı sürerken damla damla ve kalın bir şekilde fırçadan bünyeye geçiş sağlanırken, yeşilin sürüş biçimi hafifçe dokundurma ve sürtme yöntemiyle mümkündür. Bu boyaların bir başka ilginç özelliği ise siyah rengin tüm renkleri yakması, yani fırından çıktığında siyahın diğer boyayla üst üste geldiği halde ön planda olmasıdır. Ancak tek istisnai durum, kırmızıya âşık olduğunu düşündüğüm siyahın onu yakmamasıdır. Kıyamıyor tabii, kara sevda böyle bir şey! Denizlerden ilhamlanan turkuaz rengi ise su gibidir. Her renge yanar ve tamamını fırın sonrası dahi gösterir.

Boyalardan sonra desen konusuna da bir değinmek gerekir tabii. Desenler de anlamlandırılmış ve kullanım amacına göre oturtulmuştur bisküviye. Örneğin lale deseninin Allah’ı, gül deseninin Muhammed (s.a.v)’i temsil ettiği bilinmektedir. Abdal kuş figürü üzerine ise resmen efsaneler yazılmıştır. Dönemselleştirilen bu desenlere pençler, hatayiler, rumiler, haliçler, kalyonlar, minyatürler de dâhildir.

Öznur Balık -Seramik & Çini
(+)

Aman dikkat, ‘hakiki İznik çinisi’ diye yutturmasınlar

Son aşaması sırlama ve fırınlama yönteminden oluşan bu meşakkatli sanat garip bir sır taşımaktadır üzerinde. Ürünü dış etkilere (su, darbe, vb.) karşı korumak ve deseni muhafaza etmek, ürüne estetik bir değer katmak için kullanılan bu sır, yine reçete olarak doğada bulunan hammaddelerden oluşmaktadır. Camsı ve parlak bir yüzeyle kaplanması için hazırlanan ayran kıvamındaki reçeteye bandırılıp fırına verilmesi sonucu bu özelliği kazanır. Sırlama da içinde farklı yöntemlere ayrılır ancak çok dallandırıp budaklandırırsam ilk akademik yazımı okunmaz hale getiririm diye korkuyorum!

Velhâsıl, çini sanatı Çin’den gelmiş, yerini sevmiş ve burada kalmış. İznik'e yolu düşeniniz olursa, bu sanatın Türkiye'de doğup büyüdüğü bu mekânı muhakkak gezmeniz tavsiye edilir. Hoş, şimdilerde atölyeler “hakiki İznik Çini'si” diye Kütahya alt bünyesine desen çizip satıyor ama onu da görmezden geliniz artık.

Öznur Balık -Seramik & Çini

Öznur Balık, “Geleneksel Sanatlar-Çini bölümünü okumam nihayet bir işe yaradı” dedi

Güncelleme Tarihi: 18 Ağustos 2010, 17:24
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Melih Koşucu
Melih Koşucu - 8 yıl Önce

Mühendislik dersinde anlatılan seramikle burada anlatılan seramik arasında ciddi bir fark var. Sanırım fark şu: Ruh. Mühendislik formasyonunda o ruh yok. Burada güzel bir ruh gördüm. Allah razı olsun.

banner8

banner19

banner20