“Sen demek…”

Sen demek; “Ben” ve tüm zamirlerin silinip gitmesi demek. Her nereye dönüp baksam senin yüzünü görürüm. Her şey yıkılır gider ve gönlümde “Sen” diye bir dünya kurulur. Kelâmım “Sen” diye başlar, kalemim “Sen” diye yazar. Mücahit Kocabaş yazdı.

“Sen demek…”

 “Sen” diye başlayan cümleler dolanır içimde ve “Sen demek” üzerine dizilir sözlerim. Ne kadar yazsam da anlatamam güzelliklerini ve seni sığdıramam satırlara biliyorum. Lakin hep seni anlatmak isterim. Çünkü senden bahsetmek, saadetime vesiledir. Adını her andığımda narin kelebekler uçuşur yüreğimde. Methini söylediğim vakit içimdeki kırlar yeşerir, ağaçlarıma can gelir, çiçeklerim bir başka kokuverir.

Sen demek; “Ben” ve tüm zamirlerin silinip gitmesi demek. Her nereye dönüp baksam senin yüzünü görürüm. Her şey yıkılır gider ve gönlümde “Sen” diye bir dünya kurulur. Kelâmım “Sen” diye başlar, kalemim “Sen” diye yazar. Yolları “Sen” diye yürürüm, bir gönlün etrafında “Sen” diye dönerim mütemadiyen. Çünkü “Ben”, zelil olmuştur ve ufukta “Sen” diye bir güneş doğmuştur.

Her günün seherinde bülbüllerin güle serenadı gibi seni çağırırım türlü makamlarda. Karanlık geceye ve sonrasında doğan güne sadece seni anlatırım. Çünkü sen demek; muhacir kuşların getirdiği sıcacık bir “Selâm” demek. Her yanımı sesinin nağmesi ve esenliği sarar. Bir merhabanın gölgesinde eğleşiverir yüreğim.

Sen demek; sevdalı gözlerin renklerinde bir ömür demek. Sarılıp uyumak siyah gözlerinin eminliğinde, gezinmek ufuklarında maviliğinin ve hayale dalmak umudun beşiği yeşil gözlerinde. Aşkı içmek buram buram sevda tüten kahveliğinde. Buğulu bakan elâ gözlerinin şefkatinde sarıp sarmalanmak. Sen demek gözlerinde beliren bir aşk bestesi, sen demek rengarenk bir hayat müjdesi.

Sen demek; cevherpârelerle bezenmiş bir gönül demek. Yakutlar, zümrütler, safirler, elmaslar ve incilerle donanmış ve yücelere kurulmuş göz alıcı bir konak. Künhüne erebilenlerin gördüğü bir şölen ve zenginlik. İçinde barındırırsın en nadide renkleri.

Sen demek; masmavi bir gökyüzü, bembeyaz bulutlar arasından parlayan güneş, yemyeşil bir ormanın vadettiği masal, pamuklara sarılmış yumuşacık bir merhamet demek.

Sen demek; içimde dönüp duran en güzel ezgi demek. "Gördün mü hiç gözlerini benim gözümden" der mısraları. Terennüm edildikçe adın, yola koyulur bir âşık ve ruhunda güvercinler havalanır... Sahi, gözlerini benim gözümden gördün mü hiç?

Sen demek; Karacaoğlan'ın iştiyakla bahsettiği dilber demek. Kâh çeşme başında su ikram eden köylü güzelisin kâh dağ başında gezip gönül çelen dağ gazelisin. Dudaklarından alırım bal tadını, gözlerinden devşiririm gül hasadını. O pamuk gibi bereketli avuç içlerinden içerim âb-ı hayatı. Can bulurum sunduğun her kâsede. Sâkinin en güzel şarabı olan aşkın sarhoşluğunu hissederim sen damarlarımdayken.

Sen demek; beni aşk deryasına bağlayan zümrüdî bir nehir demek. Akışında kavuşturursun Yâr’e. Yücelerden gelen bir sessin ve ilhamını aldığın membadan çağıldayarak inersin. Sesi olursun adeta o bâki sesin. Bûsesinden can bulur çiçeklerim nefesinin.

Sen demek; hüsn libasını giyinmiş sevgili. Güzelliğin söndürür Mâh’ı, kıskandırır Venüs’ü, Afitâb’ı.
Sen demek; çetrefilli bir muammanın büyüsü. Efsunu kuşanmış kaleminden çağlayan gizemli bir şiirin kollarında bulur okuyan seni. Kavuştukça sende gizli olana, Yusuf Aleyhisselam’ın gömleği gibi şifa olursun gönle, göz aydınlığı olursun.

Sen demek; silinmeyen hatıralar demek. Yaramaz bir çocuk koşar sokaklarımda, seninle beraberken. Şımarmanın sevimliliğine sığınırım. Kendim olduğum zamanların neşesine ererim.

Sen demek; ayaklarıma vurulmuş bir zincir, boynuma geçirilmiş ilmik demek. Bağlamışsın zülfünün tellerine gönlümü. Senin sevdanda dâra çekilmişim. Zora düşmüşüm peşinde dolaşırken hatıraların. Çaresizim. Cemal Süreya’nın dediği gibi "Ve sevda, darağacında/Elimi çeksem, senden olacağım/Çekmesem kendimden..."

Sen demek; aşırı duyguların sağanağında beni ıslatan dört mevsim demek. Yaz mevsimi gibi ısıtırken iliklerime kadar birden dondurursun zemherinde. Bahar bahar açtırırken soldurursun güzünde. Ne yapacağını şaşırır gönlüm edalarının izinde. Sen demek; bir sözünle bedenimi, ruhumu musalla taşına yatıran demek. Çaresiz ve hareketsiz bırakırsın âşığını. Bir ölü sessizliği yaşar tan yeri...

Sen demek; gönlümde yanan ateş demek. Ne sönmesini isterim ne de bu yangına gönlüm dayanır. Senden uzakta, gönlüm yanıp yanıp kül olur gün batımında. Ve bu hazin ateşin, mahzun küllerini Yeşilırmak'ın sularına savurur aşka hürmeti olanlar. Kızıla boyanır nehir, göğümden akan yaşlarla. Derin bir sükût yükselir içimde, kelimelerimin boynu bükülür, öksüz kalır cümlelerim. Sen demek; koyu bir elveda demek.

Mücahit Kocabaş

Yayın Tarihi: 22 Şubat 2022 Salı 13:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26